 |
|
|
Engin Ardıç
|
|
|
Müzakere olmayan müzakere
|
|
|
Adam açık açık söylemiş işte, daha ne desin? Avrupa Birliği Komisyonu'ndan Hansjörg Kretschmer. Hem de büyükelçi.
Demiş ki: 'Katılım müzakereleri olarak adlandırdığımız süreç aslında bir müzakere süreci değil, belli kurallara uyum sağlama sürecidir'.
Ve de eklemiş: Birliğe katılmak isteyen, birliğin 'müktesebatını' sorgulayamaz! Buna hakkı yoktur!
Evet, işte bu kadar basit.
Birçok vatandaşımız, basının da verdiği gazla, 3 Ekim'de 'bir tartışma ve pazarlık döneminin' başlayacağını sanıyor. 'Baş müzakereci kim olsun?' diye de kıyameti kopardılar. Kemal Derviş'i öneren şamşırık bile çıktı... Bunu bir pazarlık işi sandıkları için 'en cazgırımız Kaynana Semra Hanım, tuttuğunu koparır, o gitsin' diye gırgırını yapan da bulundu.
Sanıyorlar ki adamlarla 'kıran kırana' bir pazarlığa girişeceğiz ve sanki 'Kıbrıs bize kalsın abi' falan gibi isteklerimizi kabul ettirebilme şansımız bile var!
Hatta, 'abi be, biz reform meform yapmasak olmaz mı sanki' diyebileceğimizi sanan zavallı da var.
Avrupa Birliği'nin kurallarına uymadan ve onun gelişme düzeyine gelmeden birliğe girebileceğimizi, briç kulübünde pişbirik oynayabileceğimizi sanıyoruz, hem de blöflü! Üstelik birliğin ciddi sarsıntılar geçirdiği ve 'üye arttırma' hevesinden vazgeçeceği sinyallerini verdiği bir dönemde.
On yıl kadar, biz değişeceğiz (ya da değişemeyeceğiz), adamlar izleyecekler ve not verecekler. Geçer not ya da kalır not.
Neyse ki, bu işin 2015 yılından önce olumlu ya da olumsuz bitmeyeceğini öğrendik. Onu bile bilmeyen, 'bu iş tamam' gözüyle bakan vardı. Bunda elbette basının yarattığı havanın da payı büyüktü. Başbakana yağ çekmek için o kadar sapıttılar ki, ben hep şu son Washington gezisinde, tıpkı bir zamanlar Demirel'e masaya yumruk vurduran Anadolu Ajansı gibi, 'bakalım kim Bush'a Erdoğan'ın elini öptürecek' diye bekledim...
('Jacques Chirac Tansu Çiller'in elini öptü' haberini manşet yapan, bunu da yapar. 'Çiller başbakanlığa espresso makinesi aldı, ne çağdaş kadın' diye yazan cibilliyetsiz yalak, bunu da yazar.)
Evet, başlayacak olan, bir kontrol sürecidir.
Hiçbir pazarlık olanağımız, 'şu da şöyle olsun' diyecek gücümüz yoktur.
Ya onların kurallarına uyacaksınız, ya da bu iş yatacak.
Kaldı ki bunun 2015 yılında sonuçlanacağı da garanti değildir ve Avrupa'da 'Türkiye'yle müzakere yirmi otuz yıl kadar sürebilir' diyenler de var. Bittiği zaman gene referanduma gidecekler ve yöneticilerinin artık daha fazla karşı çıkamadıkları noktada, halklarına reddettirecekler.
Elbette bizde de 'o zamana kadar birlik dağılır, biz de bu beladan hayırlısıyla kurtuluruz abi' kafasında olanlar da var.
Bu gene de 'Viyana'yı da alırız birliğe de gireriz' kafasında olmaktan iyidir.
Hadi bakalım, on yılda Türkiye nasıl değişecekse değişsin de görelim.
On yıl sonra artık kimse öz kızını öldürmeyecek, kırmızı ışıkta duracak, sağa sola ateş etmeyecek, çöpünü torbaya koyacak, başkasının inancına ve düşüncesine saygı gösterecek, kimse kimseyi vatan hainliğiyle suçlamayacak... Otu botu tarihçilere bırakmayacak.
On yılda Türkiye'de, iliklerimize işlemiş, beyin hücrelerimize sinmiş faşizmin kökü kazınacak!
Bunu başaran babayiğitin, iki yüz yıllık sancıyı on yılda giderenin elini asıl ben öperim, hiç gocunmadan.
|
|
|
|
|
|
 |