 |
|
|
|
Öldüren gerçek
|
|
|
6 Ağustos 1945 Hiroşima'ya, dünyanın ilk atom bombası atıldı.
Bombanın atıldığı B-29'da görevli Amerikalı havacı Robert Lewis, gördüğü manzara karşısında yaşadığı dehşeti seyir defterinde şöyle anlatıyor:
'Aman Allah'ım, biz ne yaptık?'
Üç gün sonra, bir başka atom bombası da Nagazaki'ye atıldı.
Her iki şehirde kaç kişinin öldüğü tam olarak bilinmiyor. Tahminlere göre 400 bin.
Ancak bu ilk şoktan sonra yaşananlar çok daha dramatik.
Bombalardan sonra radyoaktif serpintilerin etkilediği bulutlar, Japonya'dan Çin'e gitti ve yağmurlarını oraya bıraktı. Bu yağmurların suladığı topraklarda yetişen çimenlerle beslenen hayvanların sütlerini içen çocukların önemli bir kısmında, yıllar sonra kan kanserleri görüldü.
* * *
Çin yönetiminin son otuz yıldır Taklamakan Çölü civarında nükleer denemeler yaptığı biliniyor. Uluslararası İnsan Hakları Örgütü raporlarına göre, bu denemelerin etki alanında radyoaktivite nedeniyle ölenlerin sayısı 210 bini buldu. Dünya Sağlık Örgütü'ne göreyse, bu bölgedeki nüfusun % 10'u kanserle boğuşuyor. Özellikle çocuklarda görülen kan kanseri vakalarında da % 7 oranında artış var.
* * *
25 Nisan 1986
Dünya, Çernobil'de yaşanan patlama ile sarsıldı.
İlk birkaç gün, sağlıklı bilgi alınamadı. Ukraynalı yetkililer, yaşananları dünya kamuoyundan gizlemek için özen gösterdi. Aslında yaşanan büyük bir felaketti. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, açığa çıkan radyasyon, Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazlaydı.
Patlama anında ne kadar insan öldüğü bilinmiyor. Ancak radyoaktivitenin çok geniş bir coğrafyayı etkilediği ve orta-uzun vadeli tehdit altında bıraktığı çok açık.
Olaydan hemen sonra, İsveç'in Stockholm kentinde yapılan incelemede, radyoaktif kirlilik düzeyinin 15 kat artmış olduğu görüldü. (Rüzgar radyoaktif bulutları buraya kadar taşımıştı.)
Aradan yıllar geçmesine rağmen, Bavyera Ormanları'nda yaşayan geyiklerde yapılan araştırmalarda yüksek oranda radyoaktiviteye rastlandı. Galler ve İskoçya'daki koyunlar için de durum aynıydı.
Patlama Ukrayna'dan Batı Avrupa'ya çok geniş bir alanı etkiledi. Milyonlarca insan radyasyona maruz kaldı, yüz binlerce hektar tarım alanı kullanılamaz halde geldi.
Etki alanında yaşayan insanlarda, yıllar sonra yüksek oranda kanser vakalarına rastlanmaya başladı. (5 milyondan fazla insanın radyasyona doğrudan maruz kaldığı tahmin ediliyor. Patlama anında Kiev'de görev yapan bazı Türk Dışişleri mensuplarında, yıllar sonra tiroid kanserleri görüldü.)
Rüzgarların taşıdığı radyoaktif bulutların nereleri ne kadar etkilediği ise bilinmiyor. Türkiye ve özellikle Karadeniz Sahilleri de bu bölgeler arasında.
* * *
Peki, olaydan sonra biz ne yaptık?
Dönemin devlet adamları, radyoaktif bulutların tesirlerini ve sonuçlarını bilimsel olarak araştırmak yerine, halkın karşısına geçip keyifle (radyasyonlu olması muhtemel) çaylarını yudumladılar ve halka sözde güven verdiler.
Oysa yapmaları gereken, konuyla ilgili acilen bir araştırma merkezi kurmak ve Karadeniz Sahil Şeridi'nde yıllar sürecek çalışmaları başlatmaktı.
Muhtelif alanlardan uzun zaman dilimine yayılmış örneklemeler yapılmalıydı. (Bitki örtüsünden, farklı gıdalardan ve hayvanlardan örnekler alınmalıydı.) Riskli bölgelerde yaşayan halk uyarılmalı ve en az 50 yıllık bir denetim politikası oluşturulmalıydı.
Ama yapılmadı. Bugün artık geçmişe yönelik bu verilere ulaşma şansımız yok. (Çünkü, buna dair doğru dürüst bir bilimsel çalışma yok.)
Bir süre önce, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi, radyasyonun güvenli dozunun olmadığını, çok küçük dozların bile risk oluşturduğunu açıkladı. (Japonya'ya atılan bombalardan sonra kanser vakalarının 30-40 yıl yüksek oranda rastlandığı ve etkinin 50 yıl sürdüğü biliniyor.)
* * *
Sevilen sanatçımız Kazım Koyuncu'yu geçenlerde akciğer kanseri nedeniyle kaybettik. Hakkında çok şey söylendi. Pek çoğu, bu ölümü, (19 yıl önce yaşanan) Çernobil'e bağladı. Kuşkusuz, bunu kanıtlamak olanaksız. Sağlık Bakanı Sayın Akdağ, 'Çernobil'in kanser vakalarını artırdığı yönünde bir bilimsel veri olmadığını' açıkladı. (Bir bilimsel verinin olması da mümkün değil. Çünkü buna dair yapılması gereken hiçbir çalışma zamanında yapılmamış.)
Koyuncu'nun ölümünden sonra, bazı hastanelerdeki doktor arkadaşlarımı arayarak düşüncelerini sordum. Hemen hepsi, son yıllarda kendilerine başvuran Karadeniz kökenli hastalarda özellikle lösemi, akciğer, tiroid ve bağırsak kanserlerinde gözle görülür bir artış olduğunu söyledi.
Radyasyonun etkisinin 50 yıl olacağını kabul edersek, önümüzdeki dönemde bu sorun bizi epey uğraştıracağa benziyor.
Olan oldu.
Buna dair yapılması gerekenler zamanında yapılmadı.
Ama bugün için yapılması gereken şey, Karadeniz Bölgesi'ne bir KANSER ARAŞTIRMA MERKEZİ kurmaktır.
Bu sayede, hem şüpheli durumlarda erken tanı olanağı bulunacak, hem de diğer bölgelerimizle (varsa eğer) fark ortaya çıkacaktır.
Bunun için çok fazla bir paraya ihtiyacın olmadığını da biliyorum. Ama biraz cesaret ve organizasyon kabiliyeti gerekiyor.
Gerçeği aramak ve sorgulamak cesaret ister.
|
|
|
|
|
|
 |