04 Temmuz 2005 Pazartesi       




 

Nereye Gitti O Eski Kadınlar

   
 
Pek çok gazetede çalışmış. Bir dönem muhabir olarak başladığı meslek yaşantısında editörlük ve yöneticilik de yapmış. Bu ilk kitabını kendi deyimiyle melankolik olduğu dönemde bir arkadaşının ısrarıyla yazmaya karar vermiş. Türkiye'nin geçirmiş olduğu değişimi, eski İstanbul'un tatlarını ve tüm bunların yanı sıra yaşanan bazı sıkıntıları da kaleme almış. Hitler zamanından beri dışlanan Çingenelerin yaşamı, ezilen kadının hikayeleri, baharı müjdeleyen nevruz kutlamaları, aşkın insana etkileri gibi pek çok konuda söyleyecek sözü olan Özgentürk ile yeni çıkan kitabını konuştuk.

Kitapta sürekli bir şeylere özlem duyan bir karakter var. Nedir sizi geçmişe bu kadar bağlayan şeyler?

Ben geçmişe özlem duymayacak kimseyi tanımıyorum. Üniversitede okuyan bir genç bile lise çağlarını özler. Giderek daha fazla mekanikleşiyoruz. İlişkilerimiz bozuluyor. Geçmişe özlem diye bahsederken iki yıl önceki bir olay da geçmiş olabiliyor. Demek ki ülke-mizde pek çok şey daha çabuk tüketili-yor. Tüketici bir toplum olduğumuzdan yakınırken insan ilişkilerini, aşkları, ilişkileri tüketiyoruz. Eskiden kendimize ayırabildiğimiz zaman fazlaydı. Geleceğe umutla bakan bir toplumuz ama diğer yandan geçmişe olan özlemimiz var. İkisi çakışınca da yürek yangınları ortaya çıkıyor.

Kitapta kadın hikayeleri ve çingeneler üzerine ilginç anlatılar var. Bugüne kadar çok kişi bunları dile getirdi ama bir sonuca varılamadı. Bu sizi üzüyor mu?

Keşke Çingenelerin bu kadar tarihleri yazılmasaydı da kabul edilselerdi. Ben orada biraz da alaycı bir bakış açısıyla o insanların yaşantılarını anlatmaya çalıştım. Kaderleri değişti mi tabii ki hayır ama yalnız Türkiye'de değil dünyanın her yerinde böyle. İspanya'ya baktığınızda da durum farklı değil.

Anne kokusu

Kitapta anneye yazılmış bir mektup var. Siz mi yazdınız?

Evet zaten kitabın kapağındaki kadın da annemdir. Kadınları yalnız kadınlar gününde anmak gerekmiyor. Bazı yaşanan gerçekler vardır ki hiçbir zaman unutulmaz. Ben annemin kokusunu da bugün çok özlüyorum.

O dönemi anlatırken annenizin de fotoğrafını çeken Bay Niko diye bir fotoğrafçıdan söz ediyorsunuz. Kimdir o?

1930'larda Kadıköy'de ilk fotoğraf makinelerini getiren ve o dönemde büyük ilgi gören bir fotoğrafçıydı. Mesleğe kardeşiyle birlikte başlamıştı ama kardeşinin ölümüne çok üzülüp fotoğrafçılığı bırakmıştı. İlk fotoğraf atölyesini kurduğu için çok önemli bir kişiydi. Dönemin pek çok fotoğrafında imzası vardı. O günleri anlatırken nostaljik olarak ondan bahsettim.

Kitaptaki kadın hikayeleri çok güzel. Neden kadınlar üzerine kurmadınız kitabı?

Türkiye'de garip bir şekilde uzmanlık alanları doğdu. Kadından anlayan yazarlar diye bir kavram ortaya çıktı. Ahmet Altan oraya oturtuldu. Mehmet Yılmaz ona yakın bir hale getirtildi. Diğer yandan Can Dündar var. Sanki kadınların ruhlarından anlamak başlı başına bir şeymiş gibi. Ben buna karşıyım. Bu nedenle yalnız belli bir konu üzerinde durmak istemedim. Irak Savaşı sırasında yazdığım savaş karşıtı yazılarım var. Vietnam ile Irak'ı birleştirerek 'Viet-rak' dedik ismine. Tek bir konu üzerinde bu anlamda yoğunlaşmak istemedim.

Anneniz dışında bir başka kadını da özlüyor gibisiniz. Kitaptan öyle anlaşılıyor...

Evet zaten o kişi de kitapta anlatılanlardan... Yüksek kaldırımdan bir türlü inemediğim kişi. Fantastik bir kurguda anlatıldı ama gerçekliği de var. Umutsuz aşkların adamıyım ben. Hayatımın bir döneminde bir kadını sevdim. Aşk ve sevgi sürüyor. Bunun yaşla ilgisi yok. Aşkın gleceği de yok bence. Aşkın yalnız şu anı var. İlişkiler bitebiliyor ama aşk hiçbir zaman bitmiyor. Mutlu sonla biten hikayeler aklımızda kalmıyor ama acı çektiğimizde bunu hiç bir zaman unutmuyoruz. Aşk da acıyı seviyor galiba.

Akordeoncu Madam Anahit'le ilgili bir bölüm de var. Tanışır mıydınız kendisiyle?

Birebir değil ama sima olarak bir tanışıklığımız vardı. Bir Arjantin tangosu çalardı ve benden para istemezdi. Bütün tanışıklığımız bundan ibaretti. Ama öldüğünü öğrendiğimde çok üzülmüştüm. O istese de istemese de benim ilk gençliğimin, yaşadığım acıların tanığıydı.

İstanbul'daki değişim ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Neleri özlüyorsunuz?

Aslında eski İstanbul'u ne kadar biliyo-ruz. Ben Kumkapı doğumlu olduğum için biraz daha avantajlı hissediyorum kendimi. Ben en çok İstanbul'un insanını özlüyorum. Aslında daha çok çocukluğumuzu ve gençliğimizi özlüyoruz. Yani hayata karşı daha sorumsuz olduğumuz dönemi. Hayatımızın silüetleri değişti. Aşk romanlarında eskiden vapurlar, tramvaylardan bahsedilirken yakında metrolardan bahsedilecek. Çünkü yaşam değişiyor. Attila İlhan hala Markiz'den bahsediyor mesela. Markiz orada duruyor ama eski halini anlayamazsınız. Pek çok şey değişti ve değişmeye devam ediyor.

Ekin TÜRKANTOS ekin.turkantos@aksam.com.tr


 
 

Diğer PENCERE haberleri

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir