18 Temmuz 2005 Pazartesi       




 

Engin Ardıç


 

Atatürk niçin Dolmabahçe'de öldü?

   
 
Bir emekli memur gazetesi, dincilere kamış atmak için tuttu ortaya bir 'rehber meselesi' salladı, sosyaldemokrat 'düşünürler' de konuya sazan gibi daldılar, İstanbul Belediyesi'ni yerden yere vurdular. Belediyenin yayınladığı şehir rehberinde, cumhuriyet yönetiminin İstanbul'u ihmal etmiş olması eleştiriliyordu.

Bu gibi konularda sosyaldemokrat gözler o kadar kararmış ki, şirin Ege bölgemizin 'geliyelee, gidiyelee' diye konuşan bazı sevgili köylü yazarları, İstanbullular'a İstanbul öğretmeye bile kalkıyorlar!

Oysa cumhuriyet, İstanbul'u gerçekten de ihmal etmiş, ağırlığı yeni başkent Ankara'ya vermişti.

Çünkü biri çökmüş ve 'kozmopolit' bir imparatorluğun başkentiydi, öteki yepyeni bir milli devletin.

Ankara'da Rum azınlık da yoktu, Ermeni azınlık da 'kalmamıştı'.

İhmal etmekten öte, Ankara, İstanbul'u sevmiyordu. İhmal etmekten öte, İstanbul yirmi yıl kadar kendi kaderine terkedildi

Kurtuluş savaşı, yalnız Yunan ordusuna karşı değil, İstanbul Hükümeti'ne karşı da verilmişti.

Üstelik, 'mütareke basını' diye aşağılanan İstanbul matbuatı, cumhuriyetin ilk yıllarının bazı uygulamalarına da muhalefet etmemiş miydi? Bazı muharrirler bu yüzden İstiklal Mahkemesi'nde sürüm sürüm süründürülmemişler miydi?

Ne yani, Cevat Şakir, Hüseyin Cahit falan da mı gericiydiler?

Böylece, İstanbul gene en yüksek geliri, en yüksek vergiyi, en yüksek 'artı-değeri' üretmeyi sürdürdü (sosyaldemokratlar 'artı-değer' kavramını biliyorlar mı yoksa anlatalım mı?), ama aynı oranda yatırım, altyapı, şehircilik hizmeti geri dönmedi kendisine...

Ve ülke, sosyolojik sorunlar emir-komuta zinciri içinde çözülemeyeceğinden, 'çift başkentli' bir görünüm aldı: Siyasi başkent Ankara, ekonomi, kültür, sanat başkenti İstanbul...

Böylece, 'iş takibi için Ankara'ya gidip gelmek' diye yeni bir yaşam biçimi de oluşmadı mı?

Ankara bunu hiçbir zaman inkar da etmedi ama günümüzün 'beyinleri Ankaralı' bazı gazetecileri ettiler.

Bunun üzerine, İstanbul'u savunmak isteyen dinciler de korktular, geri bastılar, kem küm etmeye, 'yanlış varsa düzeltiriz' diye kıvırtmaya başladılar.

İşte bu nedenle de bendeniz seçimde ne birilerine oy veririm, ne ötekilere! AKP de oyumu alamaz, CHP de.

Fakat, hınzırlık bu ya, aklıma bazı sorular geliyor:

Memleketin onca kıyısı varken, ve de bu cennet vatanın her köşesi birbine eşit olduğuna göre, Atatürk, tatil yapmaya niçin Yalova'ya gidiyordu?

Yalova aslında Bursa'ya bağlı bir kasaba olduğu halde, niçin ondan alınıp İstanbul'a 'yapıştırıldı' ve bir coğrafya garabeti yaratıldı?

Atatürk, daha sonra, küçük Ülkü'yle birlikte denize girmek için neden Florya'yı seçti ve oraya kazıklar üzerinde denize uzanan bir köşk yaptırıldı?

Yaz aylarını, diyelim yurdu kurtarmak için ilk adımı attığı Samsun'da, ya da düşman elinden geri aldığı İzmir'de değerlendirse, bu daha anlamlı bir seçim olmaz mıydı?

Böylece güney kıyılarımız da 'açılmak' için elli yıl beklediler...

Atatürk, ömrünün son aylarını niçin Dolmabahçe Sarayı'nda geçirdi? Niçin orada öldü? Doktorlar mı Ankara'ya gidemiyorlardı, yoksa Çankaya Köşkü'nde hasta yatıracak oda mı bulunamıyordu?

Uyar mıydı, koskoca kurtarıcıya, 'devirdiği hain padişahların' sarayında kalmak?

Haaa, demek ki sevgili bozkır aydınları, o nefret ettiğiniz İstanbul'da herşeye rağmen 'birşeyler' varmış...


 
 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir