01 Temmuz 2005 Cuma       




 

Nagehan Alçı


 
nagehan.alci@aksam.com.tr

Ders: Hayat bilgisi

   
 
Nerede yaşadığınızı unutur hale geldiyseniz, kalabalık deyince Nişantaşı'nın hareketli sokaklarını anlıyorsanız, Türkiye gözünüze medeni görünmekte ısrar ediyorsa...

Sizin de vaktiniz gelmiş!

Benim yaptığımı yapın. Soluğu Otogar'da alın, bir bilet edinin.

Ve... başlayın 'gerçek hayatın paket yapıldığı' yolculuğunuza!

Cumartesi, saat 17 suları. Amacım Adapazarı'na yakın 'dinlence' evimize ulaşmak.

Gözüm tek başıma, arabayla onca yolu gitmeyi kesmiyor. Otobüse biner, uyuyarak, okuyarak, yani keyif çatarak giderim diyorum da...

Otogar'a varıyorum. Bir anda mevsim değişiyor sanki. Sıcaklık, gara on dakika mesafedeki gazetede 20 derece iken, burada bir anda 30'a çıkıyor sanki. Bir de bakıyorum ki dönerci büfeleri, İstanbul'da yazı getirmeye sıvamışlar kolları. Dört bir yandan harıl harıl vermişler ateşi. Nefes alınmıyor.

Zar zor 24 numaralı perona yaklaşıyorum. Organize bir insan olarak önceden ayırdığım biletimi almak için gişeye gidiyorum. 'Yer ayırtmıştım...' demeye kalmadan, karşımdaki 'Nagehan Hanım mı?' diyor. Şöhretim ne zaman Otogar'ı aştı diye mutluluktan dört köşe olmaya fırsat bulamadan, bir de bakıyorum ki adamın önündeki kağıtta bir tek benim ismim var!

Süklüm püklüm alıyorum bileti. Kalabalıkları yararak tuvalet aramaya başlıyorum. Her kafadan başka ses çıkıyor. Sonunda biri bana WC tabelasını gösteriyor. Gösteriyor da, tabelayı bulmakla bitmiyor iş. Muhteşem(!) bir kokunun eşliğinde yerin iki kat altına inmem gerekiyor. Tuvalet kapısına vardığımda bir teyze karşılıyor beni. Görevliyle ateşli bir sohbetin içinde. Neden tuvalete girmeden önce bozuk para bulmadığını ikna turlarında. Zaman kısıtlı, koku kışkırtıcı... Teyzenin giriş biletini ısmarlayınca ikimize birden açılıyor kapı.

Tuvalet macerasını atlattıktan sonra engelli koşumu tamamlayıp 'Düzce Express'e varıyorum. Elimdeki bileti göstere göstere biniyorum. En ön koltuk, cam kenarı vermişler bana ama... Cam yerine gri bir plastik kaplı yanım. Öbür yanımda ise 65'lerinde bir teyze dev çantasıyla oturuyor. Elimdeki iki parçayı yerleştirmeye çalışırken teyzenin '10 dakikada' yaptığı koltuk kolunu yine kırdığım için azarları yiyorum ve bacaklarımın kaplaması gereken dar alana çantalarım anca sığdığı için bacaklarımı gökyüzüne uzatıyorum.

Birkaç dakika sonra 'kaptan pilot', makamına kuruluyor, gaza basıyor. Muhteşem yolculuk kolonyayla başlıyor. Muavin beni yıkadıktan sonra sıra teyzeye geliyor. Tam güzel bir uyku hayalleri kurarken tepemdeki hoparlör giriyor devreye. Büyük Ceylan bangır bangır yeni 'single'ını söylemeye başlıyor.

Kargaşaya on dakika 'uyanık' katlanıyorum. Sonra her şey melodileşiyor, göz kapaklarım ağırlaşıyor. Ta ki... Arkadan bir yumruk yiyene kadar. Bir de bakıyorum ki, üç canavar anne-babalarının kucaklarına kurulmuş, başlıyorlar beni tacize. Onları etkisiz hale getirme çalışmalarıma, yanımdaki teyzenin ağzıma simit tıkma girişimleri eşlik ediyor. Ama tüm saldırıları metanetle geri püskürtüyorum.

Bu kez teyze komşuculuk oynamaya başlıyor. 20 yıldır başında 'oturan' amcanın fiziksel özelliklerinden, Fatih'in İstanbul'un en güzel semti olduğuna kadar, geniş bir yelpazeye uzanan konularla bilgilendiriyor beni.

Bu arada arkadaki canavarlar kendilerine yeni kurbanlarını seçiyorlar. Teyzenin başörtüsüne saldırmaya başlıyorlar. Teyze de onlardan aşağı kalmıyor, bütün ataklara aynı sertlikte karşılık veriyor.

Ve... sıra geliyor arkadaki bir çocuğun 'şoför mahalline' geldiği sahneye. Kıvranarak ilerleyen çocuk 'sıkıştım' diyor ve ortalığı bir telaş sarıyor. Bir anda keskin bir frenle otobanda duruyor otobüs. Ve gözler çocuğa dönüyor. Ama... Velet o an yer yarılıp içine giriyor. Tuvalet yerine meraklı 40 çift gözün izlediği bir otobanı bulunca, utancından bir koltuğun altına saklanıveriyor. Şoför de 'zamane çocukları'na saydıktan sonra yolculuk yeniden başlıyor.

Bir süre sonra arkadan bir atak daha geliyor. Bu kez bir aile yolun ortasında inmeye kalkıyor. Otobanda bagajlar açılıyor, çoluklu çocuklu bir kalabalık beş şeritli yolun ortasında evlerine doğru taban tepmeye başlıyor.

Bu arada saatler geçiyor. İki saat süreceği söylenen yolculuk üç buçuk saatini doldururken, yanımdaki teyzedeki tuhaf hareketler dikkatimi çekiyor. Kafasını bir anda bana çeviriyor ve ben 'Efendim teyze?' derken, kendi kendine bir şeyler mırıldanıp, kafasını öbür yana çeviriyor. Arkamdakilerin 'Namaz kılarken, rahatsız edilmez evladım!' azarı ile isyan bayrağını çekiyorum. Ve artık ne olursa olsun uykunun kollarına uzanmaya karar veriyorum. İki dakika sonra ise hoparlörle uyanıyorum 'Otogar'a hoş geldiniz!'


 

 

 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir