26 Temmuz 2005 Salı       




 

Yalçın Pekşen


 
yalcin.peksen@aksam.com.tr
yalcin.peksen@superonline.com

Vatan hainliği nasıl anlaşılır?

   
 
Bülent Ecevit'in, son Başbakanlığı döneminde ortaya çıkan ve doktorları tarafından teşhis edilen hastalığı nedeniyle artık ciddiye alınmaması gerektiğine inandığım için Vahdettin konusundaki iddialarına bulaşmak istemedim.

Fakat 'fırsat bu fırsattır' deyip Vahdettin savunmasına (dolayısıyla Atatürk karşıtlığına) girişenlerin 'yobazlık' hastalığından başka bir hastalıkları olmadığına inanıyorum.

Onların sayesinde Vahdettin'in hainliği en azından kuşku uyandırır hale getirildi. Bu durumda Atatürk'ün Kurtuluş harekatına girişirken doğru yapıp yapmadığı da tartışma konusu haline geldi.

Böylece laik Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kalesi daha fethedilme yoluna girdi. Gerisi artık kolay; bir süre sonra 'Hilafet neden lağvedildi? Halife bizden olsaydı, bütün islam alemine egemen olurduk...' türü ütopik hesaplara girişilebilir.

Önce Vahdettin'in neler yaptığına imzalı-belgeli kanıtlar üzerinden objektif bir gözle bakalım:

  • 1. Dünya Savaşı sonrasında Anadolu'daki direniş hareketine karşı tutum aldı.

  • Mustafa Kemal'in gıyabında verilen idam kararını onayladı.

  • Osmanlı topraklarını yabancı devletler arasında paylaştıran Sevr Anlaşması'nı imzaladı.

  • Kurtuluş Savaşı'ndan sonra düşman kuvvetlerden İngiltere'nin bir gemisine sığınarak yurtdışına kaçtı.

    * * *


    Atatürk, Nutuk'ta kendisini:

    'Saltanat ve hilafet makamında soysuzlaşmış, şahsını ve tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştıran, haysiyetsiz ve korkak biri' olarak tarif etti.

    O yüzden yobazların olayın üzerine atlamasında şaşıracak bir şey yok. Başka türlü davransalardı abes olurdu.

    * * *


    Fakat Murat Bardakçı gibi, tanıdığım kadarıyla bilgili ve aydın bir yazarın Vahdettin'i savunmak için pazar günü, Hürriyet gazetesinde yayınlanan yazısını yadırgadım doğrusu.

    Vahdettin hain miydi, değil miydi? tartışmasında, herhalde 'En son başvurulması gereken kim olurdu?' sorusunun cevabı 'Vahdettin'in kendisi' olurdu. İşte Bardakçı bir mektubu ile Vahdettin'i önümüze tanık olarak getiriyordu.

    Vahdettin mektubunda özetle:

    'Kaçmadım; Peygamber gibi hicret ettim. İhanet etmedim. Paşa'yı (Mustafa Kemal) ben gönderdim' diyor ve Sevr Anlaşması'nı imzalamayacağını ileri sürüyordu.

    Murat Bardakçı'yı Atatürk karşıtlarından elbette ayırıyorum. Fakat onun da Osmanlı hanedanı ile yakınlığının diğer yeteneklerinin önüne geçmeye başladığına inanıyorum.

    Öyle olmasaydı bu mektuptaki mantık hatalarını kendisi de görebilirdi:

    Vahdettin 'kaçmadım' diyor ama düşman gemisine binip gidiyor. 'Ben gönderdim' dediği Atatürk'ün idamını onaylıyor. Ve en garibi 'imzalamayacaktım' dediği anlaşmayı çoktan imzalamış bulunuyor.


     
  •  

    Diğer YAZARLAR

     



     
     

     

    Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
    | Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir