13 Haziran 2005 Pazartesi       




 

Deniz Gökçe


 
deniz.gokce@aksam.com.tr
deniz-gokce@superonline.com

Reform yapmamanın faturası ağırlaşır!

   
 
Yapısal reformlar bizim hafife aldığımız şeyler. Türkiye bugün, sosyal güvenlik, kayıtdışı, sağlık, tarım, hukuk gibi konularda acilen reforma gereksinme duymakta. Ancak yurdum insanı da genellikle reforma direnmekte. Bu direnişin faturası da herkese çıkmakta. Hem de oldukça ağır çıkmakta. Halbuki önümüzde oldukça güçlü, ikna edici olması gereken örnekler var.

Bugünlerde AB oldukça problemli gözüküyor. Euro tek para sistemi çatırdayacak gibi duruyor. Biz çözülme olmayacağı kanısındayız ama, birçok kimse de dağılma bekliyor, Euro rahmetli oldu diyor. Peki ne oluyor? AB'nin sorunu ne?

Bu soruya cevap verebilmek için geçmişe gitmek gerek. Ve cevabın bir siyasi bir de ekonomik içeriği olmak zorunda. Önce ekonomiden başlayalım. Avrupa Birliği'nin ekonomik temellerinin özeti şu: Birincisi, Birliğe üye olanlar döviz kurunu bir makroekonomik politika aracı olarak kullanamıyorlar, yani bir silah kaybediliyor. İkincisi, faiz de bir makroekonomik silah olarak zayıflıyor. Çünkü Avrupa Merkez Bankası faizi tek tek ülkelere değil, Birliğin tümüne göre ayarlıyor. Ayrıca maliye politikası da Federal Bütçeden yönetilmiyor. Yani büyük ve zorda olanlara yardım yetiştirecek bir merkezi bütçe yok (ABD'den farklı bir durum). Tek tek ülkelerin bütçeleri ise yapısal sorunlar nedeni ile (mesela demografi) veya tercihler nedeni ile (mesela refah devleti anlayışı) sürekli açık vermekte. Bunun üstüne de ABD ile AB arasındaki en büyük ve önemli farkı eklemek gerek. ABD emek piyasası esnek. Sendikalar zayıf, reel ücret aşağı yukarı oynayabiliyor. Emek tüm ABD içinde hareketli. İşsizlik olan bölgeden iş olan bölgeye şıp diye göçüyorlar. Halbuki AB emek piyasası esnek değil. Emek göç etmez, reel ücret düşmez, sendikalar işverenin parçasını bırakmaz. Bu şartlarda AB çözümsüzmüş gibi ortada duruyor. İşte tam bu noktada siyaset gündeme geliyor. Mesela sosyal güvenlik reformu gerek. Ama siyasetçi 'Reform!' diye bağırdı mı vatandaş 'Geber' diye bağırıyor ve siyasetçiyi düşürüyor. Schroeder ve Chirac'ın başına geldiği gibi.

Siyaseten de, hem sağ hem sol zaten globalleşmeden etkileniyor, bir de iç duruma kızınca, 'milliyetçi' takılmaya başlıyor ve reformlar başlamadan bitiyor. Böylece de, reform yapılmayınca, reel büyüme düşük, işsizlik yüksek ortam devam ediyor. Bugün ABD'de başlamış olan süreç bu. Euro tek para sistemi zayıf, çökme adayı bir bina değil. Yıkılması gerekli, Euro'nun ortadan kalkması gerekli, diyenler aslında yanılıyor. Sistem zayıf değil, Euro çökmeyecek, sadece değişime direnme çok zor azalıyor. Sorun reformların yapılmamış olması, sorunların biriktirilmiş olması, bu nedenle reforma bugün daha çok direniş

olması!

Türkiye de reform yapmanın tam eşiğinde duruyor. Siyasetçi işin farkında reforma direnişi, hafif hafif popülizm yaparak ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu da ortalığa erken seçim karmaşası, Cumhurbaşkanlığı seçimi kavgası, AKP içinde bölünme gibi temalarla aksediyor. Olan budur!

Özetle, ekonomi iyi gidiyor aslında da, reformlar yapılmadığı sürece 'yansımıyor, kötüye gidiyor' yaklaşımları tepemizde kılıç gibi duracak! Bir an evvel, geciktirmeden reformları yapmak gerek!


 

 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir