11 Haziran 2005 Cumartesi       




 

Ahmet Tulgar


 
ahmet.tulgar@aksam.com.tr

Şehrin gururu

   
 
Bir insan çok az, ancak herkes kadar küçük bir katkısının, kendi çapında bir dahlinin olduğu bir şeyle bu denli çok gurur duyar mı? Duyar. Eğer söz konusu olan, eğer gurur kaynağı, nedeni bir şehir ise, o insanın şehri ise, duyar.

İnsanın şehriyle gurur duyması diğer aidiyetleri, diğer büyük aidiyetleri nedeniyle duyduğu gururdan başka bir şeydir. Ülkenle de gurur duyabilirsin mesela. Ama işte ülken için sen de bir şeyler, aslında çok da bir şeyler yapmışsındır, yapıyorsundur. Askerlik yapmışsındır, vergi veriyorsundur. Yasalarına boyun eğiyorsundur. Sınırları içine kapanıyor, terk etmek için izin alıyorsundur. İzin kağıdı.

Ama şehrin öyle bir şey değildir işte senin. Daha yumuşak, daha istemsiz, daha az talepkar bir şeydir şehrin senin sanki. Sakini olman yeter. Sakin olman. Bir sakin. Bu yüzden de şehrinle duyduğun gurur, daha sakin, daha zarif bir şeydir.

Sonra şehrinle ilişkin daha bir kişisel, daha bir tercih ilişkisidir sanki. Şehrinle duyduğun gurur beraberinde bir de özgürlük duygusu getirir, özgürlük hissettirir sana, işte bu yüzden, bir tercih olması nedeniyle yani.

Önceki gece ben de işte, Berlin'de, Kantstrasse'de bir sinemada bu gururu duydum bir kez daha zarif bir şiddetle içimde. Bir de özgürlük hissettim işte hediyesi olarak sonra. İstanbul ile, İstanbul sayesinde oldu bu. Oldu bunlar.

Fatih Akın'ın 'Crossing the Bridge-Köprüyü Geçmek' adlı filminin Berlin prömiyeri için gelmiştik bu çok sevdiğim caddenin çok sevdiğim sinemasına, Kantkino'ya, filozof Immanuel Kant'ın adını taşıyorlar diye. Ayrı bir heyecanlandığım.

Ve film başladı. Akın'ın, İstanbul'un müziği üzerine çektiği ve bu müzik üzerinden de İstanbul'u anlattığı, daha doğrusu anlamaya çalıştığı belgesel.

Zaten hiç gözden kaçırmadığım, unutmadığım bir şeydir nasıl muhteşem bir şehrin bir sakini olduğum ama işte insan yine de başka bir kadrajdan, başka birinin ideolojik penceresinden, başka birinin tercih ettiği açılardan ve başka birinin durduğu mesafeden bakınca, bir kez daha, yeniden seviyor sevdiğini, İstanbul'u.

'Ah, şunu çok iyi yakalamış' dediğinizde de, 'Ya, keşke bir de şunu çekseydi, kaçırmış' dediğinizde de, her seferinde, hep İstanbul'un ihtişamının altını bir kez daha çizmiş oluyorsunuz, bir kez daha gururlanıyorsunuz.

Ben burada şimdi bu duygularla haşır neşirken kalkıp da bir film eleştirisi yapacak değilim. Mutlaka birileri bir küçük kulp takacaktır Akın'ın filmine nasıl olsa, 'şu da olmalıydı filmde, bu da olmalıydı, şu atlanmış' diyecektir. Ki ben de dedim filmi izlerken az önce de belirttiğim gibi, başka söyleyenler de oldu film çıkışında.

Ama Fatih Akın bu eleştirilere verilecek mütevazı bir karşılık hazırlamış. Doğu ve Batı müziklerini bir araya getirmeye çalışan, kendisinin de sevdiği tarz müziği yapan isimlerle buluşmuş İstanbul'da. Sohbetleri sırasında bu müzisyenlere köklerini sorduğunda aldığı cevaplara göre de Orhan Gencebay, Müzeyyen Senar, Sezen Aksu, Erkin Koray gibi Türkiye popüler müziğinin abidelerine yönelmiş. Bir röportajında bunları ifade etmiş, okudum.

Bir de tabii Akın sokağı çok seven, kendisi de 'sokak çocuğu takılan' bir sinemacı olduğu için sokak müzisyenlerini iyice öne çıkarmış filminde.

Ve iyi ki de böyle yapmış.

Sokak müziğinin eşliğinde, sokaklarının müziği eşliğinde İstanbul da temposu ve ritmi, hüznü ve sevinci ile daha bir iyi yansımış beyazperdeye. Daha fazla ele vermiş kendini.

Film bitti, alkışlar geldi, Fatih Akın sahnede teşekkür ediyor Berlin'deki seyircilerine filminin.

Bu sırada bende de bir gurur, bir kibir. Herkesin gözünün içine, yani benim İstanbul'dan geldiğimi, İstanbullu olduğumu bilenlerin gözünün içine bakıyorum İstanbul üzerinden bana da hayran olmuşlardır, gıpta ediyorlardır, bunu göreyim diye. Kendime haklı olarak, bir İstanbullu olarak nasıl bir pay çıkarıyorum artık.

Mutlu mutlu çıkıyorum film sonrası partisinin verildiği avluya.

Dicey Pascha Türkiye popüler müziğinin her tarzını içeren bir repertuvarla dans ettiriyor avludaki topluluğu. Bir Alman hemen İstanbul'a gideceğini söylüyor gelip yanımıza. Fatih Akın bir köşede tebrikleri kabul ediyor utana sıkıla.

Festival jürileri kendileri bilir bu filmle ne yapacaklarını ama Fatih Akın'a, sinemanın bu sokak çocuğuna İstanbul sokakları vermiş vereceği ödülü, sunmuş sevgisini çoktan. İçten. Ta içinden.


 

 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir