 |
|
|
|
Biz iyiyiz canım...
|
|
|
unun şurasında ne kaldı; göz açıp kapayıncaya kadar ligler başlayacak. Allah'a şükür, kulüplerimiz arasında borcu harcı olan olmadığından ve de her şey güllük gülistanlık olduğundan, tek bir fire bile vermeden tüm kulüplerimiz bu yıl liglerde yer alacak.
Bizde her şey yolunda gidip, tüm kulüpler lige iştirak lisansını federasyondan alırken, elin gavurları bu konuda pişmiş aşa su katıyorlar. Gerekçeleri de; 'Temiz futbol, ancak ancak temiz kulüplerle yaratılabilinirmiş'
Alın bu konuyla ilgili çarpıcı bir örnek. Bizde Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ne ise İsviçre'de de Servette Genf o değerde bir kulüp. Tam 17 defa İsviçre şampiyonluğunu kazanmış olan bu kulüp bu yıl 3. ligde oynayacak. İşin nedenine gelince..
Geçen sezon kulüp başkanı Marc Roger gözü kara bir şekilde transferler yapmış, buna rağmen takım iyi sonuç alamamış ve borçlar dağ gibi yığılıp ödenememiş. İsviçre'de dalga dubarayla ve bilanço sihirbazlıklarıyla borçlar yokmuş gibi gösterilemediğinden; üstüne üstlük oralarda bizdeki gibi vergi affı gibi koltuk çıkmalar olmadığından, kulüp iflasını ilan etmiş. Bunun sonucunda ise sebebiyet verdi diye önce Başkan Marc Roger tutuklanmış, arkasından kulüp 3. kümeye gönderilmiş. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin: Bizde 17 defa lig şampiyonu olmuş bir büyük kulüp başkanı, sırf yanlış transfer stratejisi sonucu kulübü burnuna, kulağına kadar borçlu hale getirdiği için hiç içeriye atılabilir, kulübün iflası ilan edilebilir mi? Hadi orası İsviçre, orada bunlar olabilir. Peki ya bize benzeyen, İtalya'da son günlerde neler oluyor?
İtalya Futbol Federasyonu Başkanı Carraro, onların 1. ligi olan Seri A'daki Messina ve Bologna ile diğer liglerde olan 15 kulübe, borçları, şaibeli bütçeleri nedeniyle lige iştirak için gerekli lisansı vermeyeceklerini açıkladı.
Tahmin edileceği üzere kıyamet de koptu ama federasyon biraz da UEFA'nın bastırmasıyla direnmeye devam ediyor. İtalyanların bizdeki 3. lige eş değerde olan Seri C'deki 93 kulübün durumunu ise o kategorinin başkanı Mario Mascalli şöyle anlatıyor; 'Ligimiz ağır hasta, komada. Lisans alanlar bile eylül ayında kulübün anahtarlarını federasyona verebilirler. Halihazır durumda tüm kulüpler anlaşmalı maçlar dahil her türlü soysuzluğa açık haldedirler. Temiz futbol isteniyorsa, bu batak bir şekilde kurutulmalıdır. Şimdiye kadar değişik gerekçelerle çekindik, cesur davranamadık ama artık bu batak tüm sistemi içine çeker ve yok eder hale gelirdi.'
Doğrusu elin gavurlarının temiz futbol adına yaptıklarını okudukça, yatıp kalkıp halimize şükrediyorum. Maazallah bizde de yanlış transfer stratejileri ve dağ gibi yığılmış borçlar yüzünden kulüpler iflas eder hale gelmiş olsaydı; kulüp başkanları içeri atılsaydı; 3. lig Türk futbol sistemini çökertecek batak hüviyeti alsaydı... ne yapardık acaba? Yatıp kalkıp halimize şükredelim.
Varsayalım öldünüz
ğzımdan yel alsın almasına ama yazmazsam çatlarım. Varsayalım bizim için hayati öneme sahip olan 3 Eylül'deki Türkiye-Danimarka maçını seyretmeye gittiniz ve tribündeki yerinize ulaşmaya çalışırken ayağınız kayıp, düştünüz, felç oldunuz. Bu durumda malulen bir tarafa çekilir, madden manen perişan olursunuz değil mi?
Bizde böyle olurken, onlarda ise başka türlü oluyormuş.
Yine ağzımdan yel alsın ama yazmazsam çatlarım. 3 Eylül'deki o maçta varsayalım bizim futbolcular gol üzerine gol kaçırdı ve Danimarkalı oyuncunun biri maçın sonuna doğru kırk metre uzaktan topa gelişigüzel vurdu ama o top gidip 90'a takıldı ve biz mağlup olduk; siz de üzüntüden kahrolup, kalp krizi geçirdiniz, öldünüz. Bu durumda ne olur? Giden gittiği ile kalır, geridekiler madden ve manen perişanları oynar değil mi? Ama onlarda öyle değilmiş.
Ağzımdan yel alsın ama yazmazsam çatlarım. Varsayalım Federasyon Başkanı Levent Bıçakcı maçı seyretmeye giderken kaza geçirdi ve öldü.. Veya veya teröristin biri küçük çapta bir atom bombasını statta patlattı ve milletin tümü, sizlere ömür. Ne olurdu? Gidenlerin arkasından dua ve mevlit okutulur.. Sonrası yok, değil mi? Ama onlarda öyle değilmiş.
Şimdi biliyorum, her 'Onlarda öyle değilmiş' lafını okuduğunuzda; 'Onların da senin de tüm sülalesini..' diyorsunuz ama önce bir dinleyin.
Hani geçenlerde Konfederasyon Kupası maçları oynanmıştı ya; işte Almanya'da oynanan o maçlar FİFA ve Alman Futbol Federasyonu tarafından tümüyle sigorta ettirilmiş. Sakatlanacak oyuncudan kaza geçirecek başkana, kalp krizinden ölecek seyirciden, stada atılacak atom bombasına varıncaya kadar her türlü olasılığa karşı millet sigorta kapsamına alınmış. Sigortayı üstlenen Hamburg-Mannheimer şirketi akla gelebilecek her türlü konuda yükümlülük almış ama mesela stada atılacak atom bombası sonucu ölecek futbolculara tazminat verilmesini üstlenmemiş. Buna karşın normal bomba ile ölecek olan futbolculara yüklü bir tazminat vermeyi kabul etmiş. Kim bilir, belki de futbolcular anormal yollarla ölmez, normal yollarla ölmeye alışıklardır diye düşünmüşlerdir.
GÜNÜN SÖZÜ
Batağın üzerine bina inşa etmeye çalışan hiçbir usta, hem temiz kalamaz, hem de o batakta boğulmaktan kurtulamaz.
|
|
|
|
|
|
 |