 |
|
|
|
Wasabi dondurması mı?
|
|
|
Hayattaki her maddeden yenilebilecek ürünler çıkarma konusunda çok maharetli olan Amerikalılar son olarak wasabiden dondurma üretmişler. Bu wasabi denilen şeyi 'Beyaz Türkler' iyi bilirler, çünkü bu genelde sushinin yanında verilen acı bir sostur. Acı da tam acıdır ha. Bunun dondurması da nasıl olur bilemiyorum, ben wasabi sosu ile ilk kez 1980'li yıllarda tanışmıştım. Bir gün tek başıma sushi yemeğe gitmiştim, ısmarladım geldi. Baktım ki sushi'lerin yanında bir de yeşil renkte bir sos duruyor, ben de zekamı tamamen sıfırlayarak sosu dilimin ucuyla tatmadan tümünü ağzımın içine atıverdim. Ve anında ağzımın içindeki hararet 100 dereceye filan çıktı ve sesim çıkabilseydi ilkyardım isteyip hastaneye gidecektim ama maalesef sesim yarım saat kadar filan kesilmişti. Allah'tan Amerika'da masaya buzlu su getirilmesi alışkanlığı var, denilebilir ki o buzlu su hayatımı kurtardı. Wasabi nedeniyle bir sonraki acımı ise ertesi sabah tuvalette çektim ki bunun detaylarına girmek istemiyorum; bilmem anlatabiliyor muyum?
İşte bence öldürücü silah kategorisine alınması gereken bir sostan dondurma yapabilmek için bir ülkenin gerçekten süper güç olması gerekiyor. Piyasaya ABD'de yeni çıkmış olan bu donmuş wasabileri çocuklar pek seviyorlarmış, size bir şey söyleyeyim mi; wasabi dondurması yiyebilen bir çocuğun ileride seri cinayet işleyen katil olması muhtemeldir... Daha sonra sushi ile gelen bu sosu nasıl yiyeceğimi birkaç acı deneyden sonra öğrendim.
Yeri gelmişken bu aralar pek de moda olan sushi'yi doğru yeme metodunu öğreteyim.... İlk kural şu: Sushi elle yenmelidir. Soya sosunun getirildiği küçük tabağın içine koyun ve de wasabi'yi buna ekleyin, iyice karıştırıp içinde erimesini sağlayın sonra da sushi'yi elinize alın ve sosa değdirin ama bunu pirinç bölümünden yapmayın, çünkü pirinçli tarafı bandırırsanız çok sos çeker ve sushi'nin tadını kaybedeceğiniz kafalar fazla sos alır. Sushi'yi pirinçsiz bölümünden dokundurun sosa ve tümünü atın ağzınıza. Bu arada sushi'yi doğru yemenin metodunu aktardığım Japon yemek kültüründe ağız şapırtmanın da ayıp olmadığını bilin. Onun için sushi'yi yerken ağız şapırdatırsanız herkes sizi kültürlü bile sanabilir. Bilmiyorum ama siz hiç sulu makarna yiyen Japon gördünüz mü? Ben maalesef gördüm ve ilk önce onun makarna ile bağırarak dövüştüğünü sanmıştım sonra öğrendim ki Japonlar makarnayı öyle sesler çıkararak yerlermiş.
Hazır yemek kültürü meselesine daldık ya, umarım bu yazı pazar ekine uygun bir yazı olmaktadır, bakınız içinde yemek var, kültür var, sonra komiklik de var, daha ne isteyebilirsiniz ki? Japon yemeklerinden sonra Hint yemeklerini de anlatmam gerekiyor size. Bu çok zengin mutfağı denemek için bir lokantaya giderseniz sakın ha şefi 'Sen de acı yemek yapmayı bilmiyorsun' diyerek filan kızdırmayın tamam mı. Ben yıllar önce Hint lokantasına o zamanlar flört ettiğim Rana ile birlikte gitmiştim. (Evet bir zamanlar onunla flört de ettim biz her zaman evli değildik, işte şimdi tam anlamıyla bir pazar yazısı oldu bu, içinde Rana bile geçiyor) İşte o yemekte sevgilime poz atmak için Hintlileri kızdırmıştım ve 'sizin acınız bana sökmez ben ne acılar yedim bilemezsiniz' diye konuşup durmuştum. Onlar da getirdikleri yemeklerdeki acı düzeyini sürekli yükselttiler. Buna rağmen pes etmedim ve Rana'nın beni daha çok sevmesine yol açacağını düşünerek, acılı yemekleri yutup durdum. Sonunda tam onları pes ettirdiğimi düşünmeye başlamıştım, mutfaktan şef çıktı geldi, bizim masamıza tepegöz gibi dikildi başıma, elinde ise minicik bir yeşil biber vardı. Bana 'Bir de bunu dene' dedi. 'Ben ne yemekler yemişim, bu küçük şey mi bana bir şey yapacak' diye düşündüm o an, daha sonra insan oğlunun hayatta ne büyük hatalar yapabileceğini de düşündüm ama iş işten geçmişti. Şimdi diyeceğim o ki; isterseniz her gün bir kilo wasabi yemekte olun, isterseniz wasabi'yi enfiye olarak da çekiyor olun veya hemoroid tedavisini bile wasabi'yle yapıyor olun, sakın ama sakın ha Hintlilerin o küçük biberinden yemeye kalkışmayın. O gece ben yeşil biberi ağzıma doğru götürürken bir şeylerin yanlış gitmekte olduğunu fark etmiştim, çünkü yarım metre ötedeki yeşil biberin sadece kokusu nedeniyle nefesim kesilmişti. Ama buna rağmen ben sevileceğim ya, ben erkek adamım ya, bunu ispat etmek zorunda olduğumdan, yeşil biberi tümden ağzıma attım ve birden beynimin içinde atom bombası patladı, o anda lokantadan çıktım ve sokaklarda koşmaya başladım. O halimde önüme filan polis çıksaydı anında öldürürdüm. Acının ilk etkisi bir saat kadar sonra azalınca lokantaya döndüm ve Rana neden kendisine bildirmeden lokanta dışına çıktığım için bana kızmıştı, ben de ona 'o gü o bu o gi obu' dedim; evet acı nedeniyle bildiğim bütün lisanları unutmuş ve tamamen başka bir lisanla konuşmaya başlamıştım.
Bu pazarın dersi ise özetle şu: Acı yiyecekseniz ilk önce dilinizin ucuyla tadarak yiyin tamam mı? Bakın hayatta böyle önemli öğütler veren başka yazar da zor bulursunuz, kıymetimi iyi bilin. Haydi gelecek haftaya kadar baş baş.
|
|
|
|
|
|
 |