 |
|
|
|
Eylül filmi nasıl olur?
|
|
|
Madalyonun parlak, cilalanmış yüzünü sever Hollywood. Birilerinin anlatması gerekir bu olayları ve ülkesinin Vietnam'da kaybettiklerini sinema salonunda paraya çeviren Oliver Stone bu iş için biçilmiş kaftandır
ürkiye'ye de gelmişken bir basın açıklaması yapan, ancak bizim medya tarafından 'kurban olayım çok pişmanım beni affedin' demiş gibi kodlanan Midnight Express'in senaristi Oliver Stone, 11 Eylül filmi çekmeye karar vermiş. Bu arada dikkat ettiniz mi bilmem, 11 Eylül, 7 Temmuz gibi dünyanın muayyen günleri gittikçe çoğalıyor.
Stone, 11 Eylül'ü Nicolas Cage ile çekeceğine göre bu herhalde herkeslerin beğenip yere göre koyamayacağı bir aksiyon filmi olur. Konuyu tahmin etmek de hiç zor değilmiş. İki kahraman polis İkiz Kuleler'de mahsur kalacaktır. Aslında Bruce Willis böyle kapalı alanlardan kaçmayı bilen üstelik Amerikalılar'ın muhafazakar kanını hareketlendirecek bir yıldızdır ama Nicolas Cage, Coppola torpiliyle oynanmadık rol bırakmaz Hollywood'da.
Bilindiği gibi Alain Bringand, 11 Eylül sonrası kolları sıvamış, dünyanın 11 ülkesinden 11 yönetmenle bağlantıya geçip 11 kısa film yapmalarını organize etmişti. Kendi adıma beni en çok etkileyen Fransa'dan Claude Lelouch'un, İngiltere'den Ken Loach'ın ve Burkina Fasso'dan Idrissa Ouedraogo'nun filmleri olmuştu. Entelektüel, devrimci ve halk tabakalarda 11 Eylül değerlendirmesi olan bu filmlerin aşılabilmesi pek kolay olmayacaktır. Fransız filminde sağır bir Fransız turist kızla ilişkiye giren Amerikalı rehber, aslında tüm sorunun kökeninin insanlar arası iletişimde aranması gerektiğini kafamıza çiviliyordu. İngiliz filmi, bir başka 11 Eylül'ü, 11 Eylül 1973'ü ve Şili'ye yapılan Amerikan kaynaklı faşist darbeyi anımsatırken 'biz sizi unutmayacağız, siz de bizi unutmayın gibi' çok düşündürücü bir mesajı da vermeyi ihmal etmiyordu. Burkina Fasso yapımı filmde ise, bir grup çocuğun arkadaşlarının annesinin ameliyat parasını bulmak için başına ödül konulan Ladin sandıkları bir Müslüman'ı kovalamaları eğlenceli biçimde anlatılıyordu.
Stone'dan başkası olmaz
Oliver Stone, araştırma ve kurgulama konusunda son derece becerikli ve usta bir bezirgan. Hatta kurguculuğunun yönetmenliğini çok geride bıraktığını hep düşünmüşümdür. Ancak bu konudaki bir araştırmadan pek de fazla ümitli olmamak gerekiyor. Kendi başkanını öldüren, derin derin devletlere bölünmüş ABD, olsa olsa vatandaşının olayı anımsayıp bol bol göz yaşı dökmesine izin verecektir.
Elbette bu masumane çabanın iki önemli etkisi olur. İlki, Müslümanlara karşı nefret en azından şiddetini kaybetmez. İkincisi filmin yönetmeni malum salonun kırmızı halılarından geçip mikrofona çıkar ve anasına, babasına, metresine selam gönderir. Bu konuda Ken Loach'a film çektirmezler mesela. Madalyonun parlak, cilalanmış yüzünü sever Hollywood. Birilerinin anlatması gerekir bu olayları ve ülkesinin Vietnam'da kaybettiklerini sinema salonunda paraya çeviren Oliver Stone bu iş için biçilmiş kaftandır.
Dünyalar Savaşı mı?
ABD ve Türkiye'de şimdilerde çok konuşulan film 'Dünyalar Savaşı'. Spielberg'in filmi etkileyici görsel efektleriyle uzaylı saldırısını gerçeğe yakın biçimde kurguluyor. Yıllardır dünyanın çeşitli şehirlerinde Amerikan hava saldırılarıyla güne uyanan halkların ilk tepkileri de uzaylı saldırısına uğramaktan çok da fazla değişik olmasa gerek diye düşünüyor insan. Aslında filmi yapılacak o kadar çok rezillik var ki... Yaşadığımız hayatın kanlı bir dehşet sinemasını taklit ettiğini kim inkar edebilir?
Ebu Hafs El Masri Tugaylarıymış! Hala İlkçağ'da yaşayan kıl keçi kuyruk sakal, ince bıyık dinsel sapıklar insanları ayırmaksızın havaya uçuruyor. Dünyayı yöneten o iki komik politikacıyı Oliver Stone ya da başka birinin filminde görmek isterdim.
|
|
|
|
|
|
 |