13 Haziran 2005 Pazartesi       




 

Kürşat Başar


 
kursatbasar@tnn.net

Biz ve onlar

   
 
Eğer Japonlar gibi gözlerimiz çekik ya da Araplar gibi derimizin rengi koyu olsa belki de, neden bu Avrupalılar bizi kendilerinden saymıyor, neden bize farklı davranıyorlar diye bu kadar hayıflanmazdık.

Çünkü o zaman kendimizi beğenmesek de yapacağımız fazla bir şey olmayacaktı.

Okumuşlarımız Batı kültürüyle büyüdüğü, elitlerimiz iyi yetişmiş bir Batılı'ya benzedikleri, referanslarımızın çoğu Avrupa kökenli olduğu için kendi kendimize bakışımız da ister istemez öyle oluyor.

Karşılaştırmalar yaptığımız zaman, bu 'görkemli' Avrupa kültürü karşısında mutlaka kendimizi çok aşağılarda görüyoruz. Yatay değil dikey bir değerlendirme yapıyoruz.

Farklı kültürlerin ürünlerinin birinin ötekinden 'aşağı' ya da 'yukarı' olması gerektiğini düşünüyoruz.

Gittiği Batı ülkelerinin en iyi yerlerini görüp, 'bizim daha çok fırın ekmek yememiz lazım,' diye yakınanlarımız çok.

Nasıl Fidel Castro'yu emperyalizme karşı savaşan büyük bir komutan olarak görüp Mustafa Kemal'e diktatör diyebilenler varsa, Kübalı 'türkücü'leri dev sanatçılar olarak görüp Aşık Veysel'i 'köylü' olarak küçümseyen de var.

Ünlü üniversitelerimizin yabancı diller bölümlerinde, Türk edebiyatının asla bir İngiliz, Fransız yazınıyla boy ölçüşemeyeceğine inanıp bunu öğrencilerine de söyleyen hatta 'kusura bakmayın, ben Türkçe roman okuyamıyorum,' diye bizleri küçümseyen profesörlerimiz de var...

Yahya Kemal'in, Ahmet Haşim'in 'ses'ini duymayıp, Browning'in büyüklüğünü anlata anlata bitiremeyen hocalarımız var.

En beterinden üçüncü sınıf Avrupa yazarlarının en sıradan romanlarını bile alelacele Türkçeye çevirip öve öve bitiremezken kendi yazarlarımızın kitaplarını nasıl batırsak diye çırpınmıyor muyuz?

Bizim yazdığımız yazıları, düşünceleri kesinlikle ciddiye almayıp aynı konuda aynı şeyi sıradan bir Avrupalı, Amerikalı gazeteci yazınca manşete çıkartan arkadaşlarımız yok mu?

Burnumuzun dibindeki Irak savaşını kendi gazetecilerimizin değil, Amerikalıların gözüyle izlemedik mi televizyonlardan?

Mevlana'yı, Yunus Emre'yi tanımayıp Hint felsefelerinin peşinde dolaşan çok.

Hepimiz, içimizden birinin yurtdışında herhangi bir başarı elde etmesini, daha doğrusu onlar tarafından kabul görmesini çok önemsiyoruz. Kendisini uluslararası alanda kabul ettirebilmek için onların istediği gibi düşünmeye, kendi doğup büyüdüğü ülkesine, kendisine bile onların istediği gibi bakmaya çalışan bilim adamları, yazarlar, çizerler var.

Onlara kızanlarımız da, 'Avrupa Avrupa duy sesimizi' diye başlıklar atıyor spor sayfalarında.

İngiliz yüzyıllardır Shakespeare okutmaktan sıkılmıyor ama biz edebiyat derslerimizde eski Türk şiiri okutuluyor diye sıkılıyoruz.

Burnumuzun dibindeki Sümer tabletleriyle ilgilenmeyip Mısır mumyalarının sırrı peşinde koşanların yazdıklarını ezberlemiyor muyuz?

Önce kendimize bakışımızı değiştirmeden, kendimizi tanımadan, kendimizi önemsemeden başkalarıyla olan ilişkimizi değiştirebilir miyiz sizce?


 

 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir