02 Temmuz 2005 Cumartesi       




 

Gürol Tonbul


 
guroltonbul@aksam.com.tr

Yeter ki paylaşmasını bilelim

   
 
Türk tiyatrosu önemli isimlerinden birini, yazar Recep Bilginer'i yitirdi geçtiğimiz günlerde. Recep Bilginer 1922 Adana doğumluydu. Oyunlarında Türkiye'nin sosyal sorunlarını, toplumcu oyunlarıyla yansıtan yazar olarak bilindi. Dramatik yoğunluğu artan, özü sözü düzgün bir teknik ve etkileyici bir gerçekçilikle 1950 kuşağının en verimli yazarlarından biri oldu.

Türk Tiyatrosu'nda 1950 kuşağı, hem tiyatro yazarlığı hem de çeşitli tiyatro biçemlerine yöneliş açısından en verimli, en önemli bir kuşaktır. Bu dönemde, tiyatro oyunu yazmaya büyük bir ilgi uyandığı gibi, toplum sorunlarına eğilim de gelişmiştir. 1950 kuşağı tiyatroda bireysel olandan toplumsal olana yönelmiş; köy sorunları etkileyici bir dille ilk defa bu dönemde kaleme alınmıştır. Böyle verimli bir toprağın üstünde yeşermiştir Recep Bilginer. Bilginer'in oyunlarından bazıları İsyancılar (1964), Sarı Naciye (1971), Yunus Emre (1974), Parkta Bir Sonbahar Günüydü (1976), Ben Kimim ve Oyun Bitti'dir.

Recep Bilginer'i kendi kaleminden çıkan Yunus Emre oyununun Kıbrıs turnesinde tanımıştım. Yıl 1990. Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda çalışmanın iki şartı vardı o zamanlar: Tiyatro sınavını kazanmak ve Yunus Emre oyununda oynamak. Yeni kurulan bir tiyatronun oyuncu sayısı genellikle 17- 18'i geçmez. Bu nedenle özellikle kalabalık oyunlarda sahnede bulursunuz kendinizi. İşte Yunus Emre'de böyle bir oyundu ve gönüllü olarak gittiğim Diyarbakır Devlet Tiyatrosu'nda ben de bu oyunda sahneye çıktım. İyi ki çıkmışım; çünkü Kıbrıs turnesi sırasında Bilginer'le Türk Tiyatrosu üzerine konuşma olanağı bulmuştum.

Bilginer, bu sohbetlerimiz sırasında, hep ulusal tiyatroyu anlatmış ve hep ulusal tiyatroyu savunmuştu. Ulusal tiyatro olmadan evrensel bir tiyatronun olamayacağını vurgulayan Bilginer, en çok ödenekli tiyatroların yüzde elli yerli yapıt oynama zorunluluğunu yerine getirmemesinden yakınmış; hatta, dönemin genel müdürü Bozkurt Kuruç'a bu zorunluluğu sık sık esprili bir dille anımsatmıştı.

Bilginer'in o günlerde Salamis Bay Oteli'nin lobisinde söylediklerini kara kalemle not almışım beyaz sayfalara. Giderek silinmeye yüz tutan notların içinde bazı satırları ,bugün bu köşeye taşıyacağım aklımın köşesinden bile geçmezdi.

'Sosyal yönden, tiyatronun eğitici bir niteliği vardır. Siyasal yönden, toplumun beklentilerini, birikimlerini, öfkesini dile getirir. Tiyatronun o büyüleyici akışı içinde oyun kişisi, sahneden, normal yaşamda söylenmeyen ya da söylense bile yeterince etkili olmayan düşünceleri aktarınca büyük etki yapar. Tiyatro insanları ileriye, ilerideki aydınlığa götüren itici bir güçtür. Tiyatronun, suskun ya da susturulmuş toplumların olduğu kadar ileri gitmiş özgür toplumların da konuşan dili olması bu gücünden doğar. Bir dilin en iyi, en düzgün, en ahenkli konuşulduğu yerse sahnedir. Dilin bütün şiirsel özelliği tiyatroda yansımasını bulur.'

Yeni yetişen kuşakların Türkçeyi iyi yazan ve iyi konuşan bireyler olması için çaba gösteren Bilginer'in, son yıllarda, giderek unutturulmaya çalışılan dilimiz konusunda ne düşündüğünü bilemeyeceğim ama ustanın içinin rahat olmadığını sezmek hiç de güç değil doğrusu.

Bilginer, Oyun Bitti oyununda bir ölüm haberiyle açar perdeyi. Seyirci daha ne olduğunu anlamadan gözyaşına, acıya tanık olur. Oyunun bu satırları yazan Bilginer, yaşamında da 'oyun bitti' deyiverdi ansızın. Geride Parkta Bir Sonbahar Günüydü oyunundan Şadi Bey'in sözleri kaldı Bilginer'in felsefesini anlatan: 'Her şey geride kaldı. Aslında bu dünya mutluluklarla ve iyiliklerle dolu. Herkese yetecek kadar. Yeter ki paylaşmasını bilelim.'


 

 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir