 |
|
|
|
Washington'da kalan tortu
|
|
|
Washington-New York
Büyük bir gürültü ile ve ne olduğu belli olmayan bir sonuç ile tamamlanan ABD gezisinden geriye ne kaldı? Geride kalanlar gelecekte olacaklara işaret sayıldığı için arkadan manzarayı okumakta fayda var. Kızmayın lütfen! Çünkü bazı kalemlerin eliyle adres gösterilmek, aba altından sopa gösterilmek ve açıkça saf dışı bırakılmak teraneleri yüzünden değil ama başka birkaç sebeple her şeyi yazmamak, herkes için daha hayırlı olacak. Yani manzaranın çerçevesini tarif edip içini gri bırakmak gerekecek bu konularda.
Birkaç gün daha buralarda kalmanın avantajı ile arkadan kalan tortuları kontrol etmeye çalıştım. Benimkisi, sabahın erken saatlerinde çöpleri toplayan çöpçünün gecenin sonunda kalanı tespit etmesi gibi rahat bir iş olmasa da çok da zor değil aslında. Ne de olsa Amerikalıların açık, direkt ve net söylemcilikleri sayesinde içinde olanı bilmek biraz daha kolay.
Başbakan Erdoğan'ın seyahatinden önce başlayan ve sonrasına kadar, hatta gelecek birkaç hafta da devam edecek değerlendirmeler ilginç siyasi-sosyal ve insani davranış manzaraları sergiliyor. Kaynakları Washington'dan yoğun olan veya Londra/Berlin/Brüksel gibi başka yerlerden de destek alan kalem sahipleri ile kaynakları sadece veya başkaları olsa bile en son noktada Başbakanlık/Dışişleri asma katı/Bazı Siyasi Merkezler olanlar arasında keskin bir görüş farklılığı yaşanıyor. Hele Washington'da temsil makamında olanların ve özellikle Beyaz Saray/Milli Güvenlik Konseyi/Pentagon/Kongre içinde yaşayanların ezici çoğunluğunun görüşleri ise 'çoktan ve zaten' farklı bir noktada odaklanıyor.
Bu yüzden de ortaya çıkan fikirlerin ve değerlendirmelerin hangisinin daha doğru olduğu konusu 'sizin nerede durduğunuza/baktığınıza' veya 'sizin ne beklediğinize' bağlı olarak değişiklik gösterecektir. Fakat tüm bunlara rağmen, Londra'dan telefon ile görüştüğüm birkaç kaynak ile burada ABD'den elde ettiğim bir iki tespiti aktarmak çok önemli olacaktır diye düşünüyorum:
'Türkiye'de yayınlanan ve İktidar'daki bir takım isimlere yakınlığı ile tanınan gazetelerin yazarlarından bazılarının, Başbakan Erdoğan'ın gezisi hakkında olumsuz veya başarısız tanımlar yapan meslektaşlarını isim vererek veya tarif ederek hedef göstermeleri altı çizilecek bir teşhise imkan tanımıştır. Yine bu yazarlardan bazılarının hem Erdoğan'ın gezisinin ABD'nin karşısında bazı ülkeleri koruyucu bir kıymet taşıdığının vurgulanması hem de Erdoğan'ın ve Türkiye'nin Beyaz Saray'da verdikleri sözleri tutmalarının uygun olmayacağı ve bu sebeple de stratejik bir ortaklık veya ilişkinin Türkiye ile ABD arasında olamayacağının vurgulanması kafa karıştırıcı bulunmuştur'.
Ama bu değerlendirmeyi yapan bir basın-inceleme grubunun üyesinin altını çizdiği bir nokta var ki onu da eklemeden geçmeyeyim. 'Acaba bu yaklaşımlar, sadece bu gazetelerin özel bir tutumu mu yoksa bizatihi Başbakan'ın kendi tutumu mu sorusuna cevap aramak Washington'un ve mesaj emri çektiği yerlerin yeni görevi oldu.'
Şimdi kendi analizimizin başına dönelim ve sorumuzu yeniden soralım. Ne oldu ve geriye ne kaldı?
Başbakan Erdoğan'ın gezisi için Egemen Bağış tarafından usullere aykırı olarak Beyaz Saray özel kaleminden yapılan doğrudan randevu ricasının cevapsız kalması üzerine, Dışişleri üzerinden kurallı talep yenilenmiş ve ziyaret tarihi biraz gecikmeli de olsa verilmişti. Türk tarafı ziyaretin yemekli olmasını istemiş ve bu konuda müteaddit girişimlerde bulunmuş fakat kısa program düzeyinden öteye sonuç alınamamıştı. Bu arada Emine Hanım için yapılan talep ise 'Amman yerine Şam'ın tercih edilmesi' yüzünden geri çevrilmişti. Bush'un Milli Güvenlik Danışmanı Hadley'in ziyaretten önceki akşam vurguladığı derin ayrışma unsurları ise ayrı bir anlam taşıyordu. Sonunda ziyaret oldu. Herkes herkesle ya 'muhteşem bir uyum resmi' verdi ya da 'körler sağırlar birbirini ağırlar' durumunu teyit etti. Siz hangisini isterseniz seçin ama bazı uzman yazarları kızdırmayın, yoksa.
Burada kalanı tarife gelirsek. Fazla bir tarif yapmak istemiyorum ama şu 150 PKK'lının arananlar listesi meselesinin ne olduğunu sorduğum bir Amerikalı yetkilinin cevabını aktararak noktayı koymak istiyorum:
'General Özkök'ün konuşması ve son üç üst düzey askeri toplantılarımız bizi çok etkiledi. İki ay kadar önce bu çalışmayı yaptık ve biliyoruz ki Türk Ordusu ile çalışmak her zaman bize güven veriyor.'
|
|
|
|
|
|
 |