Yaz geldi, takke düştü kel göründü! Aslında, -yaz geldi diye- şöyle ağız tadıyla neşeli, ümit dolu, parlak bir yazı yazmayı nasıl da isterdim. Ama, ne varsa... Hep birşeyler çıkıyor ve insanın bu hevesini kursağında bırakıyor.
Niye mi?
Niye olsun ki; hazırlıksız sahil kentleri birer ikişer erör (hata) vermeye başlıyor. Trafik, elektrik, su, kanalizasyon, çöp, servis (hizmet) ve diğer birçok alanda eksikler hızla ve etkisini arttırarak varlığını hissettiriyor. Toplumsal olarak, göçebe zamanlarımızdan kalan genetik mirasımız uyanıyor. Hepimizi yaz ayının bu geçici ortamında, 'kural tanımama isteği' biraz daha fazla sarıveriyor. Kısa süreli vurgun hevesleriyle konuşlanan sözde esnaf, tüketicinin canına okumaya başlıyor. Zaten yetersiz olan altyapının yanında, bir de onu kullanan bizlerin; 'Burası nasılsa sayfiye, ne yaptığıma kim bakar. Baksa da zaten ne olur! Burada bir iki ay ya varım, ya yokum. Sonra beni arasınlar da bulsunlar' düşüncesiyle davranınca, hayat daha bir çekilmez, katlanılmaz oluyor. Trafikte... Restoranda... Kafeteryada... Yolda... Toplu yerlerde... Neredeyse her yerde.
Bir de gazete haberleri... İşin tuzu biberi...
Ecevitimiz bir 'Vahidettin mevzuu' açıyor. 'Bini bir arada' ulema konuya dalıyor.
Bir sene önce 39 kişinin hayatını kaybettiği, saçma sapan tren kazasının yıldönümünde devlet gene hiçbir şey hatırlamıyor. Kurbanları anmayı da elbet.
İçişleri bakanımız; 'biraz dalgınlığımıza geldi, ama bundan sonra terör konusunda daha şey olacağız' mealinden bir açıklama yapıyor.
Orman yakıp geleceğimizi kül etmeye kaldığımız yerden, Muğla'dan devam ediyoruz.
Artık sıradan olan bir şekilde, Adapazarı'nda bir bayan vatandaşımız; gittiği hastaheneden 'birşeyin yok' denip eve gönderildikten kısa bir süre sonra hayatını yitiriyor.
Bebeklerin hastahanelerde enfeksiyon kapma etkinliği, il il yayılıyor.
Haftalık dergilerden bazıları fiyatlarını beşte bire indiriyor, satışları on misli artıyor.
Anayasayı deldirtmemekle görevli yeni atanan Anayasa Mahkemesi üyesinin, daha önce Anayasayı bir kere(cik) deldiği ortaya çıkıyor.
Artık benzin istasyonlarını sadece yüksek gerilim hatlarının altına yapmakla kalmıyoruz. Onların yanıbaşına yemek fabrikaları kurulmasına da izin veriyoruz. Sonra onlar da patlıyor.
Yargı organı mensupları 'rejim tehlike altında' diyorlar. Anayasa Mahkemesi başkanlık seçiminde aday enflasyonu yaşanıyor. Rekor süredir başkan seçilemiyor. Kimse de uzlaşma sinyali vermiyor.
Fener 10 milyon avroya iyi bir orta saha oyuncusu alıyor. Juve ise, 10 milyon avrosunu Fener'den tahsil ettiği 20 milyon avroya 'Dünyanın En İyi Orta Saha Oyuncusu'nu alıyor. Basınımız Fener'i, 'transferi en iyi bilen kulüp' olarak alkışlıyor.
Yolda yürüyen bir genç, adliye kavgasında kim vurduya gidiyor. Linç ediliyor. Hastahanelik olup, gözünü yoğun bakımda açıyor. Derdi dinlenmediği gibi, şüpheyle bakanlar bile olabiliyor.
Devletimiz 200 tane çocuğumuzun -yani geleceğimizin- hayatına değer biçiyor: 400 bin YTL.