 |
|
|
|
Mehmet Atalay istifa!
|
|
|
Türkiye hukuğa saygının kıt olduğu bir ülkedir. Piyasa ekonomisi ise özel kontrat ve özel mülkiyetin hukuk tarafından ve devlet eli ile korunmadığı bir ortamda yeşeremez. Bu nedenle Türkiye'de bir piyasa ekonomisi pek oluşamamıştır. Devlet yaşamın her alanında vardır ve istediğini yapar. Devlette güç elde edenler ise 'ben yaptım oldu' felsefesine derhal yapışırlar. Bu ekonomik alanda böyle olduğu gibi, sporda da böyledir. Bugün işin spor kısmına değineceğiz.
Bilindiği gibi çeşitli spor federasyonlarımız özerk olmaya çalışıyordu. Ancak özelikle basketbol ve voleybolda Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay (kendisi üzücüdür ki yirmi yıllık dostluğumuz olan, geçmişte çok saygı duyduğumuz ve destek verdiğimiz bir kimse idi, şimdi ise saygımızı hızla kaybettik) hem aday olması mümkün olmayan bazı kişileri adaylığa, kurallara rağmen kabul etmiş ve hem de seçimlerin tamamen hukuk dışı seçilen delegeler ve çeşitli dümenlerle şikelenmesine izin vermişti. Biz bu sütunda bu olgu ile uzun süre mücadele etmiş, televizyonlarda bas bas bağırmış, ama bozuk düzenin ve hile ve şikenin seçim sonuçlarını belirlemesine engel olamamıştık.
Ancak hukuk her zaman çalışmasa da, bazen yavaş da olsa çalışır. İstanbulspor Kulübü'nün açtığı davalar sonucu, Danıştay Onuncu Dairesi 13.05.2005 tarihli kararı ile özerkliğe esas olan Çerçeve Statü'nün önemli maddelerine oybirliği ile yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Neler yürütmeyi durdurma kararının kapsamına girdi? Danıştay Genel Müdürlüğü'nün elemanlarının federasyonların genel kurulları içinde yer almasını özerklik ruhuna aykırı bulmuş. Bir kişi hem İdare'de çalışacak, yürütmeyi icra edecek, hem de delege olarak özerk kurumun seçiminde taraf olacak, oy kullanacak, hem de denetleme görevini yapacak; bu tabii ki hukuka ve özerkliğe tamamen aykırı bir durumdu. Aynen federasyon başkanlarının kendilerine oy verecek delegeleri kendilerinin, hem de keyfi bir şekilde belirlemeleri gibi! Bu tabii ki temelden mümkün olmayan, esastan çürük bir olgu. Mehmet Atalay böyle bir olgunun kurulmasına hem olanak sağlayan, hem de koruyan bir kişi olmuştu.
Üstelik Mehmet Atalay asaleten Gençlik Spor Genel Müdürü değildi, vekaleten atanmıştı, ama üzücüdür ki kalıcı tahribata izin vermişti. Buna rağmen ve işin daha başında ikazlar yapılmasına rağmen, Bakan Mehmet Ali Şahin de Atalay gibi haklı hukuki itirazları göz önüne almamış ve aynen basketbol gibi voleybol federasyonu ve diğer özerk federasyonların seçimleri de usulsüz yapılmıştı.
Şimdi ne olacak? İdare biraz debelenecek. Ama Gençlik Spor Genel Müdürlüğü'nün Tahkim Kurulu üyelerini belirlemesi, Anayasa Mahkemesi'ne kadar gidebilecek bir hukuk olgusu olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Bu olay basketbol dışında beş özerk federasyonu daha ilgilendirmektedir. Bizce seçimlerin, karar tebilğinden itibaren 30 gün içinde yenilenmesi gerekecektir. Hem de değiştirilerek hukuka uygun hale getirilmiş, yani statülerle, yeni seçim!
Ama Mehmet Atalay'a bir önerimiz var. Çağdaş bir ülkede çağdaş bir devlet çalışanı böyle bir fiyaskonun ülkenin mahkemeleri tarafından önünün kesilmesi halinde, büyük vicdan azabı duyar ve derhal istifa ederdi. Mehmet Atalay'ın da (eğer kişisel gururu ve itibarını korumak isterse) bir tek çıkış yolu vardır.
Nasıl olsa hukuken bu karar çerçevesinde düşecek olan federasyon başkanları ile eşzamanlı olarak istifa eder, çünkü güven kalmamıştır. Böylece tarafsız ve hukuki bir seçim yapılmasına olanak sağlar ve kendi kişisel saygınlığını kurtarır. Başka bir alternatifi de pek yoktur!
|
|
|
|
|
|
 |