 |
|
|
|
Eyvah! Bugün ayın on üçü!
|
|
|
Neye niyet neye kısmet... Ben estetik ameliyat olup gençleşmeyi ve güzelleşmeyi hayal ediyordum geçen hafta. Ve üstelik yine çokbilmişlik yapıp, şom ağzımı açmıştım: 'Siz bu satırları okuduğunuzda ben hastanede yatıyor olabilirim' demiştim.
Gerçekten de geçen perşembe ve cumayı hastanede geçirdim. Basit ve saçma sapan bir sakarlık yüzünden. Son birkaç gündür havalar sıcaktı ya, ben de kalktım havuza girdim. İki kulaç atayım da bari kilo vereyim hesabı... Öyle bir ayağım kaydı ki, şezlonglara kadar uçtum. Kimse görmedi inşallah diye etrafa baktım, gayet 'cool' bir şekilde havluma sarındım ve ayağıma baktım. Sağ ayağımın orta parmağının saniye saniye nasıl küçük bir davul haline geldiğini gördüm. Öyle 'Ay aman, ayağım şişti, yardım edin' diye ağlayan kadınlardan değilim ya. Bir şey olmamış gibi kalktım, eve yürüdüm. Havuz ve ev on adım ama o on adımı nasıl attım bir ben bilirim.
Buz yaptım hemen, ayağımın altına yastık falan koydum, nafile korkunç acıyordu. Her neyse, sabah ilk iş arkadaşım doktor Nevruza Cabarova'ya gittim. Muayene etti, sardı sarmaladı eve yolladı beni. Doktor arkadaşlarım olduğu için çok şanslıyım, bebek gibi bakıyorlar bana, özel ilgi, alaka kraliçe gibiyim.
Kendi kendime nazar değdirmişim anneme göre. Annem böyle beklenmedik anlarda çok sakin ve kendinden emin hükümler verir 'Eh belliydi senin parmağını kıracağın'... 'Neden anne, ne alakası var' diye sordum. 'İnsan, hastanede olacağım diye yazı yazarsa hastanelik olur, ben sana kaç kere dedim aklından hep güzel şeyler geçir' dedi, 'Yazsana şöyle, çok zengin olacağım falan diye'.
Yine ve her zamanki gibi haklıydı annem. Bir de benim nazar meselem var.
Şöyle ayda bir falan başıma gelir, ben ürkerim kendi gözümden ama akıllanmam. İzah edelim; mesela aynada kendime baktım parlatıcı sürdüm ve 'Dişlerim ne kadar güzel' dedim diyelim, o gün dişim kırılır.
Kendi kendime karar veririm 'Ben artık, başta kendim ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olmak üzere hiç kimseye iltifat etmeyeceğim' diye yeminler ederim.
Ama tutmam yeminimi. Saçım güzel desem, saçım kopar, neyi ve kimi methetsem, anlayacağınız üzere, zarar veririm. Allah'tan bu zararlar hep küçük çaplı oluyor.
Zaten çok sevdiğim insanları mesela yeğenlerimi 'Ne kadar çirkinsiniz öyle, küçük maymunlar' diye severim.
Bu durumun tersi de geçerli, beni kimse beğenmesin ve olumlu bir şey söylemesin isterim.
Ankaralı meşhur falcı, zamanın first lady'sinin ve başbakanının falcısı diye ünlenen Serpil bana teşhis koymuştu yıllar önce; 'Senin yıldızın düşük'...
Bu acı gerçekle yaşıyorum yıllardır, yıldızı düşük bir kadın olarak. Geçen yıl, çok sevdiğim bir komşum var öğretmen Nevin Abla, ona 'Ne kadar güzelleşmişsin çok zayıflamışsın' demiştim de, kadıncağız düz yolda durup dururken kafa üstü yere yuvarlanmıştı.
Şimdi aslında bu sırrı kimseyle paylaşmamam gerekiyor, falcı Serpil'e göre ama ben bıktım usandım. Duygularımı hep bastırmak ve bir cümle kurmadan yutkunmak durumundayım, ha bu durum bana ayrı bir hava veriyor vermesine.
Manikür yaptırırken bana 'Tırnaklarınız, elleriniz ne kadar güzel' derse biri, ben mahzun bir ifade ile ellerime bakarım 'Acaba hangi tırnağım kırılacak, acaba güzel elimi nereye sıkıştıracağım' diye.
Ve de sıkıldım. Yollayın bütün negatif enerjinizi bakalım ne olacak? Ayın on üçü bugün hem de. Olsun bitsin artık ya...
Aaa bu arada, unutmadan söyleyeyim; ne kadar da zayıf ve güzelsiniz!
TARİHTE BUGÜN: 13 haziran 1789 'Fransa'da asla bir ihtilal falan olmaz' demiştim.
|
|
|
|
|
|
 |