01 Temmuz 2005 Cuma       




 

Atilla Aydoğdu


 
atilla.aydogdu@aksam.com.tr

'Mehmet Ali'nin Sirki'ne hoş geldiniz

   
 
Kesin olarak karar verdim ki ben Mehmet Ali Erbil'i seviyorum. 'Ah Kalbim'e rağmen seviyorum, Çarkıfelek'e rağmen seviyorum, evlenip evlenip balayı için Kıbrıs'a gitmesine rağmen seviyorum, hatta hatta kankasının Seda Sayan, halasının Fatih Ürek olmasına rağmen seviyorum. Velhasıl seviyorum bu adamın yaptıklarını. Huysuz Virjin'in yerini dolduracak tek adam olarak onu görüyorum ayrıca. Genelde rastladığımda mutlaka takılıyorum 'Ah Kalbim'e. Pazartesi gecesi yayınlanan bölümde Mehmet Ali Erbil programının gerçek adını koydu aslında: 'Mehmet Ali'nin Sirki'.

Program aslında tam 'Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete' vakası. Pompei'nin son günlerinin canlı yayınlanan tekerrürü adeta. 'Tik'lerine hakim olamayan insanlar mı ararsınız, hem kel hem fodullar arasından özenle seçilmiş 'şamar oğlanları' mı ararsınız, 'Hadi şimdi de kalk bize şarkı söyle' denince otomatikman kendini sahneye atan şarkıcılar mı istersiniz? Hepsi ve dahası mevcut 'Ah Kalbim'de. Sadece bir tek kusuru var, o da programda bahsi en az geçen kelimeler olan 'aşk' ve 'kalp' sözcükleri. Gerçi bu iki kelimeyi programa kattığınızda diğer unsurlar orada barınabilir mi bilmiyorum. Ama Mehmet Ali isterse onları bile katabilir programına. Eminim.

Geçtiğimiz pazartesi günü dikkat ettiğim başka bir nokta da şu oldu: Kapanış jeneriğinde 'metin yazarı' olarak Mehmet Ali Erbil görünüyor. Mehmet Ali'nin kendi yazmadığı bir metni okuduğu anlar 'fazlasıyla ıstırap' çektiriyor bana. Hani şu 'Altın İnci' TV Ödülleri gecesinde ezberinden okudu ya önceden yazılmış metinleri... Hiç teklememesine rağmen o kadar 'Gerçek dışı bir Mehmet Ali' vardı ki sahnede, dedim ki 'Demek Mehmet Ali tiyatroda kalsaydı felaketimiz olurdu, ağlardık'.

Takdir edersiniz ki, 'Ah Kalbim'de ne önceden yazılmış metin bir var, ne de Mehmet Ali önceden bir şeyler tasarlayıp geliyor stüdyoya. Adamın casino'lardan, evlenip boşanmaktan, program üstüne program çekmekten takadi mi kalıyor zaten önceden metin yazmaya... Bir ara bunlara nadir rastlanan hastalığı eklenmişti ama şimdi sağlığı yerinde, çok şükür. O ilk hastalığa yakalandığı yılın başlarında sunduğu bir Çarkıfelek programını ise hiç unutmu-yorum. Seyircilerden biri 'Yeni yıl sıhhat, sağlık getirsin' diye dilekte bulunmuştu da, Mehmet Ali 'Önce para olsun, paran olunca sağlığın da nasıl olsa iyi olur' diyerek kendi dilek listesinin içeriğini belirlemişti. Şimdi artık bu 'kötü bir tesadüf' müdür yoksa 'Allah'ın sopasının kafaya dank ettiği an' mıdır orasını ben bilemem. Ama derler ya, dilekte bulunurken fazla havadan uçma diye (Kimseler dememişse bugüne kadar, şimdi ben diyorum). Açıkçası kendimden biliyorum. Ne zaman beddua etsem birine er ya da geç gider sahibini bulur. Kendime ettiğim bedduaların bile tutmuşluğu vardır, o da ayrı bir mesele.

Mehmet Ali Erbil'e Coşkun Sabah gibi şarkıcılarla çevirdiği filmlerde ya da ikinci dönem Hababam Sınıfı filmlerinde rastladınız mı hiç? O filmlerde de tam bir 'felaket'tir ünlü şovmen. Ne zaman ki yarışma programları sunmaya başladı, ne zaman ki seyircilerle birebir diyaloğa girdi o zaman parladı Mehmet Ali Erbil'in ışığı. Tarık Tarcan ve Halit Kıvanç'tan devraldığı 40 yıllık Çarkıfelek'i tam anlamıyla 'Mehmet Ali Şov'a dönüştürmesi ise başlı başına bir 'olay'dı. Sabah kuşağında yayınlanan bir programı reytinglerde zirveye taşıması ise olağanüstü bir başarı. Başkaları yapsa öfkeleneceğimiz hareketler, başkaları söylese kötü algılayacağımız kelimeler, onun üzerine öyle güzel oturuyor ki, ona bir türlü kızamıyoruz. İşte Huysuz Virjin'le onun arasındaki en büyük benzerli de burada ortaya çıkıyor. En hasis olanımız bile 'Mehmet Ali'den kurtulamıyorsam bari zevk alayım' diye izliyor onu. Ortada sergilenen de 'zevk alınmayacak' bir hadise değil zaten: Cüceler var, devler var, şamar oğlanları var, kıl yumağı mankenler var, 'limon' dediğinde tüküren 'yılan' dediğinde sümkürenler var, mafyaya yataklık etmekten ifadesi alındığı günün akşamına programa damlayan var, var oğlu var. Kısacası kendi tabiriyle 'Mehmet Ali'nin Sirki' bu. İroni çağının medar-ı iftiharı. Programı izlemesini öneremeyeceğim kişiler ise sadece 'Ah Kalbim var benim' diyenlerdir. Önemle belirtirim.

'Aşkım Benim' biz neden eğlenemiyoruz?

Mehmet Ali Erbil'in 'Ah Kalbim'i, Show TV'nin akşam haberlerinden sonraya taşınınca yerine benzeri bir program olan 'Aşkım Benim' geldi. Mehmet Ali'nin yerini ise ancak Ece Erken, Tarık Pabuççuoğlu ve Oya Aydoğan'la yani üç kişiyle doldurabildiler. Ben her iki programa 'reality-yarışma'lardan yola çıkarak 'fake-yarışma' adını taktım. Yani 'yapay yarışmalar' bunlar. Bu yarışmalarda yarışmacı olarak karşımıza getirilen kişiler gerçekten yarışmıyorlar orada. Ya da telefonla katılan sözde ex-sevgililer ya da can dostları... Anlamayan var mıdır bunu bilemiyorum Eğer varsa bilmesem daha iyi olur zaten, ki bazen stüdyodaki seyircilerin konuşmalarını duyunca 'acaba mı' diye düşünmeden edemiyorum. Mehmet Ali farkını görmeniz için bu programa biraz göz atmanız yeter. İşin tuhaf yönlerinden biri de şu: Anladığım kadarıyla 'sahte yarışmacı' olarak rol alacak yeni adaylar bulunamıyor bu programlara, bu nedenle sürekli aynı kişiler bir Mehmet Ali'nin programında, bir 'Aşkım Benim'de karşımıza çıkıp duruyor. Aynı kişilere Aydın'ın Akşam Yıldızları'nda rastlamanız da mümkün.

'Aşkım Benim'i izlediyseniz bilirsiniz; 'Ortadaki kızı/oğlanı kim götürsün?' mantığından yola çıkarak hazırlanmış program. Yarışmacıların birer 'Yarışma coach'ları'nın olması programın tek farklı yanı. Yani işin özü şu: Tarık Pabuçcuoğlu Semra Hanım oluyor, Oya Aydoğan Günay Hanım, ortalarında Ebru Akel olmuş bir Ece Erken başlıyorlar geyik muhabbetine. (Bu arada herkim Ece Erken'e 'saçını siyaha boya, öyle daha güzel olursun' demişse ayıp etmiş)

Stüdyodaki seyirciler ise daha da tanıdık simalar. Biz Evleniyoruz evinden beri mesai aksatmıyorlar maşallah. Tıpkı 'reality-yarışma'larda olduğu gibi, buradaki 'fake-yarışmacılar'ı da 'baş-göz' etmeye çalışıyorlar. Ama ortada bir Semra Hanım 'kötücüllüğü', bir Belma Hanım 'bencilliği' olmayınca için her şey havada uçuşuyor. 'Biz evleniyoruz' diyemediğimiz gibi 'Biz eğlenemiyoruz' da diyemiyoruz. Oysa Mehmet Ali'nin programında hiç değilse ikinci şık garanti.


 

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir