16 Temmuz 2005 Cumartesi       




 

Atilla Aydoğdu


 
atilla.aydogdu@aksam.com.tr

Universal bir döndü pir döndü...

   
 
Universal Music Türkiye'nin başına gelenler, tavukların pişmeden önceki tencere içi maceralarını aratmayacak kadar enteresan hadiselerdi. Şirket kapandıktan sonra uzun bir süre Universal etiketli albümleri ülkemiz müzik marketlerinde bulmak mümkün olmadı. Öyle ki U2 ya da Eminem gibi dünyanın en çok satan sanatçılarının albümlerini dinleyebilmek için müzikseverler ya internet üzerinden sipariş etmek zorunda kaldılar ya da yine internet üzerinden download etmek yolunu seçtiler. Açık söylemek gerekirse 'Hangi CD'ye hangi 5 milyarlık maaşından para ayıracağı gibi lüks dertleri' olmayan benim gibiler ikinci yolu tercih ettiler bu süre zarfında. Şimdiyse sular duruldu ve Universal Music, DMC ile anlaşarak ülkemiz müzik piyasasına geri döndü. İlk olarak da bu uzun ayrılık sürecinde yayınlanmış ve özellikle Amerika'da 'çok satmış' albümler raflardaki yerlerini aldı. Kimler yok ki bunlar arasında... No Doubt'ın artık gruptan daha ünlü hale gelen solisti Gwen Stefani'den, uzun süren bir bocalama döneminin ardından mucizev” bir 'geri dönüş' yaşayan Marih Carey'e kadar uzanan onlarca isim... İşte bu 'ilk posta' albümlerden 'üzerlerinde artık duman tütmeyen' beş tanesini sayfamıza aldık. Geri kalanlarsa keşfetmeniz için müzik marketlerde sizi bekliyor. Bu da demek oluyor ki pamuk eller yine boş ceplere doğru yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Hadi hayırlısı...

Hey beybi, duydum ki 'cool' olmuşsun

No Doubt'la yaptığı son albüm 'Rocksteady'de yer alan 'Hey Baby' hem grubun hem de Gwen'in kaderini değiştirdi. O güne kadar özellikle Bush grubunun solisti olan kocası Gavin Rossdale nedeniyle müzik piyasasının 'rock' kanadına yakın duran Gwen, 'Hey Baby'den sonra kendini birden bire hip-hop camiası içinde buldu. Ondan sonra da onu tutabilene aşk olsun. Önce Eve ile düet yaptı, Billboard listelerinin zirvesine doğru yolculuğa çıktı. Hip-hop'ın zirvesinde fink atan Dr.Dre, Pharrell (The Neptunes) ve Andre 3000 (Outkast) gibi isimleri tavladı ve ilk albümünün doğumunu bu isimlerin ellerine bıraktı. Bu isimler arasında bir de Massive Attack'ın 'müzikte devrim' yaratan ilk albümü 'Blue Lines'ın prodüktörü Nelle Hooper var. Gwen, bu usta prodüktörlerin ellerine doğan bebeğinin adını da 'Love Angel Music Angel' koydu.

Gwen'in albümü ne siyah ne de beyaz. Ama gri de değil; tam kıvamında bir kahve rengi. Albüm listelerde beş numaraya kadar çıkabildi ama sadece Amerika'daki satışları şimdiden üç milyonu geçmiş durumda. Üstelik piyasaya çıkışının üzerinden sekiz ay geçmiş olmasına karşın Billboard Top 200 albümler listesinin ilk 10 sırasında dolaşıp duruyor. Albümün ilk üç şarkısı olan 'What You Waiting For?', 'Rich Girl' ve 'Hollaback Girl' ise listelerde büyük bir başarı grafiği yakaladı. Bu üç şarkıdan 'Hollaback Girl' halen Billboard Hot 100 single listelerinin zirvesine bir çıkıyor, bir iniyor ama ilk üç sırayı uzun süredir terk etmiyor. Gwen'i 'yeni Madonna' olarak görenlerin sayısı da az değil. Onu 'cool' listelerin zirvesine taşıyan, 'müzik piyasasının en etkili isimleri' arasında ön sıralarda sayan dergi sayısının ise haddi hesabı yok. Geçtiğimiz yıl çıkmasına rağmen etkisini asıl bu yıl gösteren albümü şimdiye dek dinlemediyseniz, geç kalmış sayılmazsınız.

Bir gün gelir de Celine Dion'u da sever miyim dersin?

Bana bundan çok değil üç yıl önce eline bir Mariah Carey albümü alacak ve dinleyeceksin deseler, 'İki orta bir sade, hadi bana müsaade' derdim büyük olasılıkla. Ama hayat 'Asla, asla deme' tükürüğünü insanlara yalatmakla mükellef adeta. İşte bugün ben bu zamanında özgür bıraktığım tükürüğümün tadına bakıyor ve bir Mariah Carey albümü dinliyorum. Aslında geçtiğimiz yıl çıkan ve Busta Rhymes'la düet yaptığı 'I Know What You Want'ı sevdiğim zaman başladı bendeki çark etme vaziyetleri. Belki sadece bende değil çok sayıda müzikseverin Mariah'a bakışını değiştirdi bu şarkı. Mariah da akıllı kadınmış, Sony'nin patronuyla evlenerek tepeden indiği müzik piyasasında sözleşmeleri feshedilecek konumlara düşüşünün acısını nasıl çıkaracağını iyi hesap etti. Tıpkı Gwen gibi, Amerika'da en çok satan tarz olan hip-hop camiasından medet umdu. Ve bu yeni formül acayip bir reaksiyon gördü; 'The Emancipation Of Mimi' listelere bir numaradan girerek Mariah'ın uzun süredir unuttuğu başarının tadını yeniden tatmasını sağladı. Albümdeki hemen her şarkıda 'ortak şarkı yazarı' olarak ismine rastladığımız Mariah'ın yanındaysa Snoop Dogg, Twista ve Nelly de var. Albüm kapağındaki ve geçtiğimiz ay FHM dergisine verdiği pozların nefes kestiğini ise bilmem söylemeye gerek var mı?

Üstü sende kalsın

'En zor albüm, ikinci albümdür' demiştir herhalde birileri ama demediyse de şimdi ben diyorum. 'Get Rich or Die' (Ya zengin ol ya geber) adındaki ilk albümü ve bu albümdeki 'In Da Club'la iki yıl önce ortalığı silip süpüren 50 Cent için de bu sıkıntı söz konusuydu elbette. Ama ilk albümdeki Dr.Dre-Eminem-G-Unit üçgenini bozmadan hazırlanan ikinci albüm 'The Massacre' çıkar çıkmaz elde ettiği satışla bu sıkıntıyı hemen giderdi. Albümden bugüne dek üç hit single çıktı: 'Disco Inferno', 'Candy Shop' ve 'Just A Little Bit'. Albümde Eminem'le ortaklaşa söyledikleri 'Gatman and Robbin' ise Batman-Robin aşkına yaptığı göndermelerle insanı gülümsetiyor.

Matruşka oyuncaklar gibisin

Dr.Dre-Eminem-50 Cent ve diğerleri (D12, G-Unit vs...) matruşka oyuncak gibi. Birini açıyorsun içinden diğeri çıkıyor. Ufak tefek değişikliklere rağmen elimizde hep aynı oyuncak varmış hissine kapılıyoruz. Allah'tan güzel oyuncaklar ve iyi boyuyorlar her bir parçayı da dinlerken sıkılmıyoruz. Eminem'in içinde hayranlarını vurmayı planladığı 'Encore' albümü geçen yılın mahsullerinden biri. Her Eminem albümü gibi hem bir numara oldu, hem çok sattı, hem de olumlu eleştiriler aldı. Martika'nın hortlamasına neden olan 'Like Toy Soldiers' şarkısıyla gündeme geldi albüm son olarak...

Siz İmha ededurun, ben hemen gelicem

Bono ve tayfasını en son Live8 konserlerinde izledik. Böyle şölenleri hiç kaçırmaz abimler, yıllardır... Nerede bir 'toplum yarası' var, Bono, Edge ve diğer iki arkadaş hemen davayı üstlenir ve vaziyetin ensesinde yumurta pişirmeye kalkışır. Bu yazıyı yazarken fark ettim ki Bono'yu özellikle, Gallagher Kardeşler kadar seviyorum ben ancak. Göründüğü gibi olmadığını, aslında sadece 'egosunun tatmini' için böyle işlere soyunduğunu hissediyorum. Ama insanlık böyle hissetmiyor demek ki, bir atom bombasının nasıl devre dışı bırakılacağının anlatıldığı bu albümden milyonlarca adet satın aldı. Böylece uzun yıllar sonra U2 da 1 numarayı dünya gözüyle yeniden gördü. Son söyleyeceğim sözler; hislerimde hiç yanılmadığımdır. Yanılıyorsam da yanıldığımı kabullenecek kadar olgun biri değilim, ayrıca belirteyim.

Offspring... Offspring... Çık dışarıya oynayalım-Offspring Greatest Hits (Sony&BMG)

Offspring'in kelime anlamını bu temiz sayfalara yazmak doğru olmaz. Bilen biliyordur nasıl olsa; bilmeyenler de açsın sözlüğe bakıversin bir zahmet. Offspring'in müziğini dinlememiş olanlarsa sözlüklerde aradıklarını bulamayacaklarından, bu albümü alıp grubun tarihinin özetini öğrenebilirler. Dördüncü albümleri 'Smash' ile bundan on yıl kadar önce üne kavuşan Offspring ikinci baharını da 1998'de yayınladıkları 'Americana' ile yaşamıştı. 2000 mahsulü 'Conspiracy Of One'dan sonraysa suskun kaldılar. Ta ki bu yıla kadar. 'Eskileri şöyle bir hatırlatalım da yenilerine yol açılsın' niyetiyle yayınladıkları bu 'Greatest Hits' albümü aslında grubu merak edenler için bire bir. Üstelik 'Come Out and Play' adında yeni bir şarkıları bile var bu toplamalarında (Başlığın nerden icap ettiğini de açıklamış oldum böylece. Tabii ki İngilizce bilenlere... Bilmeyenlerin ne yapması gerektiği konusundaki yönlendirme yazının başında yer alıyor). Çünkü grup 3-4 Eylül 2005 tarihlerinde gerçekleşecek olan Rock'n Coke festivalinde sahne alacak Allah kısmet ederse. Son olarak grubun 'Smash' albümlerinin bana o günlerde henüz silahı şakağına dayamamış olan Kurt Cobain'in grubu Nirvana'nın yaptıklarını hatırlattığını hatırladığımı hatırlatmak isterim. Tamam, tamam lafı uzatmadan diğerlerine geçiyorum.

Jay-Kay buraya şapkalar havaya-Jamiroquai Dynamite (Sony&BMG)

Jay Kay ya da nam-ı diğer Jamiroquai'yi yolda şapkasız görse tanıyacak insan sayısı iki elin parmaklarını geçmez herhalde. O parmakların işaret ettiği kişiler de eş-dost-akrabadır büyük olasılıkla ya neyse. Sanatçının ilk albümünün üzerinden 13, son albümü 'A Funk Odyssey'in üzerindense dört koca yıl geçmiş. 'Dynamite' altıncı albümü ve Sony hesabına yapacağı iki albüm daha var önündeki kontratta. İlk albümlerinde kafasında bir buffalo şapkasıyla görmeye alıştığımız Jay bundan önceki albümde boynuzlarını bir kenara atıp başına bir bere geçirmişti. Şimdiyse yine bir Kızılderili şapkası takarak köklerine geri dönüyor. Albümü ise tıpkı diğer albümlerinde olduğu gibi bir 'soul' kroşe çakıyor dinleyenin suratına, bir 'funk' kroşe. 'Gözleri kör olmayan' Stevie Wonder olarak tanımlayabileceğimiz Jamiroquai, 70'lerden aparttığı 'funk fiction' tarzını da artık iyice kalıplandırmış durumda. Dinlerken sıkılmadığımı söylesem yalan olmaz. Ama bir daha dinlersem hislerim ne yöne doğru akar, emin değilim. Demek istediğimi anlayan anlamıştır nasıl olsa.


 
 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir