26 Temmuz 2005 Salı       




 

Dr. Murat Kınıkoğlu


 
muratkinikoglu@yahoo.com

Doğruya doğru...

   
 
Devlet hastanelerinde yıllardır devam ede gelen ve halkı bıktıran organizasyon sorunları ve aksaklıklar herkes tarafından biliniyor. 'Başhekimlik' müessesesinin uygulama şekli de acilen düzeltilmesi gerekli bu önemli sorunlardan biridir. Ülkemizde başhekim hastanenin her şeyidir. Milyarlık ihalelerin kime verileceğinden tutun, hastanenin temizliğini kimin yapacağına kadar her şeye o karar verir. Bu arada yatırdığı hastaların takip ve tedavisini de ihmal etmemesi gerekir. Hangi doktorun kaç yatağı olacağı, hangisinin poliklinikte, hangisinin katta çalışacağı, kimin kaç nöbet tutacağı gibi konular da başhekimin yetki alanına girer. Bu nedenle hastanede çalışan doktorlarla başhekimler arasındaki çekişmelere ait hikayeler anlatmakla bitmez. En son bir gazetede tayin olan başhekimin arkasından davul çalarak kutlama yapan meslektaşlarımı gördüğümü hatırlıyorum...

Mevcut başhekimleri tenzih ederim ama hastaneye yatabilmenin en kolay ve garantili yolunun başhekimin muayenehanesinden geçmek olduğunu ve bazı başhekimlerin devlet hastanelerini özel klinikleri gibi kullandığını herkes çok iyi biliyor. Şimdi Sağlık Bakanlığı başhekimlere diyor ki 'Muayenehane açmak istiyorsan başhekimlik görevini bırak'. Amaçları; 'Başhekimlerin hastaneyi istismar etmelerini önlemek, onların tüm güçlerini ve mesailerini hastaneye vermelerini sağlamak' ise çok haklı bir öneri. Şurası bir gerçek ki hastasından personeline, acil servisinden ameliyathanesine, sorumlu oldukları hastaneyi halka dört dörtlük hizmet verir hale getirmek için yarım gün değil tam gün mesai bile az gelir...

Tabipler odası bu uygulamaya, 'Türkiye'de 60 yıldır uygulanan bir sistem olduğu ve özel muayenehanelerin de kamusal bir hizmet verdiğini' söyleyerek karşı çıkıyor ve bence hata yapıyor. Bu şekilde 'AKP hükümetinin kadrolaşmaya gideceği, bu girişimle birçok hastane başhekiminin istifa etmesine sebep olarak yeniden bütün hastanelere başhekim atama olanağı elde edileceği' endişelerine ben de katılıyorum. Bence bu ayrı bir konudur ve ayrıca mücadelesi verilmelidir. Bakanlığının önerdiği her şeye karşı çıkmak adına yapılan iyi şeylere de itiraz etmek ne derece doğru olur? Karşı çıkacağımız konuları seçerken biraz daha dikkatli olmalı, her şeyden çok halkın yararını gözetmeli, bazılarının yaptığı gibi alternatif çözüm yolları önermeden 'her şeye toptan itiraz etmenin' kolaycılığına ve cazibesine kapılmamalıyız.

EĞRİYE EĞRİ...

Gelelim Sağlık Bakanlığı'nın bir diğer uygulamasına; yeni yasa ile yataklı sağlık kuruluşlarına birer mescit açma zorunluluğu getiriliyor.

Bu mescitlerin kimin için açılmak istendiğini anlayamadım. Hastalar için mi yoksa personel ve doktorlar için mi?

Hastalar içinse; bir kişinin hastaneye yatması için adı üstünde 'hasta olması', en azından her gün hastaneye gidip gelmeye gücü yetmeyecek kadar rahatsız olması gerekir. Böyle hasta olan bir kişi üç kat aşağıdaki mescide gidip namaz kılabilir mi? Kılması gerekiyor mu? Tekerlekli sandalyelerle koğuştan mescide namaz servisi mi düzenleyeceksiniz? Kaldı ki yıllardır yatağında veya odalarında namazlarını kılan yüzlerce hastamız oldu, şimdiye kadar hiçbir doktor onlara burada namaz kılmak yasaktır dedi mi?

Diyelim ki mescidi açtınız ve hasta beş vakit namaz kılıyor. Günlük muayenelerde hastayı yatağında bulamayınca ne yapacaksınız? Kat hemşiresi 'Hasta üç kat aşağıdaki mescitte efendim, biraz bekleyin, şimdi selam verip geliyor...' derse.. Muayene zamanlarını (yeni başhekimin emriyle!) namaz vakitlerine göre ayarlamamız gerekecek. Sadece o kadarla kalsa iyi, ilaç saatleri ne olacak? Onu da şöyle değiştirebiliriz; tansiyon ilacı sabah namazından sonra, romatizma ilacı akşam ezanından önce.... Doktor bey hastaların iğnesini ne zaman yapacağız? İkindi namazını müteakiben...

Beş vakit namaz kılmak, örnek aldığınız hastane kilisesinde haç çıkarıp dua etmeye benzemez; abdest alacaksınız, kurulanacaksınız, namaz kılacaksınız, dua edeceksiniz. Tespih de çekerse hepsini toplayın, hastanın gününün nerdeyse yarısından fazlasını mescitte geçirmesi gerekecektir. Bu sırada; adı üstünde 'hasta' mescitte fenalaşırsa ne olacak? Kadroya bir de 'mescitten sorumlu hekim' ilave etmek lazım. Sonra işin bir de ayrımcılık boyutu var. Bir koğuşta yattığınızı düşünün; mescide gidip namazlarını eda edenler koğuşa döndüklerinde gitmeyenlere nasıl bakacaklar? Zamanla hastaların gruplara ayrıldığını görürsek şaşmayalım... Mescide gidenler, yatağında kılanlar, Cumaya gidenler, hiç kılmayanlar. (Ha bir de başhekim korkusundan mescide gider gibi yapıp bahçede gezenler olacak...)

Eğer mescit, hastalar için değil de doktorlar ve personel için yapılıyorsa durum daha da vahim. Bundan sonra atanan yeni başhekimlerin hepsi namaz kılacağına göre tüm personel beş vakit mescitte olacak demektir.

Peki hastalar? Onlar Allah'a emanet...


 
 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir