27 Temmuz 2005 Çarşamba       




 

'Büyük Oyun'dan 'Öz Büyük Oyun'a

   
 
SSCB'nin çöküşüyle ortaya çıkan boşluğu doldurmaya talip olan Türkiye, İran ve Rusya Federasyonu (RF) arasındaki rekabet, 19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasında Afganistan ve Orta Asya'nın kont-rolü için yaşanan mücadeleyi hatırlattığı için İkinci Büyük Oyun olarak adlandırılmıştı.

1997'den itibaren bölgeye ilgisi giderek artan ABD, 11 Eylül'ün ardından etkinliğini de artırınca 2000'li yıllara ABD ile RF arasındaki 'Öz Büyük Oyun'la girildi.

Bu rekabette RF, eski Sovyet ülkelerini BDT Güvenlik Örgütü ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) çerçevesinde toplamaya çalışır ve kendisine yakın politikalar izleyen liderlere destek verirken, ABD bölge enerji kaynaklarını RF'nin kontrolünden kurtarmak ve Rusya yanlısı politikalar izleyen liderleri değirmek için renkli devrimler planlamaya yöneldi. Ayrıca, 11 Eylül sonrasının işbirliği ortamını ve Afganistan operasyonunun lojistik ihtiyaçlarını kullanarak, Romanya'dan Özbekistan'a üsler ve uçuş hakları elde etti. Son aylarda bir taraftan ABD planlarının anahtar projelerinden Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) projesinin bitime yaklaşmış olması, diğer taraftan Gürcistan, Ukrayna ve son olarak da Kırgızistan'daki değişimlerden sonra yeni hedef arayışlarının başlaması ve son olarak da ŞİÖ'nün Orta Asya'daki Amerikan üslerinin ne zaman boşaltılacağı sorusuyla yeniden gündeme gelmesiyle, Öz Büyük Oyun'un devam etmekte olduğunu bir kere daha hatırladık.

güzergahları üzerinde veya yakınında bulunan ülkelerdeki baskıcı rejimler, açık ya da gizli ABD desteği ve parasıyla birer birer değiştirmek. Gürcistan'da iktidara gelen ABD eğitimli Saakaşvili önce ülkenin dağlık bölgelerindeki 'El-Kaide bağlantılı Çeçen köktendincilerle mücadele için' ABD askeri uzmanlarını davet etti, ardından ülkesini NATO ve AB üyeliklerine hazırlayacak girişimleri başlattı. Ukrayna'da ABD destekli Yuşçenko hükümeti, Rusya'ya bağımlılığı azaltacak projeler geliştiriyor. 16 Haziran'da Kiev'de 'demokratik' Ukrayna'ya yatırım imkanlarını tartışmak için toplanan özel Davos Dünya Ekonomik Forumu'nun ardından, Hazar'dan Ukrayna üzerinden Polonya'ya gidecek yeni bir petrol ve gaz boru hattı güzergahının planlandığını açıklandı. Turuncu Devrim öncesinde Kuçma'nın Ukrayna'yı Batı'ya bağlaması planlanan Odesa-Brodi hattını askıya alarak Rusya'yla yakınlaşması ABD'nin Yuşçenko'ya verdiği desteği tetiklemişti. Şimdi aynı konu Chevron'la görüşülüyor. Aynı zamanda, Gaz de France şirketiyle de Rus gazının İran gazıyla ikame edileceği bir başka proje için görüşmeler sürüyor. Bu iki projenin gerçekleşmesi, Ukrayna'yı enerjide tamamiyle Rus bağımlılığından kurtaracak ve dış ilişkilerinde rahatlatacak.

Kazakistan daha önce katılmayı reddettiği BTC projesine petrol verme girişimlerini canlandırırken, Ukrayna'yla yeni kurulması planlanan hattı kullanma konusunda görüşmelere de başladı. Ukrayna projesinde gündeme gelen Chevron, Kazakistan'ın Tengiz petrollerini işleten konsorsiyumun da lideri. BTC hattının güvenliğini, iktidara taşıdığı Saakaşvili'yi ABD askeri danışmanlarıyla destekleyerek ve Gürcistan'ı NATO-AB üyeliği yoluna sokarak güvenceye alan ABD'nin (Abdullah Öcalan'ın paketlenerek Türkiye'ye teslimini de unutmayalım!..) ilgisi şimdi de Azerbaycan'a yönelmiş durumda.

BTC hattının ekonomik olmadığını iddia eden BP'nin fikir değiştirmesinde etkili olan kişi Clinton döneminde BP'nin danışmanlığını sürdüren eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniev Brzezinski'ydi. Brzezinski, baba Bush'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Brent Scowcroft'la birlikte ABD-Azerbaycan Ticaret Odası'nın yönetim kurulu üyeliğini sürdürüyor. Bu isimlere, Dick Cheney'nin Başkan Yardımcısı olmadan önce de katılmış olduğunu düşünürsek, şu andaki yönetim için Azerbaycan'ın ne kadar stratejik öneme haiz olduğu rahatlıkla görülür.

Zaten, Başkan Bush'un 10 Mayıs'ta Tiflis'te artık Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu'da 'kalpleri özgürlük ateşiyle yanan gençlerin bu taleplerini elde edeceklerini' söylemesi Avrasya'nın tüm amatör devrimcilerine açık bir çağrıydı. Azeri muhalefetinin önemli isimlerinden İsa Gamber'in İstanbul'da George Soros'la görüşmesinin yanı sıra, ABD'nin National Endowment for Democracy, Freedom House ve National Democratic Institute (NDI) gibi kuruluşlarının çok aktif oldukları Azerbaycan'da Gürcistan, Ukrayna ve Sırbıstan'ı hatırlatacak şekilde örgütlenmekte olan Yeni Fikir, Magam, Yok ve Azerbaycan Turuncu Hareketi isimli gençlik örgütlerine destek verdiklerini görüyoruz. Haydar Aliyev'in ardından iktidara gelişinden beri demokratikleşme yolunda hemen hiç adım atmayan İlham Aliyev'in büyük ölçüde Washington'da gözden çıkartıldığı da söylenebilir.

Tüm bunlardan sonra, ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının Batı'ya akacağını hesaplayan Çin'in girişimleriyle Şanghay İşbirliği Örgütü, bölgedeki ABD üslerinin boşaltılması için bir takvim belirlenmesini istedi. Çin ve Rusya'nın yanı sıra, bu talebin ardında, 11 Eylül sonrasında ABD'yle yakınlaşan ama kamuoyunda artan tepkiler sonucu Amerikan yönetiminin araya mesafe koymaya başladığı Özbekistan'ın baskıcı lideri Kerimov'un olduğu da söyleniyor. Özellikle Mayıs'ta Andican'daki hareketliliği şiddetle bastırmasının ardından ABD'yle yollarının ayrıldığı ve bunu dengelemek için Kerimov'un Moskova'ya yakınlaşmaya başladığı gözleniyor. Ağır toplar arasında sıkışan Kırgızistan'da ise George Soros'un ifadesiyle 'sivil toplumu yeterince olgunlaşmadan' gerçekleşen 'devrimle' iktidara gelen Kurmanbek Bakiyev de bu talebe destek verdi. Ekonomisi tamamen çökme noktasına gelmiş Kırgızistan'da ABD'nin Özgürlükleri Destekleme Yasası çerçevesinde sadece 2004'te 12 milyon dolar dağıtmasının yanı sıra, seçimlerde çok aktif olan Demokrasi ve Sivil Haklar Koalisyonu'nu ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından fonlanan NDI'nın ve bağımsız-muhalif medya organlarını da büyük ölçüde yöneticiliğini eski CIA Direktörü James Woolsey'in yaptığı Freedom House'un finanse ettiği düşünüldüğünde, Avrasya'daki demokrasi mücadelesinin çerçevesi daha iyi anlaşılır.

ve ABD'nin girişimlerinin kısa vadede kendisine zarar verecek noktaya taşınmaması için gayret sarfediyor. Bu çerçevede, özellikle Kasım'daki Azerbaycan seçimleri büyük önem taşıyor. Sadece bu ülkedeki herhangi bir gerginliğin Türkiye'ye yansımalarının olma ihtimalinden dolayı değil, fakat Azerbaycan'ı bugüne kadar her alanda destekleyip yönlendirmiş olmasından kaynaklanan bir sorumluluk duygusuyla Türkiye, Bakü'nün yeni bir renkli devrime sahne olmasını görmek istemiyor. Bunu engellemek için fazla zaman ve İlham Aliyev'i bir an önce demokrasiye yönlendirme dışında fazla bir alternatif kalmadığı açık. Demokratik olmayacak seçimler sonucunda Bakü'de yaşanacaklar bir anlamda burayı 'arka bahçesi' olarak gören Türkiye'nin de sorumluluğundadır. Bugüne kadar dış politikasında iktidardaki güçleri sonuna kadar desteklemiş olan Türkiye'nin Azerbaycan'da olası bir kanlı çatışmayı önlemek için Aliyev'in yanı sıra, aynı zamanda, muhalif liderlerle de görüşmekte olduğunu ummak çok büyük bir saflık mıdır?

Mustafa Aydın-Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi




Sayfamızda yayımlanmasını istediğiniz yazılarınızı, mercekalti@aksam.com.tr adresine yollayabilirsiniz.


 
 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir