 |
|
|
|
Daha çok kazanmak!
|
|
|
Özellikle son birkaç yıldır, Türkiye'nin güney sahillerinde yabancıların ev almaya başladığı tartışılıyor. Aslında tek tük yıllardan beri tatil beldelerinde ev alanlar vardı ama son yıllarda bu sayı giderek artıyor.
Yabancılar için Türkiye'nin güney sahilleri gerçekten de cennet. Dört mevsim yumuşak geçiyor, her tür sebze meyve taze olarak bulunuyor, hala betonlaşmamış, köy hayatı birçok yerde devam ediyor üstelik ucuz.
Yaz tatilleri içinse başka yerde bulunmayacak birçok avantaj bir arada.
Böyle bir yerde güvenlik sorunu da ortadan kalkmaya başladıkça yabancıların ucuza ev kapatmasında şaşıracak bir şey yok.
Ama bu arada ev fiyatları giderek artıyor. Ondan da önemlisi, bu bölgelerin değerlenmesiyle birlikte hala biraz kıyıda köşede kalmış denilebilecek, hala büyük betonlaşma felaketiyle bozulmamış yerler de bozulmaya başlıyor. Çünkü buralarda da hazır meraklısı varken yeni yeni binalar yapılmaya başlanmış, olur olmaz yerlere apartmanlar kondurulmuş.
Belki bin kere yazdım ama kimseden ses çıkmadı. Bu bölgelerdeki belediyelerin kendi başına imar izinleri vermesi, canı isteyenin isteyen türde ev yapması nasıl olur da hala engellenemez anlamıyorum.
Türkiye bu felaketin cefasını yıllardır çekiyor ama hala akıllanmıyor.
Hala gidin, en güzel koylarda, en güzel sahillerde birbirine benzemez çeşit çeşit mimariyi, aklına esenin istediği türde, renkte, biçimde evler diktiğini, yörenin dokusuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan otellerin, tatil köylerinin bütün kıyıyı kapladığını göreceksiniz.
Hangi birini örnek vereyim. Kuşadası'nı, Marmaris'i filan artık zaten bıraktık. Geçenlerde Belek'i anlatmıştım. Son olarak da Kalkan'ı gördüm. Her yerde durum aynı. Bence dünyanın en güzel yerleri ama biz pek bunun farkında gibi görünmüyoruz.
Eski binalardan vazgeçtim, yeni yapılanlara da kimsenin baktığı yok. Küçücük bir tatil beldesinde yeni yapılacak binalara bir standart getirmenin, varolan evleri belli bir renkte boyamanın nasıl olup da becerilemediğini anlamak gerçekten mümkün değil.
Aynı bölgelerin hemen karşısındaki küçücük Yunan adaları aslında bizim kasabalardan güzel olmadığı halde yalnızca mavi panjurlu beyaz evler yaparak ve tabii olur olmaz tepelere kafasına göre bina dikilmesine engel olarak bir görsel bütünlük sağlıyor. Bu görsel bütünlük ve estetik, oradaki doğayla uyum içinde bütün dünyanın tanıdığı bir fotoğraf oluşturuyor ve bu fotoğraf, herhangi bir yere gitmek üzere yola çıkan bütün turistlerin belleğinde yer ediyor.
Bizse inatla, önce dünya güzeli bir kasabayı el birliğiyle 'modernleştiriyoruz'. Arkasından bulabildiğimiz her yere olur olmaz binalar dikiyoruz. Oteller, moteller, tatil köyleri yaptırıyoruz. Bunların hiçbirinden oraya özgü taşı, rengi, toprağı, kültürel dokuyu kullanmasını istemiyoruz. Kullanan varsa da (birkaç iyi örnek dışında) gözünün önündekinin karikatürünü yapıp daha da beter ediyor.
Biraz daha kazanabilmek için her şey mübah sayılıyor ama aslında çok uzun yıllar topluca kazanılacak daha büyük bir gelir kaçırılıyor.
|
|
|
|
|
|
 |