 |
|
|
|
Zenci her yerde zencidir
|
|
|
'Beyaz Türkler' kavramını bu memlekette popülerleştiren yazar olarak şimdi de beyazın karşıtı olan zenci davranışı üzerine birtakım gözlemlerde bulunmayı kendi görevim olarak görüyorum.
Baştan, beyaz ve zenci kavramının, insanın fiziki rengi ile alakalı olmadığını söylemekte yarar var. Bu kadar basit bir noktayı bile bizim memlekette açıkça söylemek gerekiyor, çünkü söylemediğiniz takdirde birtakım insanlar hemen meselenin üstüne atlayıp 'vay be; adam zenci karşıtlığı, ırkçılık yapıyor' diye konuşurlar. Hatta bir zamanlar suratını photo-shop'ta karaya boyadıkları bazı Türklerin resmini basarak 'işte Serdar'ın karşı olduğu insanlar' diyerek başlıklar atanlar bile olmuştu. Sakın ha; 'bu tür aptalların sayısı azdır' diye de düşünmeyin, hayli fazladır bunların sayısı. Her meseleyi kendi anlamak istedikleri gibi anlarlar. Kapalı dünyalarının içine rasyonel açıklamaların sızmasını katiyen istemez öyle tipler.
Beyaz Türklük, bir hayat tarzı, bir sosyal davranış biçimi ve yaşamın meseleleri karşısında bireyin kendisini nasıl konumlandırdığı ile alakalı bir kavramdır. Ben bu 'Beyaz Türkler' kavramını yaygınlaştırdıktan ve kendimi de bu kategoriden tanımladıktan bir süre sonra, son derece fantastik bir gelişme oldu. Bu memleketin en güçlü adamı, Başbakan'ı kendisini zencilerden olarak tarif edip, birtakım bağlantılar, analizler çıkarmaya girişti. Başbakan'ın kendisini konumlandıran bu net tanımı üzerinde birkaç laf söylemeden önce Amerika'da yaşanmış ilginç bir olaydan söz edeceğim.
New York Times gazetesinde son yıllarda hayli önemli habercilik skandalları yaşandı. Bunlardan bir tanesi; bir muhabirin tamamen kendi hayal gücüne dayanarak yapmış olduğu haberlerin gazetenin birinci sayfasından kullanılmasıyla ilgiliydi. Gayet tabii ki New York Times, bu skandalın peşini bırakmadı ve böyle bir olayın aslında son derece iyi haber kontrol sistemine sahip olan bir gazetede nasıl olabildiğini en iyi muhabirleriyle araştırmaya başladı. Uzun süren araştırmalardan sonra bir sonuca da varıldı. Söz konusu haberleri yapan muhabir zenciydi. Ve gazetenin kuralları, denetim mekanizmaları beyaz muhabirler için taviz vermeden işletilirken, zenci muhabir için askıya alınmıştı. Bunun nedeni de zenci, ezilmiş, mazlum bir ırka ait olduğundan, ona karşı biraz daha esnek davranılması gerektiği düşünülmüş ve bunun sonucunda da sistemi çökerten sonuca varılmıştı.
Kendisini mazlum olarak tanımlayanlarla onların sempatizanları, içinde var oldukları sistemlerin zayıflıklarını kullanarak bir sonuca varmayı kendi doğal hakları olarak görürler; bu evrensel bir davranış biçimidir.
Bu davranış biçimi Türkiye'de de hayli yaygındır. İlk önce sisteme karşı olduğunu söyleyen mazlumlar için kalplerinin kan ağladığını söyleyen aydınlar, belirgin bir tavır ve davranış sistemini kullanmayı kendi doğal hakları olarak görürler. Bunların en saldırgan olan unsurları, kendileri aslen beyaz olan kişilerden çıkar, çünkü bunlar aynı zamanda kendilerinden ve ait bulundukları sosyal gruptan nefret duyarlar. Dolayısıyla kalpleri kinle dolar ve bunlardan her türlü ilkesiz davranış, pislik beklenebilir.
Bu son söylediklerim, aydınların sosyolojisi ile alakalıdır ve başka bir yazı konusudur. Benim burada ilgilendiğim konu ise iktidarı, dolayısıyla memleketteki en yüksek gücü elinde tutan insanların kendilerini zenci konumunda tanımlamalarının varabileceği vahim sonuçlar ile ilgilidir. Bu ülkenin Başbakan'ı arada bir açıkça kendisini zenci olarak tanımlayarak mazlumların sözcüsü olma pozisyonunu almaya çalışmaktadır. Bu son derece akıllı bir siyasi taktiktir; çünkü oy gücü ne yazık ki mazlumlardan taraftadır, bu gerçek değişmedikçe Türkiye'nin normal, sakin bir ülke olabilmesi mümkün olmayacaktır. Yukarıda da dediğim gibi mazlumlar ve kendilerini onların sözcüsü ilan eden insanlar, kendilerine karşı olduğunu, kendilerini ezdiğini düşündükleri sisteme hem düşmandırlar hem de acımasızdırlar. Bir de bunun üstüne, zenci aydınlarının kendi hakları olarak gördükleri sisteme en zayıf noktalarından saldırma ve gerekirse yıkıcı olma hakkını elde tutma tavrını da eklediğimizde, ortaya son derece tehlikeli bir bileşim çıkar. Hele de bu davranış sistemi, ülkenin en güçlü insanının doğal yaşam biçimi haline gelmişse tehlikenin boyutları büyür. Bu noktaya kadar teorik düzeyde götürdüğüm bu tespitler ne yazık ki bugünkü iktidarın çok farklı noktalarda sergilediği davranışlarla da teyit edilmektedir. Bugünkü iktidarın doğal olarak yönetimini devraldığı sisteme en ufak bir saygısı yoktur, zaten siyasi varlıkları bu sisteme saygı duymamak üzerine kurulmuştur. Bir de Amerikan gazetesindeki zenci muhabirin sistemi kendi bildiğince manipüle etme rahatlığı ve kuralları kendince yeniden yazma eğilimi de hatırlanırsa, evrensel olduğunu söylediğim bu mazlum ideolojisi, Türkiye'de de norm olmaya başlamıştır. Kendisini zenci olarak tanımlayanlar, bazı kuralları yok sayıp, bazı davranış biçimlerini kendi hakları olarak görmeye başladıkları anda, Türkiye'de dengeler sarsılır. İktidarın bu kabul edilmiş bazı kuralları yeniden tanımlama girişimleri, ekonomide, politikada mazluma özgü yeni insan tipini yaratmacı girişimleri, sistemde stres yaratmaktadır. Ve işin doğası olarak bu stresten iktidarın kendisi de etkilenmektedir. Başbakan ve arkadaşlarının zaman zaman sergiledikleri sinirli tavırlar, sistem içinde hemen her gün yaşanan stresin dışavurumudur. Bu iş böyle diye, gayet tabii ki mazlumun hakkının savunulmasından vazgeçilecek değil, ancak bunu da en iyi 'Beyaz Türkler' yapar; çünkü sosyalizm de Beyaz Türklerin ideolojisidir aslında. İktidarın meselesi, mazlum savunmasını belirgin bir siyasi sisteme dayanmadan yapmaya girişmesindedir. Bu girişim, sonunda mutlaka başarısız olacak ama hem iktidarın kendisine hem de düzene zarar vererek sonuçlanacak bir iştir. İktidar kendi çelişkilerini kendisi yaratmaktadır ve çözümsüzlüğün sonuçlarını da kendisi üstlenmektedir. Türk siyasi sisteminin iktidarıyla hem de olmayan muhalefetiyle kısır döngüye girmiş görünümü vermesi, bu nedenlerden dolayıdır. Bu durumda o hiç sevilmedikleri söylenen 'Beyaz Türklerin' yine kurtarıcı olarak ön plana atılmaları kaçınılmaz olacaktır. Mazlum, ezilmiş insanlardan oluşmayan Beyaz Türklerin kuracağı bir sol parti siyasi sistemin kurtuluşunun anahtarıdır.
|
|
|
|
|
|
 |