 |
|
|
|
Onların gözüyle Türkiye
|
|
|
Şekilsel laiklik
Türkiye'de laiklik bir din haline mi geldi? Din ve devlet işlerinin ayrılmasını hedefleyen ideoloji, din adamlarını kendilerini tanımlayan özelliklerden uzaklaştırmaya mı itti? Yoksa Türkiye, 'şekilsel laikliğe' kilitlenip kaldığı için mi aynı polemiklerde dönüp dolaşıyor?
Geçtiğimiz hafta katıldığım bir toplantının ardından bu soruları irdeliyorum birkaç gündür. Moskova'da Diyalog Avrasya Platformu'nun düzenlediği 'Terörden Evrensel Etiğe Dinler ve Barış' konulu toplantının ardından. Amacının, farklı inançlardan din adamlarını, akademisyenleri ve gazetecileri bir araya getirerek dinleri birbirine yaklaştırmak ve terörü lanetlemek olduğu toplantı, satır aralarında başka tablolar da sundu dikkatli gözlere.
Bunlardan ilki din temsilcilerinin sahnede toplandığı tabloydu. Hahambaşı, metropolit, papazlar, Budist guru, Hindu rahipler... Hepsi dini kıyafetleriyle oturuyorlar, kimliklerini belli ediyorlardı. Biri hariç: İstanbul Müftüsü Prof. Mustafa Çağrıcı. O takım elbisesiyle katılmıştı gruba. Tanımayanlar, inancı hakkında en ufak bir bilgi sahibi olamıyordu. Oysa orada bulunmasının nedeni dinini temsil etmesiydi. İşte o anda, o sahnede oluşan resim Türkiye'de laiklik kavramının resmini de çiziyordu aynı zamanda. İslam dininin temsilcisi kamusal alanda dini kıyafetle görünmekten kaçınıyordu. Kanuna göre din adamları (dini lider hariç ki İslam'da zaten halifeliğin kaldırılmasıyla böyle bir kavram kalmadı), ibadet yerleri dışında dini kıyafetle dolaşamıyor. Ancak bu kural yurtdışında geçerli değil. Yine de müftü, kamusal alan kuralını Moskova'da koruyordu. Belki herhangi bir tartışmaya yol açmamak için. Belki de Türkiye'de İslam ve sembolleri politik çerçeveden kurtulamadığı için...
İkinci ilginç tablo ise içkili bir akşam yemeğinde din temsilcilerinin gecenin sonunda sahneye davet edilmesiydi. Biz şaraplarımızı yudumlarken bir anda Beyazıt Camii'nin imamını gördük elinde mikrofonla. Ve başladı, gür sesiyle Kuran okumaya. Önceden uyarılmamış ve 'gafil avlanmış' bizler, şaşkınlıkla bir sahneye, bir elimizdeki kadehlere baktık. Ve başladı, dalga dalga bir rahatsızlık havası esmeye.
Bence bu tablo Türkiye'de yeni bir tartışmaya gebe: Alkolün olduğu bir ortamda dini ritüel yapılabilir mi? Organizatörlerin yaptığı açıklamaya göre bunun önünde herhangi bir engel yok. Temelinde hoşgörü ve toleransın yattığı inanç sistemine göre olmamalı da. Ancak İslam alkolü haram kılıyor. Bu özelliği, içinde bulunulan ortamın da alkolden arındırılması anlamı mı taşıyor, belirsiz.
Bu noktada iki farklı bakış açısı geliştirilebilir:- Dinleyicilerin onayı alınmadan yapılan dua dayatmadır.
- Din, klasik kalıplarından kurtarılarak günlük alana taşındığı için içkili restoranda dua bir reformdur.
İşte yukarıdaki başlığı bu iki noktadan hareketle attım. Müftünün 'yanlış anlaşılma korkusu'nun 'kendini anlatamama' kısırdöngüsünde son bulduğunu düşündüğüm için. Dini kalıplarla bağdaşmayan bir yerde dua dinlediğim, bundan rahatsız olduğum için. Ve laik Türkiye'de, İslam'ı politikadan ve keskin hatlı şekillerden arındırıp, objektif bir inanç sistemi olarak değerlendirmekte zorlandığım için...
NAGEHAN ALÇI nagehan.alci@aksam.com.tr
|
|
|
|
|
|
 |