 |
|
|
|
Sansasyon unsuru
|
|
|
Peki ama telefonların dinlenmesine, devletin imkanlarıyla özel hayatımıza girilmesine en çok karşı olanlar, olması gerekenler, gizli telefon kayıtlarını yayınlamaya devam ederse kişisel hayatın dokunulmazlığı gibi en temel hakkı bu ülkede nasıl sağlayacağız?
Dünyanın her yerinde güvenlik birimleri özellikle organize suçları, terör suçlarını ortaya çıkartmak için teknolojiden faydalanıyor, mahkeme kararlarıyla belli süreler içinde dinleme, izleme yapıyor, bu şekilde elde ettikleri bilgilerle bu faaliyetleri açığa çıkartabiliyor.
Tabii bu izleme, dinleme yapılırken aslında asıl konuyla ilgisi olmayan birtakım görüşmeler de dinlenmiş oluyor. Çünkü herhangi bir suçlu da doğal olarak son derece sıradan konuşmalar yapıyor telefonuyla. Bu konuşmalar ünlü kişilerle yapılınca da, içinde bir 'suç unsuru' olmasa bile 'sansasyon unsuru' olduğu kesin. Bu nedenle de bu kayıtlar basına sızdırılınca değerli ve ilgi çeken bir malzeme oluyor.
Hepimizde başkalarının hayatını dinleme izleme merakı olduğunu herhalde inkar edemeyiz.
Onun için de okur bu tür şeyleri görünce bayıla bayıla okuyor.
Geçenlerde, Milliyet gazetesinde yayınlanan Sedat Peker'le bazı ünlü isimlerin yaptığı telefon konuşmalarının kayıtları bunun örneklerinden biriydi.
Bazıları, mafya liderleriyle, organize suç örgütleriyle, teröristlerle şu ya da bu nedenle yakınlık kuranların da deşifre edilmesinin önemli olduğunu, böylece özellikle bizim gibi ülkelerde bu tür insanların fazlasıyla rahat hareket etmesini sağlayan çevrelerinin daraltılacağını savunabilir. Bazı kayıtların yayınlanması, bu kişilerin toplum içinde rağbet görmesininin, herkesin bu tür insanlarla rahatlıkla hatta hevesle ilişki içinde olmasını engelleme amacı taşıyabilir.
Ama ne olursa olsun konu gelip şu soruya dayanır: Kimin telefonunu dinlemek ve bant kayıtlarını yayınlamak doğrudur ve buna kim karar verecektir?
Örneğin bu tür kayıtları yayınlayan gazete yöneticilerinin telefonlarının dinlenmesi kesinlikle kabul edilemez ama başka birilerinin içinde herhangi bir suç unsuru da bulunmayan görüşmelerinin dinlenmesi ve bunun yayınlanması doğal mıdır? (Zaten içinde suç unsuru olan konuşmalar herhalde polis tarafından değerlendirilmiştir).
Eğer yasa, delil toplamanın kurallarını çok açık olarak belirtiyorsa, kişisel hayatın dokunulmazlığı konusunda bir çerçeve çiziyorsa bunu 'kişilere göre' farklı değerlendirebilir miyiz?
İnsanların özel hayatına aklımıza estiği gibi saldırmanın, dedikodu ve söylentilerin gerçek gibi yazılıp çizilmesinin, oradan duyduk, buradan işittik gibi belirsiz ibarelerle hikayeler anlatılmasının yıllardır bu ülkede 'gazetecilik' sayıldığını biliyoruz.
Eğer bütün yayıncılar, bu tür bant kayıtlarını reddeder, dedikodu ve söylentilerden haber çıkartmaktan vazgeçerse, bu sayede satış alarak başkalarını da bu yola sürükleyen kimse olmayacağına göre herkes rahat etmez mi?
Çünkü hatırladığım kadarıyla bütün 'iyi gazeteciler', yaptıklarına gerekçe olarak birilerinin kurallara uymayıp haksız rekabet yaptığını ve bu nedenle iyileri de bozduğunu iddia ediyorlar.
|
|
|
|
|
|
 |