 |
|
|
|
Ahmedinecad'ı kim seçti?
|
|
|
Tahran yakınlarındaki Germsar'da 1956'da bir nalbantın oğlu olarak doğan Ahmedinecad'ın adını iki sene öncesine kadar kimse bilmiyordu. 2003 baharında Tahran Belediye Başkanlığı'na seçildiği zaman da, tanınmış bir siyasetçi değildi.
Göreve gelir gelmez halkla çok yakın bir diyalog kurdu. Sade bir hayat sürmesi ve yolsuzlukla mücadele kampanyalarıyla, kısa sürede tanınan, sevilen ve güvenilen bir isim oldu.
Devrim Muhafızları'nın eski bir üyesiydi ve belediye başkanı olduğunda kendisinden önceki ılımlıların getirdiği pek çok reformu uygulamadan kaldırdı.
Batı tarzı fast-food restoranları kapattı, belediye çalışanlarından uzun kollu gömlekler giymelerini ve sakal bırakmalarını istedi. Belediye binalarında kadınlar ve erkekler için ayrı asansör uygulamasını getirdi, kültür merkezlerini kapattı. 1979 devriminden bu yana ülkede ilk kez bir Batılı'nın, İngiliz futbolcu David Beckham'ın yer aldığı bir reklam kampanyasını da durdurdu.
İkinci nesil devrimciler olarak tanımlanan ve kendilerine Abadgeran (Kalkınmacı) adını veren genç siyasetçilerce desteklendi. (Bu genç muhafazakar kesim İran Meclisi'nde de güçlü)
Görev süresini dolduran Cumhurbaşkanı Hatemi, (normalde Tahran belediye başkanlarına sağlanan bir ayrıcalık olmasına rağmen) Ahmedinecad'ı radikal tutumu nedeniyle, kabine toplantılarına katılmaktan men etti.
Kendini Merdamyar (halkın dostu) olarak tanımlayan Ahmedinecad, bugüne kadar popülist eğilimlerini hep ön planda tuttu.
1979'da Amerikan elçiliğini basan öğrenci sendikasının kurucuları arasında yer aldı ve kısa süre sonra da Devrim Muhafızları'na katıldı. Bu dönemde Irak'ta gizli operasyonlara katıldığı da söyleniyor.
Ülkesinin nükleer programını da destekliyor. 'Kolayca ilerlememize izin vermeyecekler ama biz de onlara teslim olmayacağız' diyerek, bu konudaki politik kararlılığını da ortaya koyuyor. 1979'da Amerika ile kesilen ilişkileri yeniden kurmak konusunda ise, ihtiyatlı. 'Amerika İran ile ilişkilerini kesmekte özgürdü ama şimdi bu ilişkileri yeniden kurmak İran'ın kararıyla olabilir.' diyor.
Seçim kampanyası için hemen hiç para harcamadı. Muhafazakar kesimin özellikle camileri seferber ederek sağladığı destek, seçimin sonucunu belirledi. Kampanyasını ayrımcılık, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele üzerine bina etti. Kendinden önceki sekiz cumhurbaşkanı güçlü siyasi çevrelerce desteklenirken, Ahmedinecad hemen hiçbir çevreden ciddi destek görmedi. Özellikle kırsal kesimde yaşayan dindarlara verdiği basit mesajlar ve mütevazı tavır, onu zirveye taşıdı.
Tahran'da geçen hafta cuma namazını kıldıran Ayetullah Ahmed Cenneti, İran halkının sabahın erken saatlerinden itibaren sandık başlarına gitmesinin Amerika ve diğer düşmanların umutlarının suya düşmesine ve oyunlarının bozulmasına neden olduğunu söyledi. Kullanılan her bir oyun, düşmanın gözüne isabet eden kurşun olduğunu söyleyen Cenneti, seçmenin büyük bir katılımla sandığa koşmasının İslam Nizamı'nın asıl sahibi ve bekçisinin İran halkı olduğunu gösterdiğini söyledi.
Oyların % 61.6'sını alarak sürpriz bir şekilde seçimi kazanan Ahmedinecad'a ilk tepki ABD'den geldi. Washington, 'İran'ın, Ortadoğu'nun diğer bölgelerinde, özellikle Irak, Afganistan ve Lübnan'da bariz şekilde esen özgürlük ve demokrasi rüzgarlarının dışında kaldığını' vurgulayarak açıkça rahatsızlığını ortaya koydu. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney ise, İran halkının, devlet başkanlığı seçimlerinde gösterdiği demokratik şeffaflıkla ABD'yi küçük düşürdüğünü söyledi.
İngiltere seçimlerde büyük kusurların olduğunu söylerken, Almanya ve Fransa, Nükleer Programa vurgu yaptı.
Avrupa Birliği, insan hakları, nükleer program ve diğer konularla ilgili gelişmelere açık her türlü İran hükümetiyle çalışmaya hazır olduğunu açıklayarak ön yargılı olmadığının mesajını verdi.
Seçimlerle ilgili en sıcak mesaj Moskova'dan geldi. Putin, Ahmedinecad'a gönderdiği mektubunda, Buşehr nükleer santralının inşaatını tamamlamasından sonra, bu alanda Rusya-İran işbirliğini sürdürmeyi önerdi.
Bu satırları kaleme aldığım ana kadar Türkiye'den seçim sonuçlarına dair bir yorum duymadık. Belli ki Türkiye her zaman olduğu gibi, bekleyip görmeyi ve ona göre pozisyon almayı uygun bulmuş. Oysa, sınır komşumuzdaki bu tarihi seçimle ilgili Türkiye'nin daha etkin ve kararlı olması çok önemli.
Sürpriz sonuç... Neden?
Reform yanlıları hiç beklenmedik bir yenilgi aldılar.
Bu sonuçlarla, sekiz yıl önce başlayan reform sürecinin sona erdiğine, bu sürece duyulan güvenin yeniden canlandırılabilmesinin çok zor olduğuna inanılıyor. Özellikle ilerleyen günlerde ifade özgürlüğü konusunda sıkıntılar çekileceği endişesi taşınıyor.
Peki, bu sürpriz sonucun aslı sebebi ne?
Sürpriz sonuçta en büyük etkenin ABD olduğunu söylemek yanlış olmaz.
İran'ın ulusal onuru haline gelmiş nükleer programıyla ilgili ABD'nin sert tavrı,
Sınır komşusu Irak'ın ABD tarafından işgal edilmiş olması,
İran'ın ABD tarafından despotizmin kalelerinden biri olarak ilan edilmesi,
Büyük Ortadoğu projesinin hayata geçirilmesiyle ilgili kararlılık,
ABD ile ilintili olduğu kabul edilen kadife devrimler, seçim sonuçlarında önemli belirleyici faktörler olmuştur. Yani İran halkı, dünya konjonktüründe ABD orijinli gelişmelere reaktif bir tavırla yanıt vermiştir.
Bundan sonra ne olacak?
İran ile ABD arasındaki rüzgarların daha da sertleşeceğini söylemek bir kehanet olmaz. Yeni dönemde İran'ın nükleer programına hız vermesi ve Rusya'nın bunu desteklemesi de beklenen bir gelişme olacaktır.
Nükleer programın siyasal yollardan durdurulma ihtimali azalırken, Türkiye'nin önemi artacaktır.
Türkiye artan bu önemiyle nasıl yeni açılımlar yapacak, hep birlikte göreceğiz.
|
|
|
|
|
|
 |