 |
|
|
|
Moğolistan ziyaretinden KKTC'nin tanınmasına
|
|
|
Moğolistan, Türkiye'nin yaklaşık iki katı yüzölçümüne karşılık 2,5 milyon nüfusa sahip bir ülkedir. Bir göçerler ülkesi olan Moğolistan'da, yerleşik ekonomik ve toplumsal düzene geçişi hızlandırmak için, Hükümet'in ve özellikle Moğolistan Bilimler Akademisinin de desteği ile bir proje başlatılnıştı. Bu proje aynı aşiretten olanların başka isimler almasını ve karışıklıkları önlemeye yönelikti. Uygulama sürecinde birçok kişi kimlik kartı sahibi olmuş ve aşiretlerine ulaşamayanlar yeni soyadları belirlemek durumunda kalırken, komünist sistemin yarattığı baskı rejiminin ardından gelişen Milli Kimlik oluşumu da şekillenmeye başlamıştı. Bu süreç Devletin; belirginleşme, birlikte yaşamaya geçiş ve ekonomide ortak paylaşım esasının da bir yansımasıydı.
Moğolistan'da, 1990'ların başında başlayan sosyalist sistemden serbest piyasa ekonomisine geçiş süreci devam etmektedir. Moğolistan 2003 yılında %5,3 büyüme oranına ulaşmıştır. 2003 yılında GSYİH 1,2 milyar ABD Doları, kişi başına milli gelir 476 ABD Doları, enflasyon %4,7, işsizlik %3,6 ve dış ticaret hacmi 1,4 milyar ABD Doları'dır.Türkiye ile Moğolistan arasındaki toplam ticaret hacmi 2003'te son yıllardaki en yüksek değerine ulaşarak 3,1 milyon ABD Doları olmuştur. Serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecindeki Moğolistan, yeni iş olanakları açısından potansiyel arz etmektedir. Ancak pek çok sıkıntı da vardır. Özellikle, ülkedeki altyapı ve üretim eksikliği bilinen bir durumdur. Nüfusun çoğunluğunun dağınık olarak kırsal kesimde yaşamasına karşın Başkent Ulanbatur bir milyona yaklaşan nüfusu, gelişen ve çeşitlenen tüketici ihtiyaçları ile pazar payını günden güne artırmaktadır. Öte yandan Moğolistan, Türklerin tarihinde ve geçmişinde önemli yer tutmuştur. Türklerin ilk bilinen yazılı metinleri Orhun Kitabeleri ve Yenisey Nehri kıyısındaki Kırgız mezar kitabeleri bu bölgededir. Moğolistan'da Kazak, Özbek ve Uygurlar da yaşamaktadır.
Bu çerçevede Sayın Başbakanımızın Moğolistan ziyaretinin ve ilk kez bu düzeyde yapılan heyetlerarası görüşmelerin Ortalık Asya stratejileri bakımından önemli neticelerinin olabilmesi ihtimali, heyecanlandırıcı bir gelişmedir. Üstelik bu konularda sıkça eleştirilen bir mekanizmanın; sonuçlara ilişkin öngörüler üretip, kilometrelerce uzaktaki bize 'çok yakın' bir ülkeye vakit ayırmış olması Türk Dünyası kavramına yeni umutlar yüklemektedir.
Diğer yandan Orta Asya'da bizleri bekleyen beş adet kardeş Cumhuriyetimiz daha bulunmaktadır. Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan...Ve tabi ki daha yakınımızdaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Bunların yanında Tatar, Başkırt, Karaçay Balkar, Saha, Tuva, Çuvaş, Altay, Kırım Tatarı, Gagauz, Ahıska gibi bir takım Muhtar Cumhuriyetler ve Uygur Türklerinin yaşadığı Doğu Türkistan. Fakat bu ülkelerde hiç kimse 'ağabey-kardeş' statüsünden ve sığınma psikolojisinden hoşlanmamaktadır. Bu ülkeler uzun soluklu bir mücadelenin neticesinde bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bugünlere kadar gelen süreç, söz konusu coğrafyada hızla büyüyen ekonomiler ve geleceğe umut saçan nesiller yetiştirmektedir.
KKTC VE TÜRK DÜNYASI
Kuzey Kıbrıs Türk halkı çoğunlukla kendi çıkarlarına aykırı olmasına rağmen, Annan planına 'evet' demiş ve dünyaya barıştan yana olduğu mesajını bir kez daha teyit etmiştir. Orta Asya ülkelerinde bu süreç yakından takip edilmektedir. Özellikle Türkiye ile sıcak temas kurulmasından yana olan çevreler dikkatlerini bu konudan ayırmamışlardır. Hatta kimi zaman atılması muhtemel adımları 'Türkiye'nin abroyu (güvenilirliği) düşer' şeklinde betimlemişlerdir. Orta Asya ülkeleri 14 yıllık bağımsızlık geçmişlerine rağmen uzun yol kat etmişlerdir. Ekonomik parametreleri hızla yükselmektedir. Yeraltı ve yerüstü kaynakları tüm dünyanın iştahını kabartan türdendir. Stratejik merkezli bir yaklaşımla; gelecekte yaşanması muhtemel enerji darboğazında petrol ve doğalgazla örülü bu coğrafya, dünyanın yeni düzenine ilişkin sonuçlar ortaya koymaktadır. Diğer yandan, geçtiğimiz dönemde Kırgızistan ve Özbekistan'da yaşananlar bahsettiğim süreci durduramayacak kadar yapay görüntüler ihtiva etmektedir.
Moğolistan gezisi sürecinde Rusya'ya da uğrayan Sayın Başbakanımız, önemli bir gerçeği daha anımsatmıştır:
Bu durum bahsi geçen ülkelerin kendilerine özgü şartlar da hesaba katılarak değerlendirilmelidir. Kaldı ki Rusya'da yapılan üst düzey görüşmeler bölge halkını ve yönetimini daha çok rahatlatacaktır. Çünkü gerek Türkiye'nin ve gerekse Rusya'nın kısa dönemde, etkin uluslararası ilişkilerinde bir gereği olarak tamamen ayrıksı hareket etmeleri mümkün değildir. İşte; bu perspektiften yola çıkarak atılacak yeni adımlar, 5 'Kardeş Cumhuriyet'i bize daha da yaklaştırabilir.
Esasında Türkiye'nin Orta Asya açısından, AB ve Ermenistan ile olan ilişkileri dışında çok fazla problem yaratabilecek hareket noktaları yoktur. Bu problemler de iddialı, radikal ve kararlı politikalarla mutlaka lehimize çevrilmelidir. Nitekim AB sürecinin muhtemel sonuçlarını iyi kavrayıp enerjimizi, yıllardır ihmal ettiğimiz ve bizi bekleyen bu coğrafyaya yönelterek sonlandırabiliriz. Gerçekten de bahsedilen hareket noktası KKTC'nin tanınması ve ambargoların kaldırılması için yeni bir yolun habercisi olabilir. Eğer dış etkenler göz önüne alınmazsa 2 aylık yoğun bir çalışma, yaklaşık 200 milyonluk bir nüfusun yaşadığı bu ülkelerin Kuzey Kıbrıs'ı tanıması sürecini başlatabilir. Örneğin Azerbaycan'la bu doğrultuda yaşananlar birden bire oluşmuş değildir. Diğerleri ile de ilişkiler optimal seviyeye taşınabilir ve dünya ekonomisi için gelecek vaat eden bu ülkeler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tüm dünyaca tanınmasının baskı unsurunu meydana getirebilirler.
Kürşad Zorlu-Araştırmacı-Yazar
Sayfamızda yayımlanmasını istediğiniz yazılarınızı, mercekalti@aksam.com.tr adresine yollayabilirsiniz.
|
|
|
|
|
|
 |