26 Temmuz 2005 Salı       




 

Cengiz Türksoy


 
cengizturksoy@izmir.bel.tr

Kent yaşamında adalet

   
 
Kentler, doğaları gereği heterojen bir toplumsal yapıya sahiptirler. Kentsel alanda zengin, yoksul; işçi, işsiz; kadın, erkek; patron, emekçi; çalışan, emekli; öğretmen, öğrenci; genç, yaşlı; okumuş, okuyamamış; memur, esnaf; sağlıklı, engelli vb. toplumu oluşturan her kesimden yüz binlerce insan yaşamaktadır. Bu kesimlerin kent mekanında dağılımı ile yerel ve merkezi yönetimce kentte sunulan teknik ve sosyal altyapı dağılımı arasında ilginç bir bağlantı vardır. Kent merkezinden çepere gidildikçe mahallelerin gönenç düzeyi azalırken bu yörelerde sunulan teknik ve sosyal altyapı kolaylıklarının standartları da düşmektedir. Kentin en yoksullarının yaşadığı yörelerde sunulan kentsel kolaylıklar en düşük standarttadır.

Örneğin, İzmir'in düzlüğünde sunulan kentsel kolaylıklar sırtlara çıkıldıkça azalmakta, kentin en yoksullarının yaşadığı ve erişilebilirliği en zor olan yörelerde bu kolaylıklar en alt düzeye düşmektedir. On yılların ihmaliyle oluştuğu bilinen bu durum kentlilerin büyük çoğunluğunca doğal karşılanmaktadır. Oysa, Anayasa'nın 10. maddesinin ilk ve son paragrafında yer alan hükümlere bakıldığında hem merkezi, hem de yerel yönetimin bu farklılığı ortadan kaldırmakla yükümlü olduğu görülmektedir. Anılan madde; 'Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir' hükmüyle başlamakta ve 'devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar' hükmüyle bitmektedir. Yine Anayasa'nın 56. maddesinde bu kez ' herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir' denilerek yurttaşların bir başka hakkı güvence altına alınmaktadır. 10. ve 56. madde birlikte değerlendirildiğinde, 'devlet organları ve idare makamları'nın kentin düzlüğü ile sırtlarına ayrı standartlarda hizmet götürmüş olmasının ve sırtlardaki sağlıksız ve dengesiz çevrenin oluşumuna engel olmamasının Anayasamızca kabul edilemez bulunduğu görülecektir.

Merkezi ya da yerel kamu otoritesi kentte yaşayan insanlara sunduğu tüm hizmetleri önceden belirlenmiş yasal kurallara ve nesnel ölçütlere uygun biçimde ulaştırmak ve dağıtmak zorundadır. Bu hizmetlere erişme zorluğu içinde bulunan hemşeriler için 'pozitif ayrımcılık' yapılması da bu nesnelliğin gereğidir. Bir başka deyişle; kamu otoritesinin düzlükte yaşayanla sırtlarda yaşayan; çocukla yetişkin; kadınla erkek; engelliyle sağlıklı; yoksulla varlıklı vb. karşısında eşit mesafede durması kentsel yaşamda adaleti değil adaletsizliği doğurur.

Nitekim, kentsel yaşamda en büyük adaletsizliklerin yaşandığı ilçemiz olan Konak'ın Belediye Başkanı sayın Muzaffer Tunçağ'ın dilinden düşürmediği 'İzmir'in düzlüğünde ne varsa sırtlarında da o olacak' ilkesini bu nedenle çok önemsiyorum. Mustafa Kemal dönemindeki Halkevleri'nin 'halk için halkla birlikte' ilkesini anımsatan çalışmalarını gözlediğimiz sayın Tunçağ bu ilkeden hareketle yatırım kararlarını alırken elbette önceliği sırtlara vermektedir. Bu çalışma anlayışında gösterilecek kararlılık ve süreklilik kent yaşamındaki adaletsizlikleri kuşkusuz bir anda gidermeyecektir ama bugünden yarına yaşanacak süreçte adalete giden yolun temel taşlarını döşeyecektir. Yılların ihmaliyle oluşan adaletsizliği gidermenin ve kent yaşamında adaleti sağlamanın bir başka yolu da yoktur.


 
 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir