Ege'nin incileri
Bugün Kuzey Ege'nin son yıllarda keşfedilmiş en güzel iki noktasındayız: Assos ve Bozcaada'da.
Antikçağ felsefesinin önemli babalarından biri olarak kabul edilen Aristo'nun bir dönem 'görev' yaptığı Assos ve daha sonraları Türklerin verdiği adıyla Behramkale sakin ve huzurlu tatil arayanların tercih ettikleri bir bölge... Her yıl eylül ayında 'Assos ve Felsefe' başlığı altında düzenlenen toplantılar dışında yer bulmanın yine önceden rezervasyon yaptırmak amacıyla mümkün olabildiği Assos'da, M.Ö. 347 ve 344 yılları arasında Aristo'nun burada bir felsefe okulu kurduğunu ve Assos kentimizden bir kız ile evlendiği iddia edilir. Assos doğayla tarihin iç içe geçtiği, insanı büyüleyen mükemmel bir coğrafya... Hemen karşısında yer alan Midilli Adası ile hem jeolojik hem de mutfak açısından benzerlikler gösterir.
Behramkale'de yazın bölgenin hakim rüzgarı olan poyrazı hissetmezsiniz bile... Sadece güneşin battığı saatlerde üzerinden hafif bir serinlik geçer, işte o poyrazdan başka bir şey değildir. Assos çevresinde bulunan otellerin alt katları restoran ve barlarla kaplı. Deniz üzerine kurulu teraslarda, her mevsim başka bir balık yeniyor. İnsan Assos'a gidince çiftlik balığı yiyecek değil ya. Bence denizden yakalanmış ısparoz veya kopezleri 'besleme' balıklara tercih etmelisiniz. Bölgenin denizden çıkmış tüm balıklarını öneririz. Taşlı plajın üstünde ve yanında bulunan kafeler, ailece oturularak sıcak ve soğuk meşrubat içilebilecek yerler. Behramkale'deki kıyı restoranlarında hemen her yerde benzerleri bulunan mezelerin yanı sıra ahtapot; kalamar gibi deniz ürünlerinin tazelerini bulabilmek mümkün. Ev baklavası yemeden asla!
Anadolu Kavağı'nda yaygınlaşan 'vafl' Assos'ta da uzun kuyruklara neden oluyor elbette... Bendeniz meyveler ve kaymaklı dondurma ile olanı tercih ediyorum Assos'a gidince... Ama Assos'a yolunuz düşerse mutlaka yemeniz gereken, yemezseniz eksik kalacak olan lezzet Behramkale kadınlarının kaba undan açtıkları içine, sıra sıra ceviz döşedikleri ev baklavasıdır.
Bozcaada'da 'Kala- Afiyet'
Bozcaada düşkünleri ya da 'İslomania' denilen adada mutlu olma sanatını yaşayanlar, kel ve boz tepeli bir adanın sırlarının içine sizi çekmeye çalışırken, 'Ada'da tatil yapılmaz, yaşanır...
Siz kolay tatil peşinde olanlar: Hemen bir turizm acentesine.. Size uygun bir tatil programı hazır halde sizi bekliyor. Siz yaşamı bir macera olarak algılayanlar: Buyurun Bozcaada'ya' diyorlar.
Sonra da ekliyorlar: İstanbul'dan yaklaşık 400km uzaklıktaki Ada'ya ayak bastıktan ve yaklaşık 2000 kişinin yaşadığı merkezi (başka bir yerleşim yeri , köyü filan yoktur Bozcaada'nın) şöyle bir dolaştıktan sonra, (çok detaylı dolaşsanız da 45 dakikanızı alır) olumsuz olan ilk izleniminiz pekişir; hele bir de profesyonel anlamda restaurant, otel hizmeti bekleyenlerdenseniz, geri kalkacak ilk feribotu sormaya başlarsınız. Oysa Ada, genç ve nazlı bir kız gibi saklar kendini. Onu anlamanızı, sevmenizi bekler, her şeyini bir çırpıda dökmez önünüze. Çaba, emek bekler. Alıştığınız çok yıldızlı bir tatil köyü değildir...
Servisini yadırgadığınız garsonla bir çift laf etmenizi, dünyanın en temiz denizinde yüzmenizi, dalmanızı, göz alabildiğine uzanan bağlarının içinde bisiklete binmenizi, 'Bu koy benim!' diye seçebileceğiniz onlarca bomboş koydan birini sahiplenmenizi, ister kıyıdan, ister hoşsohbet bir balıkçının teknesiyle tutacağınız balıklarıyla tanışmanızı, kuzey rüzgarı ile güney rüzgarı arasındaki farkı öğrenmenizi, kalamarının, balıklarının, şarabının lezzetine varmanızı, pazar sabahı eşsiz kilisesinde veya 1700'lerden kalma tarihi camiini ziyaretinizi bekler.
İlk feribotla dönmeyip de kalmayı göze almışsanız, bir de bakmışınız Ada sizi yavaş yavaş kollarının arasına almaya başlamış, bir de bakmışsınız kendi kentinizde tanıdığınız kadar bakkal, garson, otelci,balıkçı banka ve posta memurunu adıyla tanıyorsunuz...
Bozcaada'da ne yenir? Sorusunun yegane cevabı vardır: Balık. Her ne kadar Saroz Körfezi'nin altını üstüne getiren trolcüler balık neslini hızla kurutuyorlarsa da, Bozcaada'nın yakınlarında hala nefis ahtapot ve kalamarlar yakalanabiliyor. Daha kaç yıl yakanabilecekse...
Adalılar, yiyip içme konusunda kendilerini şöyle tanımlıyorlar: 'Bozcaada'da taze deniz ürünlerinin sunulduğu liman içindeki balık lokantalarından, ev yemekleri yapan lokantalara, gözlemecilerden, özel yiyecek ve içecekler sunan kafelere kadar geniş bir yelpaze içinde yemek yeme şansına sahipsiniz. Hesaplar bir tatil beldesinde ve bir adada olduğunuzu unutmazsanız oldukça makuldür.Ama Ada'ya geldiniz diye köfte fiyatına balık yemeyi düşünüyorsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz Hafta sonları ve resmi tatil günlerinde akşam yemeğiniz için yerinizi önceden ayırmalısınız. Aksi takdirde yemek yiyecek yer bulmakta zorlanabilir, servis almak için uzun süre bekleyebilirsiniz.'
Yolunuz Bozcaada'ya düşerse benim size üç önerim olacak. Önce 4 Eylül 2004 günü Akşam'ın Cumartesi ekinde tanıttığımız Ümit Hamlacıbaşı'nın yazdığı 'Kala- Afiyet' adlı kitabı alıp bu kitaptaki yemekleri Türk-Rum mutfağının sentezi olan yiyecekleri aramaya çalışmak. İkincisi 'Ada-Cafe'ye uğrayıp 'Gelincik Şerbeti' içiniz ve de üçüncüsü Bozcaada'yı görmeye değil algılamaya, anlamaya çalışınız.