11 Haziran 2005 Cumartesi       




 

'Elimde kemanım, merdivenleri zar zor çıkardım'

   
 
Otellerin lobilerinde öğleden sonraları çayınızı veya kahvenizi yudumladığınız sırada kulağınıza melodiler gelir. Biraz dikkat ettiğinizde salonun bir köşesinde piyanosunu, arpını veya kemanını çalan kişiyi görürsünüz. İşte bu müzisyenlerden biri Canan Anderson. Ritz Carlton Oteli'nin lobisinde son bir buçuk yıldır hafta içinde 14:30-17:30 saatleri arasında çalıyor. Ona piyanoda ise Cengiz İlkçakın eşlik ediyor.

Bizim hikayemiz ise Canan Anderson'ı anlatıyor. Her şeyden önce öyle hareketli ve içten bir insanla karşılaşıyorsunuz ki bunu anlatmak için onunla konuşmak çok önemli değil. Kemanını çalarken bile bunu hissedebiliyorsunuz. Anderson, İtalya'da doğmuş. Annesi Türk, babası ise Amerikalı. Ancak henüz iki buçuk yaşındayken anne ve babası boşandıktan sonra annesiyle Türkiye'ye geliyor.

Müzik macerası ise beş yaşındayken müzik kulağını fark eden annesinin arkadaşıyla başlıyor. Annesinin kızına, 'Keman çalmak ister misin?' sorusu onu zorlu bir eğitim hayatına başlatıyor. O yıllarda Çemberlitaş'taki belediye konservatuarının sınavlarını birincilikle kazanan Anderson, binanın merdivenlerinden kısacık bacaklarıyla çıkmakta zorlandığını anlatıyor. Şu anda opera orkestrasında çalan Mete Yesügey'den altı yıl eğitim alan Canan, daha sonra üvey babası Oğuz Özan'ın müzik konusundaki desteğiyle birlikte notalarla yaşamaya başlamış. Bu kez hedef devlet konservatuarıymış. Tekrar sınava girerek devlet konservatuarına giren Canan Anderson, Prof. Gönül Gökdoğan'ın öğrencisi olmuş. Eğitim hayatını tamamladıktan sonra opera orkestrasında kadrosuz çalmaya başlayan Anderson, bilgisini daha da geliştirmek üzere Salzburg'a gitmiş. 'Burada altı yıl kaldım. Klasik müzik orkestralarında keman çaldım. Konuk sanatçı oldum. Başkemancılık yaptım. Ayrıca kiliselerde çaldım. Kiliselerin akustiği muhteşem olduğu için çok keyifliydi' diye anlatan Anderson, büyüdüğü İstanbul'u özleyerek geri dönmüş. Operaya girmek için yeniden sınava giren Canan Anderson, Çelik ve Yaşar ile çalışmış. Ayrıca Sezen Aksu, Yeşim Salkım gibi isimlerin arkasındaki orkestralarda yer almış. Bu arada operadaki çalışmalarına devam eden Anderson, 2001'de çocuk sahibi olunca meslek hayatını da bir düzene sokmak istemiş. Anderson, 'Doğumla beraber bir şeylere karar vermek durumundaydım. Çünkü opera ağır bir meslek. Sabah ve öğle olmak üzere provaları var. Bir de akşam temsiller var. Eserler üç-dört saat sürdüğü için gece geç saatlere kadar sürüyor. Bir de kadro olmadığı için operadan ayrıldım' diyor.

Anderson, Garo Mafyan ile albüm hazırlamak için ilk adımı atmış. Ancak acele etmiyor. Öncelikle albümün nasıl olacağına karar veriliyor. Anderson, 'Klasik müzik benim için önemli ve yaptığım şeyin sadece maddi yönünün olmamasını istiyorum' diyor. Partneri Cengiz İlkçakın ile kendi tanıtımları için bir CD hazırlamışlar.

Lobide dans edenler oldu

Otelde çalmak Canan Anderson'ı çok heyecanlandırıyor, çünkü neredeyse her gün farklı şeyler yaşıyor. İnsanların özel olarak kendilerini dinlemek için gelmediklerini biliyor ama yaşanılan olaylar ise her şeye bedel. Anderson, 'İnsanlar resepsiyondayken oradaki işlerini yarıda bırakıp bize doğru geliyor. Hatta lobide bağıra bağıra şarkı söyleyenler de dans edenler de oldu. Bunları görmenin keyfi muhteşem. Buraya gelenler müziğimizi beğendiklerine dair otele notlar da bırakıyorlar' diye anlatıyor. Tüm bunlar karşısında mesleği konusunda alçakgönüllülüğü bir kenara bırakarak, 'Bu işin en iyilerinden biriyim. Alçakgönüllü biriyim ama bu konuda değilim, çünkü çok çalışıyorum. Çigan parçaları yapıyorum. Ben, 'işimi yapıp gideyim' diye düşünmüyorum. Canım sıkıldığında üçüncü parçadan sonra her şeyi unutuyorum. Müzikle tatmin oluyorum' diyor.

Avusturya'da kaldığı süre zarfında en genci dört, en yaşlısı ise 82 yaşında olan 18 tane keman talebesi yetiştiren Anderson, Türkiye'deki müzik eğitimine değinirken şunları söylüyor: 'Orada aileler akşamları biraraya gelerek bir şeyler çalıyor, sohbet ediyor. Ama burada daha konservatuardayken eksikliklerle karşılaşıyorsunuz, çünkü öncelikle insanlarımız kompleksli. Hocalarımız zamanında Avrupa'da eğitim görmüşler ama bir sanatçı, sanatını icra ederek sanatçı kalabilir. Ama onlar öyle değil. Sadece ders vererek kendilerini köreltmişler. Bu arada hocalar kendi aralarında sürtüşme yaşıyor. Daha orta birinci sınıftayken altı-yedi kişi değişik tarzda vals parçasını çalmaya başladık. Bir hocamız, 'Siz klasik müzik çalacaksınız' diye azarlamıştı. Avrupa'da böyle değil. Her şeyi öğreneceksin ki kendini bulabilesin.'




İSTEĞE GÖRE GRUP KURUYOR

Otelde çalarken yeni insanlarla tanışma fırsatı da bulan Canan Anderson, bir keresinde Tuborg-Carlsberg biralarının sahibi Berry Marshell'ın onu dinlemesi ve beğenmesiyle Danimarka Prensi'nin katılacağı organizasyonda çalmak için teklif almış. Bu başarısının altında yatan ise samimiyeti ve müziği sevmesi olduğunu anlatıyor.

Organizasyonlara isteğe göre tek, iki kişi veya grup olarak gidebiliyor. Bazen tek keman isteyenler de oluyormuş. Düğünler için beş-altı kişilik orkestra kuruyor. Grup Forte adında yedi kişilik grubuyla, bilinen klasik parçaları reggie veya elektronik ile harmanlıyor. Zaman zaman kendisi de söylüyor.

Dalida ÖZATAY dalida.ozatay@aksam.com.tr


 
 

Diğer CUMARTESİ haberleri

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir