 |
|
|
|
Aman petrol, canım petrol!
|
|
|
Petrol fiyatları son haftada 60 doların üzerine çıktı. Bunun üzerine medyamızda petrol istatistikleri ve analizleri yayınlandı. Çeşitli tezler var.
Birincisi, Türkiye'nin tüm dünyada (kurşunsuz 95 oktan litre fiyatları esas alınarak) en pahalı Euro cinsi benzin fiyatına sahip olduğu gündeme getirildi. Tabii burada Türk Lirası'nın bir ölçüde aşırı değerli olması hiç vurgulanmıyor. Ayrıca benzin istasyonlarının da benzin satmayıp büyük ölçüde vergi dairesi gibi çalıştıkları da gündeme getirilmiyor. Çünkü Türkiye kayıt dışı cenneti ve vatandaş para babalarının esas gelirini kayıt dışına kaçıran kesim olduğunu düşünürken, dünyanın en büyük kayıt dışı kesimine sahip olan ülkelerinden Türkiye'de kayıt dışılığın tüm nüfus tarafından üretildiğini unutuyoruz. Bu durumda da normal vatandaşın gelir vergisi olarak ödemediği vergi, zorunlu olarak ve en adil olmayan şekilde zaruri ihtiyaç maddelerinden, benzin, gaz, tüp, elektrik ve su gibi şeylerden, kamu hizmetlerinden faydalanarak toplanıyor.
İkincisi, petrolün Türkiye'ye artan dünya fiyatı sonrası büyük bir fatura çıkarttığı da doğru. 2001 yılında 4 milyar dolar civarında olan petrol faturamız, 2004 yılında 6 milyar dolara çıktı. Bazı medya kuruluşları, 2005 yılında 10 milyar dolara varan petrol ithalatı tahmini üretiyorlar. 2004 yılında 40 dolar civarında olan ortalama fiyatın bu yıl 50 doların üstünde kalması hatta 60 dolara doğru yürümesinin ülkemize yılda 5 milyar doları aşan ek bir petrol faturası da getirebilir. Ülkemizde buna rağmen bu yılın enflasyonun yüzde 8 olan resmi hedef rakamının altında kalacağını da düşünmekteyiz.
Dünyanın en prestijli enerji yayınlarından biri BP tarafından yayınlanan Enerji İstatistikleri Bülteni. Bu bültenin haziran sayısı geçenlerdeyayınlandı. Ayrıca IMF de bazı analizler yayınlıyor.
Bu yayınlarda birkaç önemli nokta vurgulanıyor. Petrol fiyatları şu andaki 60 dolar seviyesinde bile, reel analiz yapıldığında, yani enflasyon ayıklandığında İran devriminin gerçekleştiği 1979 yılındaki İkinci Petrol Şoku dönemindeki fiyatın reel olarak kabaca yarısı düzeyinde. Yani petrol pahalılaştı ama geçmişe oranla henüz çok pahalı değil. Ayrıca 30 yılda dünya petrol fiyatlarında istatistiki araştırmalara dayanarak bir trend bulmak da mümkün değil.
Tabii kafalardaki soru fiyatların neden bu kadar hızla yukarıya fırladığı. Çünkü fiyatlar reel olarak 1979 zirvesinin yarısında da olsa uzun dönem reel petrol fiyatı ortalamasının da iki misline çıkmış bulunuyor. Sokaktaki adam bunları her siyasetle açıklar ama, iktisatçı arz ve talep analiz yapmak zorunda. Bugün kestirme cevabı verelim, yarın daha detaylı bir analiz veririz. BP tarafından verilen analizlere göre arz ve talep dengesini bazen esas faktör Asya'nın veya daha spesifik bir bakışla Çin'in hızla artan talebi. 2002 ile 2004 arasında Çin toplam petrol talebindeki artışın yüzde 35 kadarını üretmiş. ABD ise yüzde 20 kadarını. 2004 yılında dünya talebi günde 2.46 milyon varil, yani yüzde 3.4 oranında bir artış sergilemiş bulunuyor.
2004-2005 döneminde ise IEA adlı Dünya Enerji Kurumu tahminlerine göre petrol talebinde günde 1.77 milyon varil artış bekleniyor. Bu bir evvelki yıla göre azalarak artma demek ama gene de yüzde 2.2 artış anlamına geliyor ve bu boyutta bir artış geçmiş 20 yılda sadece dört defa gerçekleşmiş.
Bu durumda kapasite artışı yani arz tarafı da sınırlı kalınca fiyatlar arz ve talep dengesini sağlamak içni yükselmek zorunda kalmış. Tabii Financial Times yazarı Martin Wolf esas soruyu soruyor: Bu fiyat artışları kalıcı mı, geçici mi? Bu konuda verilen uluslararası cevapları yarın aktaracağız. Ama siyasi değil, ekonomik analiz getireceğiz...
|
|
|
|
|
|
 |