26 Temmuz 2005 Salı       




 

Ersan Özer


 
ersan@itiraf.com

Sünnetli köpek

   
 
Dünkü yazıda Küçük Prens meselesini açıklığa kavuşturarak Türk kültür dünyasına mühim bir katkıda bulunmuştum.

Bugün de izin verirseniz bu ulvi havayı hiç dağıtmadan aynı sularda kulaç atayım.

Küçük Prens tartışmasının yanısıra bir de Marquez'in son romanında Ankara kedisinden bahsetmesi gündemde ya...

Ben de bari bu vesileyle içinden Türklerin geçtiği kıymetli eserleri nakledeyim dedim.

Muhtemelen de iyi ettim!

  • Nobel ödüllü Gabriel Garcia Marquez daha evvel de bir romanında kulaklarımızı çınlatmıştı. Yüzyıllık Yalnızlık'ta hayat kadınlarının mesken tuttuğu sokağın adı Türk Sokağı'ydı!

  • Tim Burton'un son filmi Çarli ve Çikolata Fabrikası'nın yazarı İngiliz Roald Dahl ise hakkımızda fazlasıyla kanaat sahibi olan bir yazar. Özellikle de kadınlarımıza dair. Dahl, 1979'da yazdığı Amcam Oswald isimli romanında, 'Bir Türk kadınıyla yatakta baş etmek kahvaltıdan önce 50 kilometre koşmaya benzer' diyor! Vay vay vay!

  • Dünya edebiyatında içinde Türklerin bizzat cirit attığı roman ise ünlü bilimkurgu yazarı Jules Verne'e ait: İnatçı Kahraman Ağa (Orijinal ismi 'Kereban le Tetu') Roman tamamen Türkiye'de geçiyor. Karaköy'den Üsküdar'a kayıkla gitmemek için inat eden bir adamın bütün Karadeniz'i arabayla dolaşarak hedefine ulaşması anlatılıyor.

  • Shakespeare'in meşhur eseri Hamlet'te Türklerden 'barbar' ve 'sünnetli köpek' diye bahsediliyor. Tabii yazarın direkt söylediği bir şey yok. Bu laflar karakterlerin ağzından çıkıyor. Dolayısıyla Shakespeare'e saldırıya geçmeden evvel bunun 'oyun icabı' olduğunu unutmamak lazım.

  • Fransız filozof Voltaire, 'Candide' adlı kitabında dünyanın çeşitli yerlerine yaptığı hayali yolculukları anlatıyor. Bunlardan birinde de İstanbul'a geliyor. Bir Türk köylüsünden çalışmanın, emeğin erdemlerini öğreniyor. Yurdum köylüsü Voltaire'e aynen şu cümleyi kuruyor: 'Çalışmak bizden üç büyük kusuru; can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu uzaklaştırır.'

  • Amerikalılar'ın meşhur 'hayalet' yazarı Trevanian'ın Şibumi adlı romanında ise şöyle bir bölüm var: 'İngiltere'deki IRA'lılar bahşiş yüksekse kendi analarını Türk saraylarına bile satmaya hazırdır. Tabii kendine saygısı olan bir Türk, analarını almak isterse!'

  • Çehov'un öykülerinin derlendiği serinin üçüncüsünde 'Ayaklı Takvim' isminde bir hikaye var. Rus yazar bizden şöyle bahsediyor: 'Hatırlıyorum da, savaştan sonra Türk esirler buradayken Anyutoçka yaralılar menfaatine bir balo hazırlamıştı. 1100 ruble toplanmıştı. Türk subayları Anyutoçka'nın sesini işitince çılgına dönmüşlerdi. Boyuna gelip elini öperlerdi. Ha ha ha! Asyalı ama gene de şükran duymasını bilen bir millet.'

  • Nobel Edebiyat ödüllü Dario Fo'nun 'Johan Padan Amerika'yı Keşfediyor' kitabında gemiyle yeni ülkeler keşfetmek için yola çıkan ve Hindistan'a varıp yerli halk üzerinde egemenlik kuran keşifçiler anlatılıyor. Yerli halka birçok şey öğretiyorlar. Bunların arasında

    bir de ilahi var. Sözleri aynen şu şekilde: 'Biz kimseden korkmayız, fırtınalardan, canavarlardan, Türklerden bile!' Vay be! Biz neymişiz eskiden!


     
  •  

    Diğer YAZARLAR

     



     
     

     

    Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
    | Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir