 |
|
|
|
ABD ziyaretinden beklenenler
|
|
|
Başbakan Erdoğan ve beraberindeki heyet, önümüzdeki hafta yapılacak olan ABD ziyaretine hazırlanıyor. Herkes konuşulacak konulardan ziyade iki ülke arasındaki ilişkilerin düzeyi ve yol haritası ile ilgileniyor. Bazı çevrelerde, ilişkilerin tamir edilemez olduğuna dair konuşmalar yapılırken, The Washington Post Gazetesi'nde Türkiye için, sıkıntıya girmeye değecek bir dost olduğu yorumu yapıldı. Bu gezinin Türk-Amerikan ilişkilerinin son yıllarda gördüğü zararın onarılması için bir şans olduğu belirtildi.
Başbakan Erdoğan ziyaret öncesi AP Ajansı'na yaptığı açıklamada; Kuzey Kıbrıs'ın Annan Planı'na 'evet' demesine karşın izolasyonların devam ettiğini belirtti ve bu konuda Başkan Bush'tan yardımcı olmasını isteyeceğini söyledi. PKK militanlarının Kuzey Irak'ta silah eğitimi gördükten sonra Türkiye'ye sızdıklarını belirten Erdoğan bu soruna çözüm bulunması gerektiğini vurguladı ve Türkiye'nin AB üyeliği konularını da gündeme getireceğini söyledi.
Amerikan tarafı öncelikle nelerin ele alınacağına dair ipucu vermese de, ağırlıklı gündemin İran ve Suriye olacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Geçen hafta, Suriye'nin ateşlediği SCUD füzelerinden birinin Hatay üzerinde patlaması ve parçalarının Türk topraklarına düşmesi gezi öncesindeki önemli gelişmelerden biri oldu. ABD yönetiminin Suriye'ye ait füze parçalarının Türk topraklarına düşmesinin Şam yönetiminin Ortadoğu barış sürecine katılmadığını gösterdiğini açıklaması ve İsrailli yetkililerin Esad'ın 'ABD'ye meydan okuduğunu' söylemesi dikkate değer bir gelişme oldu.
Bir başka ilgi çekici tarafsa, Washington Büyükelçimiz Faruk Loğoğlu'nun konuya dair deniz aşırı yorumuydu. Suriye'nin özür dilediğini, olayın teknik bir arıza olduğunu açıkladığını söyleyen Loğoğlu bir anlamda Bush-Erdoğan görüşmesi için güney komşumuzla ilgili ılımlı bir zemin hazırladı.
Bir ABD heyetinin Rum tarafının tüm karşı çıkmalarına rağmen, Kuzey Kıbrıs'a gitmesi gezi öncesinde Türkiye ye bir iyi niyet gösterisi olarak algılandı.
Başbakanın beklentilere dair verdiği net mesajlar ve ABD'nin küçük jestleriyle başlayan bu ziyaretin, öncekilerden farklı olacağı çok açık.
İran'ın nükleer programı
ABD gezisinin belki de en önemli gündemlerinden biri İran olacak. İran'ın 1957 yılından beri kararlılıkla uyguladığı nükleer programı zaman zaman kesintiye uğrasa da son yıllarda oldukça hız kazandı.
İran ısrarla programın enerji amaçlı olduğunu söylese de dünya kamuoyu bunu inandırıcı bulmuyor. Çünkü;
İran oldukça zengin petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip.
1957 yılından bu yana çalışılan ve ciddi paralar harcanan program enerji amaçlı bir santralı hala hayata geçirmemiş.
23 Ekim 2003'te Nükleer Silahların Önlenmesi Anlaşması'nın ek protokolünü imzalayan İran, bu imzanın her türlü denetime olanak sağladığını ifade etmesine rağmen, günümüze kadar meclisinde onaylamadı, dolaysıyla, denetime izin vermiyor.
AB-İran görüşmelerinden memnun edici bir sonuç çıkmayacağı, konunun BM Güvenlik Konseyi'ne taşınacağı, buradan ABD'nin istemediği bir sonuç çıkması halinde ise veto edileceği konuşulan en muhtemel senaryo. İran bu noktada ya Libya modelini tercih edecek ve nükleer çalışmalarını durdurarak denetim ve kontrollere açacak ya da Kuzey Kore modelini tercih edecek ve dünyaya kararlı olduğu mesajını vererek yoluna devam edecek.
İran'ın programdan vazgeçmemesi halinde Ortadoğu'da güç dengelerinin değişeceği ve özellikle İsrail için önemli bir tehdit olacağı ortada. 1991 Körfez Savaşı'nda Saddam'ın attığı SCUD füzelerinin İsrail'i vurduğu ve dar bir coğrafyaya sıkışmış olan İsrail'in hava savunma sistemlerinin bu saldırıları önlemeye yetmediği hafızalardan silinmedi.
İran'ın son yıllarda sahip olduğu füze teknolojisi ile,1350 km.'yi vuracak kapasitede olduğu ve bunların denemelerinin başarılı olduğu da bilinen bir gerçek. Eğer İran Şahap III füzelerine nükleer başlık takma kapasitesine ulaşırsa bu, tüm bölge için ve özellikle İsrail için çok önemli bir tehdit olacaktır. İsrail'in bu durumda güvenli bir ön karakola sahip olması ya da İran'ın programının durdurulmasından başka seçeneği görünmüyor.
Tüm bunların hesabını iyi yapan ABD muhtemeldir ki İran'ın nükleer programı ile ilgili kartı önümüze çok açık bir şekilde koyacak ve taraf olmamızı isteyecek.
İran'ın PKK'ya verdiği destek ve rejim ihraç etme çabaları hafızalardan silinmedi. Nükleer programını istediği noktaya getirdikten sonra takınacağı tavrı ise bugünden kestirmek zor olmasa gerek. Bu durumda Türkiye'nin ABD'ye; PKK ve Kıbrıs konusunda ısrarcı olması ve İran'ın nükleer programının denetime açılması için alınacak siyasi ve ekonomik tedbirlere destek vermesi en akıllıca yol görünüyor.
Başbakanın önüne İran kartının konması ve 'ya bizdensin ya da değilsin' denmesi halinde Türkiye'nin alacağı pozisyon son derece önemli.
|
|
|
|
|
|
 |