 |
|
|
|
Eyvah yaş 35
|
|
|
Bu haftaki konumun başlığından da anlayacağınız gibi Fransızların çevirmiş olduğu Belçikalı yönetmen Cécile Telerman'ın yeni gösterime giren bir filminden bahsetmek istiyorum.
Filme giderken ister istemez 35 yaşına gelmiş 3 bayanın yaşamış olduğu komik olayları, orta yaş bunalımına girip yaptıkları davranışları, ağlanacakları hallerine güldükleri bir film izleyeceğinizi düşünüyorsunuz, en azından ben öyle düşünmüştüm ama tamamen yanılmışım.
Filmde çocukluktan beri beraber olan ikisi evli biri bekar üç bayan arkadaş var. Bekar olan evde kalmış olmanın verdiği bunalımdayken diğer iki evli arkadaşı ise evliliklerinde yaşadıkları sorunların bunalımına girmişlerdir. Aslında üçü de oldukça başarılı bir iş hayatına sahiptirler. Biri doktor, biri avukat ve diğeri ise ünlü bir şirkette çalışmaktadır. Ancak mutluluğu yakalayamamışlardır. Başarılı, güzel ve bir bayanın en güzel yaşına kavuşmuş üç bayan. Peki, onlar için eksik olan neydi?
Ben size bu filmden aldığım mesajları hayatımıza uyarlayarak biraz anlatmak istiyorum. Erkeklerin ve bayanların çok farklı oldukları kesin ama keşke erkeklerde biraz bayanlar kadar duyarlı olmayı başarabilselerdi.
Filmde 3 tip erkek modeli var. Biri gayet tembel hiç hayat kaygısı olmayan, nasıl olsa eşim doktor eve para getiriyor, çocuklara da bakıyor deyip yan gelip bütün gün yatan, pasif ve çok geniş yürekli bir erkek. Diğeri her şeyim olsun, çok param olsun, başarılı olayım diye çalışıp duran ama bu arada eşini ihmal eden onunla hiçbir şekilde iletişim kurmayan, bu arada yaptığı iş seyahatlerinde eşini aldatan duygusuz bir erkek. Diğeri ise sevgilisi ile yaşamak arzusundayken son anda vazgeçen, kızı ortada bırakan beraberlikten ve bağlanmaktan korkan zavallı bir erkek.
Hiçbir kadın bu üç erkek tipiyle de sanmıyorum ki beraber olmak istesin. Her zaman kadınlar bir şeylerin mücadelesini vermek zorunda mıdır bu hayatta? 'İstisnalar tabiki var kimse yanlış anlamasın'. Ama neden kadınlar yuvasını kurtarmak için elinden geleni yaparken erkekler son derece duyarsız davranırlar? Neden eşlerinin veya sevgililerinin kıymetini kaybettikten sonra anlarlar? Ama sonrada geri dönen neden hep onlar olurlar? Fakat yine erkekler şunu bilmezler ki kaybettikleri zaman tam anlamıyla kaybetmişlerdir. Bir kadın kırıldığı zaman incitildiği zaman tamiri gerçekten çok zor oluyor belki kadın rol yapıp unutmuş gibi görünüyor ama bir kadın asla unutmuyor.
Filmde de olduğu gibi hayatı boyunca eşine sadık olarak yaşamış ve anne olmuş bir kadın aldatıldığını öğrendiği an evi terk ediyor ama ardından kimseyle beraber olamıyor, evinde pasif olan erkeğin eşi ise eşinin bu tembelliğinden sıkılıp, isyan edip mutluluğu dışarıda arasa bile yapamayıp yine eşine ve çocuğuna dönüyor. Bekar olan kadınsa çok sevdiği sevgilisi tekrar gelip ona onsuz olamadığını söylese bile reddediyor ve onu tamamen hayatından çıkartıyor. Yani bir kadın özverili olabiliyor ama canı yandığı zaman kesinlikle affedici olamayabiliyor.
Hayatı ve tamamen gerçekleri yansıtan bir film. Belki karakterler inceleniyor ama genelde de hepimize tanıdık gelen üzücü olaylar değil mi bunlar?
|
|
|
|
|
|
 |