 |
|
|
|
Dünyalar Savaşı çoktan başladı
|
|
|
30 Ekim 1938 günü Orson Welles, genel akışıyla bir haber
programı izlenimi veren bir radyo konuşmasında Marslıların New Jersey'e saldırdıklarını açıkladı. Bunun bir haber programı taklidi olduğunu anlamayan binlerce dinleyici paniğe kapılıp kendini sokaklara attı. Oysa Welles, sadece H.G. Wells'in 'The War of the World'/Dünyalar Savaşı adlı romanından uyarlanmış piyesten bir pasaj okuyordu. Bu olay, dünyada iletişimin ve medyanın gücüne örnek gösterildi ve yıllarca anlatıldı.
11 Eylül 2001 günü başlayan terörist saldırılarda Amerikalıların düşündükleri neydi acaba? Bunu belki çok iyi tahmin edemeyebiliriz, ama bundan sonrakiler için bir fikrimiz olabilir. Bu fikri Steven Spielberg'in tam 200 milyon dolara mal olan yeni 'Dünyalar Savaşı' uyarlamasının her karesinde hissetmeniz mümkün. Ani bastıran bir yıldırım ya da deprem fırtınası, giderek büyüyen bir felakete dönüşürken kurbanlar ne düşünüyor dersiniz? Tanrı'nın mahallelerini (!) cezalandırdığını mı, teröristlerin saldırdığını mı, Avrupa'dan yeni bir ideolojik tehdit geldiğini mi? Yıllardır sinsice uyuyan yer altı modülleriyle saldırıya geçen Marslılar ha? 'Dünyalar Savaşı', Amerikalıların sendromlarını görüp tartmak için kaçırılmayacak bir fırsat.
Sendrom... Sendrom...
Sizi bilmem ama, ben her Spielberg filminde kendimi sanki bir Yahudi katliamında buluyor gibiyim. Özgürlükler Ülkesi'nin (!) totaliterler tarafından işgaline gelip dayanıyoruz. Diktatörün biri gelip bizi kesecek diye endişelenen, her seçimde de gidip bir diktatöre oyunu atan, akşam televizyonunda o diktatörün dünyanın tıpkı filmdeki gibi kanını emdiğini keyifle (belki de üzülüyorlardır) izleyen bir halk!
Tabii bütün bunlar sinemanın dehalığı hak eden ustası Steven Spielberg'i, zamanla beğenilen aktörlüğe terfi eden Tom Cruise'u, müthiş bir görüntü yönetmeni olan Janusz Kaminski'yi en azından bu film için etkilemiyor. Onların işi sinema sanatını kullanarak insanları büyük bir felaketi yaşıyor hissettirmek. Bunu başarıyorlar ve emin olun 21. Yüzyılda, katastrofa giden, neredeyse cehennemi yaşayan bir dünyada insanları gerçekten paniğe kaptıracak bir şeyler yaratmak 1938'in dünyasından çok daha zor. Hele bunun içine 11 Eylül'ün kokusunu katmak ustalık işi. Kahramanımız Ray Ferrier'in savaşı görmek isteyen oğluğunu uzun uzadıya engelleme çabaları, çocuğun Vietnam Savaşı zamanındaki gençlerin tavırlarıyla savaşa gitmek istemeleri de aynı oranda ustalık istiyor kuşkusuz.
Basit bir Fen öğretmeniyken birbiri ardına bilimkurgu romanları yazan ve zamanla insanlıktan karamsarlığa kapılmış yazar H.G. Wells'in 'Dünyalar Savaşı', Spielberg'ün de büyük katkısıyla antimilitarist bir başkaldırıya dönüşüyor. Ray Ferrier'in kapalı kapılar ardında işlediği gizli cinayetini nasıl bir etik çizgide değerlendiririz çok tartışılır. Ancak, neredeyse özgürlük için bile savaşmayı reddetmek ve beklemek, liberal baba figürünü baş tacı etmek, bütün bunlar aslında insanlığı ayakta tutmaya yarayan olgular olarak kullanılıyor. Tamam ve güzel, ama işi götürüp böylesi ilahi bir sona bağlamak neden? Bunun yanıtını hiç öğrenemeyeceğiz, çünkü sonuçta yazılan roman bellidir. Ama insanın aklına Tom Cruise'un tarikatı geliyor işte. Başka şeyler de geliyor... Iraklı çocuklar, düşen bombalar... Dünyalar Savaşı'nı birileri çoktandır yaşıyor. Tanrı mahallelerine ceza mı verdi dersiniz?
|
|
|
|
|
|
 |