 |
|
|
|
'Kızım; Kuşum Aydın gay mi?'
|
|
|
İstanbul'a dönmesi kolay ve keyifli olur diye feribota bindim. Hızlı feribot beş saatlik işkenceye dönüştü. Geçtiğimiz kış New York'a giden bir grup gazeteci, manken, sosyetik, kısaca ünlü diyelim; hava muhalefeti nedeniyle bir başka eyalete inmek zorunda kalmışlar ve bu macerayı bir büyük gazetenin yazı işleri müdürü 'bal dök yala' tadında ve teessüfle yazmıştı. Şimdi ben o kadar önemli bir şahıs olmadığım için İDO seferinde başıma gelen 'delay' durumu yazmakla yetiniyorum. Büyür de büyük bir gazeteci olursam önemli davetlere katılır ve onları yazarım. Şimdilik arsen lümpen sınıfla yaptığım ilkel yolculukla yetineceğim veya yetineceksiniz.
Yolculuk öncesi Bandırma'da beklerken web tasarımcısı çok güzel bir kadınla tanıştım, Bodrum'dan dönüyordu ve beni çok güldürdü. Evde yedikleri sarmadan ve çiğ börekten nasıl utandıklarını anlattı. 'Nerede ne yedin' diye soran kokoş arkadaşlarına 'suşi yedik şekerim' diyorlarmış. Bir güzel, akıllı ve komik kadınla daha tanışmanın keyfini çıkardım ve 'ettik kırk altı kişi' dedim kendi kendime. Ben de onu güldürmek için 'Kızım Kuşum Aydın gay mi' diye soran yaşlı teyzeyi anlattım, tabi ki altta kalamazdım, en azından komiklik konusunda.
OFF, ERKEK SOHBETİ
Gemide yolculuğun iki değil de üç buçuk saat süreceğini anons ettiler. Zaten iki saat kadar da feri'nin gelmesini beklemiştik. Kısa süreceğini zannettiğim yolculuk böylece, iki katı kadar uzamış oldu.
Oflayıp puflarken ve tanesi beş milyona çörek yerken, altıbuçuk milyona kahve içerken aklıma yazı yazmak geldi. Ama bir anda yan tarafta oturan iki erkek sıkıcı yolculuğu 'Objektif' tadında tempolu ve bitmesini istemediğim bir maceraya dönüştürdüler. Bir zamanların 'Ateş Hattı'nı hatırlatan hakikaten ateşli bir tartışma başlamıştı. Kırklı yaşlardaki siyah tişörtlü, saçsız, kotlu erkek, beyaz saç ve sakallı beyaz lakostlu ellili yaşlarda bir adamla tartışmaya başladılar. Hemen yanlarındaki koltukta ajan Nikita gibi onları dinlemekteyim, bu sırada aralarındaki genç delikanlı küçüldü küçüldü ve aradan kaçıp gitti. İki erkek üst kat yolcularını da ikiye böldüler. Farklı iki ideolojiyi, yaşam biçimini temsil eden iki erkek zaman zaman da aynı şeyleri söylediklerini fark etmeden tartıştılar, Bizans'a dek.
Belediyede veya iktidar partisinde söz ve bilgi sahibi olduğunu söyleyen daha yaşlı erkek, Cihangir'de oturan entelektüel erkekle muhtemelen öpüşmekle bitecek bir savaşa girmişlerdi. Bu arada yaşlı adamın belinde silah vardı ve benim neden uçaklarda insanların güvenlik bahanesiyle çoraplarını bile çıkarttıklarını ama gemiye binerken hiç de umursamadıklarını düşündürdü. Eğer ABD'de herhangi bir gemide patlama olursa güvenlik önlemleri alınır nasıl olsa dedim ve içimi rahatlattım.
İŞTE İYİ NİYET
Hanımlar çok öfkeliydi yaşlı adama. Yolcululuk daha da uzarsa neler olacaktı bilemiyordum. Öfkeler, sıkıntılar ve her türlü mutsuzlukların pörtlediği bir arenaya dönmüştü ortalık. Pilim de bitmek üzereydi.
Oysa ben 'Kızım, acaba Kuşum Aydın gay mi?' diye soran yaşlı teyze ile ilgili yazmak istiyordum.
Hafta sonunun bence en ilgi çeken olayıydı ve yaşlı insanların ne kadar sevimli ve naif olabileceklerini hatırlatmıştı bana. Düşünsenize bir sahil kasabasında kocasıyla çekildiği inzivada, İstanbul paranoyasından o kadar bihaber yaşıyordu ki... Benim gazeteci olduğumu öğrenince de mutlaka bilirim düşüncesiyle utana sıkıla sormuştu: 'Elifcim sen bilirsin, Kuşum Aydın için şöyle böyle dedi bir komşum acaba doğru mudur, ben inanmadım tabi, çünkü programında evlenicem annem bana kız arıyor falan dedi'. Canım komşu teyzeciğim sarılıverdim boynuna 'sen her duyduğuna inanma, nasıl biliyorsan öyledir' dedim. Öyle temiz, öyle bebekti ki, bildiklerimden gördüklerimden tiksindim.
Yan masada tartışma tüm hızıyla sürüyordu IMF'den gelen paraların nereye gittiği ile ilgili. Kuşadası'ndaki patlamanın kim tarafından yapıldığını bile açıkladılar. Genç adam feribotta güverte olmamasının ne kadar saçma olduğunu söyledi, bu gibi durumlarda sigara içebilmek için. Yaşlı adam bir deprem daha olursa İstanbul'da bina kalmayacağını. Muhabbet futbola ve bu yıl kim şampiyon olura gelmeden denize atlamak istedim. Ama ben bir gazeteciydim ve yaşlı komşu teyzemin sorusunu sizlere duyurmam gerekiyordu. 'Acaba Aydın gay mi?'
İlham kaynağımı açıklıyorum
Moda denen 'şeyin' insanları oradan oraya sürüklemesine ve dönüp dolaşıp aynı 'şeylerin' yutturulmasına bir son dememiz gerekiyor arkadaşlar. Sakın ola ki eski kıyafetlerinizi atmayın, annelerinizin sandıklarını karıştırın ve kendi çocuklarınıza bir servet bırakın. Bugünkü 'faydalı bilgiler' köşemde sizlere örneklerle eskinin nasıl yeni gibi vitrinlere konulduğunu açıklayacağım. RandB (and işaretini bulamadım bu arada kusura bakmayın) şarkıcısı Beyonce (e'nin üstünde kesme işareti olacak onu da bulamadım) Knowles, hip-hop'tan hippiliğe doğru kayarken, bir zamanların süper seksi kadını Brigitte Bardot'yu hatırlatıyor. B sınıf filmlerin popüler sinemaya kazığı olan yine süper seksi görünmeye çalışmakla ömür geçiren Pamela Anderson ise, 1960'ların süperstarı Ursula Andress'in kopyası gibi. Yunan stili o zamanlarda da mevcutmuş yani.
Bakın bu yazıdan çıkarılacak sonuç da şudur, kendinize tarz yaratmak için altmışların oyuncularından beğendiğinizi seçin ve annenizin kıyafetleriyle ona benzemeye çalışın. Hizmetlerim sürecek...
TiP - Live8 konserinde mutlaka olmalıydım, kalabalığın içinde en ön sıradaki yerimi almalıydım.' Paris Hilton
|
|
|
|
|
|
 |