18 Temmuz 2005 Pazartesi       




 

İki dereye sığan cennet: Ağva

   
 
Gözlerinizi kapatın ve iki derenin arasında bir köy hayal edin. Ön tarafına beyaz köpüklü bir deniz kondurun, köyün sırtını da bir ormana yaslayın... Köyün içinde birbirinden lezzetli balıklar satan kır lokantaları olsun... Bir tekneye binin ve dere boyunca yeşilin her bir tonuna hayran kalarak ilerleyin... Köyün kumsalı da inadına bir o kadar güzel olsun. İnce taneli kum siz denizden çıkınca kollarınıza yapışıp, ışık saçsın. Şimdi gözlerinizi açın ve şu fotoğraflara bir bakın... Fazla söze gerek yok aslında...

İstanbul'un en kuzeydoğusundaki ilçesi olan Ağva, Latince'de 'iki dere arasındaki köy' anlamına geliyor. Göksu ve Yeşilçay derelerinin ortasında, her iki derenin Karadeniz'e döküldüğü yerde bulunuyor Ağva. Doğusunda bulunan Yeşilçay, ağaçların yeşili ve dipteki yosunların suya yansıyan görüntüsünden alıyor adını. Çayın, Karadeniz'e döküldüğü yerdeki mendirekleri ve rıhtımı küçük tekneler için doğal bir liman gibi. Burada Ağva denilince balık akla geldiği için sıra sıra balık restoranları ya da tekne restoranlar dizili... Balık açısından burası bir cennet. İki dere arasında kaldığı için Ağva'da mevsimine göre her çeşit balık bulunuyor. Size de balığın keyfini sürmek kalıyor. Bu çayda tekne turu yapmak oldukça keyifli... Önüm, arkam, sağım, solum hep yeşil oluyor... Teknede ilerlerken, ağlarını onaran balıkçıları ya da dere kenarında balık tutanları görmek gezinize ayrı bir renk katıyor.

Ağva'nın batısında yer alan Göksu Deresi kenarlarında ise özellikle haftasonunu Ağva'da geçirmek isteyenler için düşünülmüş konaklama tesisleri bulunuyor. Bu tesislerden biri de 'Bir İstanbul Masalı'nın bir bölümü orada çekildiği için İstanbulluların akınına uğrayan Acqua Verde. Konaklama tesisinde kalırken, 11 Göller Vadisi'ne doğru 7 kilometrelik bir parkurda yürüyüş yapmanın yanısıra, deniz bisikleti, kano ya da teknelerle sazlıkların çevrelediği Göksu Deresi'nde gezinti de yapabilirsiniz. Yürüyüş yapmaktan hoşlananlar için bir diğer alternatif ise Teke yolu üzerinde bulunan şelale. Acqua Verde'nin idarecisi Yıldız Uğurlu özellikle yazın hafta sonları bölgedeki tüm konaklama tesislerinin dolu olduğunu ve rezervasyon yapmadan gelinmemesi konusunda uyarıda bulunuyor. İşletme sahipleri hava tahminlerinden yana da dertliler. Hava tahminlerine göre havanın yağışlı olduğu günlerde güneş açtığını ya da tam tersi olduğunu belirtirken, Ağva'ya gelmek isteyenlerin kendilerini arayarak hava durumunu sormasını istiyor.

Gittiğiniz yerden oraya özgü bir şeyler almadan dönmeyenlerdenseniz hatırlatalım Ağva'nın pazarı cuma günleri kuruluyor. Köylüler en taze ürünlerini sabahın erken saatlerinde getirerek satışa sunuyor. Taze yumurta, taze sebze meyve için pazar özellikle şehir insanları için bulunmaz nimetler sunuyor.

Nerede kalalım?

Aqua Verde: 0 216 721 71 43

Kurfal Otel: 0 216 721 84 93

Saygın Pansiyon: 0 216 721 85 06

Çamlık Pansiyon: 0 216 721 89 79

Ne yiyelim?

Şile'den Ağva'ya giden yol üzerinde çok sayıda et mangal ve piknik yeri var. Ağva'nın içinde ise Yeşilçay Deresi boyunca çok sayıda balık lokantası var.

Liman Restaurant: 0 216 721 81 99

Yeşilçay Restaurant: 0 216 721 73 48

Gizli Bahçe: 0 216 721 84 93

Nasıl gidelim?

TEM'den Şile tabelaları takip edilerek Ağva yoluna çıkılıyor. Şile yol ayrımında Ağva tabelaları size yol gösteriyor.

Şile'den sonra dağ yolunu tercih ederseniz yol çok virajlı ama ağaçların bir şemsiye gibi kapattığı yolda yeşil bir tünelde ilerlemek çok zevkli. TEM'den Ağva 93 kilometre. Anadolu yakasından Ağva'ya 1,5 saatte gitmek mümkün.




İSTANBUL'UN EN UÇ NOKTASI

İstanbul'un son noktası, Anadolu Feneri'ndeyiz... Hırçın Karadeniz'de yunusların dansını izleyerek kendinize balık ziyafeti çekmek istiyorsanız Anadolu Feneri doğru adres... Adını 1768'den beri Boğaz'dan geçen gemilere yol gösteren fenerden alan Anadolu Feneri, Beykoz'a bağlı bir köy. Boğaziçi'nin Anadolu yakasındaki son noktası olan Anadolu Feneri doğal bir koya sahip. Tepedeki restoranlara oturup, Karadeniz'in hemen ağzında yer aldığı için rüzgarlı havalarda dalgaların dövdüğü kıyıları seyretmek çok keyifli olabiliyor. Anadolu Feneri'ne giderken Karadeniz'e doğru yol aldığınızı unutmayın ve yanınızda mutlaka bir şal ya da hırka bulundurun deriz.

Burada yamaçlar denize doğru dimdik iniyor, hatta Fener'in hemen arkasından koya doğru bakıldığında uçurumu andıran bir görüntü ile karşılaşılıyor. Köyün büyük bir bölümü kestane, kocayemiş, meşe, kayın gibi ağaçlarla kaplı. Köy balıkçılığa çok elverişli. O yüzden Karadeniz'den çıkan her türlü balığını balıkçı restoranlarında bulmanız mümkün. Köyde dolaşırken sardunyalarla süslü evlerinin balkonlarına oturup balıkçıların ağlarını birbirine ekleyen kadınları görüyoruz. Karadeniz'de biraz serinlemek isterseniz küçük koyda denize girebilirsiniz.

Köyde iki katlı evler arasında dolaştıktan sonra yol bizi deniz fenerine doğru götürüyor. 25 metrelik deniz feneri özellikle fırtınalı gecelerde kaptanlar için ne kadar değerli olduğunun farkındaymışcasına gururla duruyor denize doğru uzanmış yarımadanın üzerinde. Fenere 73 ahşap basamakla çıkılıyor.

Buraya kadar gelmişken balık yemeden dönmek olmaz. Anadolu Feneri'nde taptaze balıkların damak zevkinize sunulduğu üç tane restoran var. Küçük koyun hemen üstünde Karadeniz'e tepeden bakan Fener Balık Restaurantı'nın yolunu tutuyoruz. Ağaçlar arasından Karadeniz'i ayaklarınızın altına seren ve her biri denize basamak gibi inen üç terası var bu şirin balık lokantasının. Kediler balığın kokusunu almış olacaklar ki, sizi rahatsız etmeden bir köşeden bakıyorlar. En alttaki terasa oturup dalgaların köpükler çıkartarak kıyıya vuran sesini dinlemeye koyuluyoruz. Sanki hiçbir sıkıntı koyu çevreleyen kayalıkları aşıp buraya ulaşamaz gibi geliyor bize. Önümüzde bir yunus kafilesi sulara bir batıp bir çıkıyor. Fener Balık Restaurant'ın sahibi Mahmut Turgay bir yandan bize ızgarada pişirdiği nefis balıkları ikram ederken, bir yandan da anlatıyor:

'İlkokuldan beri balıkçılık yapıyorum (ama yüzme bilmiyor), zaten burada doğan her çocuğun denizde bir eli vardır. Geceden ağımızı atıyoruz. Barbunya, levrek, karagöz, torik, lüfer, çinekop her türlü balık var burada... Konuklarımız taze balık yemek için gelirler bize. İster ızgara, ister tava... Artık müşterilerimizle öylesine aile gibi olduk ki, eğer yoğunluk varsa girip salatalarını kendileri bile yaparlar...'

Nasıl gidelim?

Anadolu Feneri Beykoz'a 14.5 kilometre mesafede yer alıyor. Beykoz'dan yola çıkıp Akbaba köyünü geçtikten sonra 9 kilometre daha gitmeniz gerekiyor. Yol Beykoz'dan 15 dakika sürüyor.

Ne yiyelim?

Fener Balık Restaurant: 0 216 536 00 92

Kaptan'ın Yeri: 0 216

Ayışığı Balık: 0 216 536 00 59

YARIN: Çilingoz ve Durusu


 
 

Diğer PENCERE haberleri

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir