 |
|
|
|
Zenginin parası
|
|
|
Geçen sene arkadaşlarımla apar topar Çeşme'ye gittik. En son çocukken gitmişim, hiçbir şey hatırlamıyorum. Arkadaşlarım da normalde Bodrum tatilcileri. Öylesine bir değişiklik olsun diye gittik Çeşme'ye. Tabii bambaşka bir kültür, daha sakin, daha sıkıcı ama daha güzel insanlarla dolu. Bodrum'daki gibi İstanbul'da sık sık karşılaştığınız insanlardan ziyade daha kendine özgü bir kitlesi var. Çeşme'ye gidenler kendi aralarında bir koloni oluşturmuşlar; her yıl da sadece Çeşme'ye gidiyorlar. Bodrum'la Çeşme'ye gidenler arasında Galatasaray-Fenerbahçe gibi bir fark.
Çeşme'yi hiçbir yaz ihmal etmeyen isimler var en başta: Selin Denizli, Yılmaz Erdoğan, Okan Buruk falan...
Benim içinse o kadar sıkıcı, o kadar kabus gibi bir yer ki... Zaten erkenden toparlanıp kaçtık. Ama o tatilde bir de Ebru Gündeş macerası yaşadık.
Gece hayatı da her şey gibi banal ve sıkıcı olduğu için Çeşme'de en çok adam başı 1 milyar TL falan ödeyip en kötü vodkadan bir şişeyi önünüze dayadıkları, genellikle de avam bir şarkıcının çıktığı garip gece kulüpleri çoğunlukta. Bir Anadolu kasabasına yakışacak şekilde her hafta değişiyor program. Türk şarkıcılarının büyük bir gelir kaynağı da sahillerde verdikleri bu konserler zaten.
Şansımıza Ebru Gündeş düştü. Ortam şöyle: Yan masada Sedat Peker'in akrabaları, kardeşi falan oturuyor. Gündeş'ten bir selamlama, bir ağırlama falan. Ebru Gündeş hayranı falan da değilim doğal olarak, mecburen gitmişim, masa komşularımızı öğrenince de oradan kaçmaktan başka seçenek yoktu.
Dün sabah kendi kendime işkence yapmak için Elifnağme'yi izlerken o Çeşme tatili aklıma geldi. İnsan arkadaşlarıyla bir arada olunca nerede olursa olsun eğleniyor aslında, o yüzden de hala gülerek anıyoruz. Ben de her fırsatımı bulduğumda onların Ebru Gündeş gecesiyle dalga geçiyorum.
Elifnağme'de yine o kabus gibi Çeşme eğlence mekanlarının birinde eğlenen insanlar vardı. Bu sefer Yıldız Tilbe sahnede. Masalar kurulmuş, kovaların içine vodka şişeleri yerleştirilmiş, vur patlasın çal oynasın. Birtakım yeni zenginler kendilerini göstermek istiyorlar, bir yandan da göbek atıyorlar.
Türkiye nasıl da hiçbir şeyin değişmediği, herkesin yerinde saydığı bir ülke değil mi?
Yine mesela gazetelerin bastığı sahil fotoğraflarına bakın: Birtakım tahta iskelelerden kendilerini denize bırakan yarı-sosyetik simalar, önemsiz şöhretler falan. Geçen haftalarda yurtdışından dönerken -kendimi Türk gazetelerinden arındırmışken- uçakta Kelebek'e bakmaya başladım. Bir sürü Bodrum fotoğrafı yine. Aynı insanlar. Aynı selülitler. Aynı göbekler. Aynı iskeleler. Türk zengini de bir adım ileriye gitmiyor: İlla her yaz Türkbükü'ne gidilecek, o iskelelerde kıç kıça oturulacak ve dibinin görünmediği bir denize giriliyormuş gibi yapılacak. Üstelik 'Sezon bir buçuk ay' diyen işletmecilerin kazıklarına da maruz kalınacak. Gecesi 300 Euro'dan başlayan Türk otellerinden bahsediliyor bu yaz mesela. Sanki orası Santorini.
Türk burjuvazisinin, Türk zengininin nasıl da üçüncü dünyalıktan kurtulamadığının işareti her yıl Çeşme ve Bodrum'a yapılan akınlar aslında. Gusto sahibi olamamanın, herhangi bir çaba göstermemenin ezikliğinin dışavurumu. Dünyanın birçok başka sahilinde görülmesi gereken o kadar çok yer var ki. Ayrıca garantisini de veririm Türkbükü'nden çok daha keyifli olacağının.
Geçtiğimiz yıllarda Atina'da olimpiyatlar yapıldı. Ve hiçbir Türk zengini de alıp çocuğunu dünyanın en önemli sportif olayını izlemeye götürmedi; akıllarına gelmedi. Bu sene İzmir'de Universiade yapılıyor ve TRT'de bangır bangır davet reklamları var. Ağustos gelince göreceğiz ne kadar aile müsabakalara çocuklarını götürecek diye. Rekor kırılmayacağını tahmin etmek güç değil.
Maalesef Türk zenginlerinin en büyük eksikliği kazandıkları parayı yönlendirecek yeri bulmaktaki zayıflıkları. Türkiye'de paraya sahip olanlar kendilerine daha fazla gayrimenkul, yeni spor arabalar falan alırlar ama kalkıp da kendilerine, çocuklarına kültür katacak birkaç adım atmaktan çekinir. Paraya sahip olanların kültürden bu kadar korkmasının sebebi belki de kendilerinin nasıl ezileceğini bilmelerindendir, kim bilir, kim anlayabilir peçete fırlatan güneş yağlı ucuz vodkaya milyarlar ödeyenin mantığını.
|
|
|
|
|
|
 |