 |
|
|
|
Zengin turist geliyor
|
|
|
Geçen sene Antalya'daki Su Otel'in lobisinde bir Alman çiftle tanıştım. Kadının değeri üç-dört bin doları bulan Hermes marka bir çantası vardı ve yerde duruyordu. Sonradan nişanlısı olduğunu öğrendiğim adamla yan yana, tam karşımızda oturuyordu. Hermes'in uğrunda sıra beklenen, dünya kokoşlarının sahip olmak için yarıştığı Birkin modelinin öylece yere fırlatılmış olmasından dolayı büyük ihtimalle taklit olduğunu düşündüm. Bir süre önce de bir arkadaşımız elindeki kırmızı Birkin'in gerçek olduğunu iddia etmiş, ama hepimiz şüpheye düşmüştük. Sonunda ipuçlarını topladık ve onun bir Birkin sahibi olursa asla yere bırakmayacağına karar verdik. O da itiraf etmek zorunda kaldı; taklitmiş.
Hermes'in Birkin modeli Sex and the City'de de bir arzu nesnesi olarak karşımıza çıkmıştı. Samantha, Birkin'e sıraya girmeden sahip olabilmek için türlü numaralar yapmıtı ama elinde patlamıştı.
Neyse, otelin lobisinde arkadaşıma kadının çantasını göstererek 'İşte Birkin' dedim, kadın da doğal olarak duydu. Aramızda konuşmaya başladık: Dünyadaki tasarım otellerini gezerlermiş, hobileri buymuş, Su Otel'i Elle dergisinden okumuşlar, kadın ayrıca Vogue'un her sayısını kutsal kitap gibi okurmuş, öğretmenmiş, nişanlısı da otel-fabrika satan bir emlakçı, geçen sene ağustos ayında da dünyanın bir başka ucundaki bir başka tasarım otelinde evleneceklermiş. Kadının Birkin çantasının da sahte olmadığını öğrendim. 'Benimkini her yere fırlatıp atıyorum, birkaç tane var zaten' deyiverdi. Bilinçli ve paralı bir turist çift işte. Türkiye'ye gelen o korkunç Euro Trash (Avrupa çöplüğü) turistlerin çok ötesinde, çok alışılmadık.
Geçen yıl Su Otel'de gördüğüm tarzda insanlara bu yıl Bodrum'daki Fuga'da da rastladım. Türkiye'nin en 'hip' iki oteli burası; biri Antalya'da, biri de Bodrum'da iki sene önce açıldığında turizmi yeniden şekillendirmeyi vaat etmişlerdi, nitekim bu yolda başarı da kaydetmiş görünüyorlar. İşin şaşırtıcı kısmı buraları Türkler kadar yabancıların da duymuş olmaları, seçerek gelmeleri.
Mesela Fuga, Bodrum'un en korkunç bölgesi Gümbet'in bitiminde yer almasına rağmen müşterileriyle ve konumuyla diğerlerinden çok rahat ayrılıyor, bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz sanki. Para harcayan, para bırakan, marka çantaları, kıyafetleriyle kendilerini fark ettiren insanlar var. Her zaman bir yerin tuttuğunun göstergesi, ister kulüp, ister cafe, restoran, bar, isterse de otel olsun oraya gelen gay müşterilerdir. Çünkü gay müşteriler her zaman daha seçici, daha bilinçli, daha zevklerine, kaliteye, konfora düşkündürler. Fuga dünyadan gay çiftleri de ağırlıyor mesela - bir gösterge.
Bakalım önümüzdeki yıllarda bu tarz müşterilerin tekrar tekrar Türkiye'ye gelmesinin sebepleri çoğalacak mı. Daha da önemlisi, bu gibi tesislerin yarattığı müşterilerin ihtiyaçlarını şehirler, belediyeler; kısacası tesislerin dışındaki bütün faktörler karşılayacak hale gelecek mi. Malum, su-elektirik kesintisi, yavaş İnternet bağlantısı, analog telefon hatları gibi ilkellikler hala Anadolu'da yok olmadan devam ediyor.
Türkiye'deki turizmini baltalayacak faktörlerden en büyüğü de maalesef Türkler'in kendileri. Bu iyi otellere gelip kalan turistler kapının dışına çıktıkları anda kendilerini şaşırtacak pek çok korkunç şeyle karşılaşıyorlar; Türk esnafının kazıklama hastalığı.
Bir de Mustafa Kemal'in o bilindik 'Ben bu millete her şeyi öğrettim, uşak olmayı öğretemedim lafı' var ya... Cumhurbaşkanı'na servis yaparken yemekleri döken o beceriksiz garsondan beri hakikaten Mustafa Kemal'in öğretemediği bir şey hizmet sektörü. Hizmet sektörü çok ama çok kötü Türkiye'de.
|
|
|
|
|
|
 |