 |
|
|
|
İngiltere de cıvıtacak diyorlar!
|
|
|
Doğrusu son iki yılda keyfim hem ülke içinde hem de ülke dışındaki gelişmeler nedeni ile oldukça yerinde.
Ülke içinde kötümserler ve felaket haberleri birkaç ayda bir dayak yemekteler. En son, Fransa hayır oyu felaket senaryosu da fıs çıktı, bu sefer borsa bile reaksiyon vermedi. Kötümserler kafalarını iyice gömmek, saklanmak zorunda kaldılar. Bakalım yeni felaket senaryosu olarak ne icat edilecek.
Ülke dışında da Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz ve Yunanistan bütçe açıklarının bizden büyük veya eşdeğer olmasını itiraf etmek zorundayım ki beni güldürüyor. Galiba intikam saati geliyor!
Tabii biz sık sık ülke dışına gidip, ülke dışında da bazı mercilere muhatap oluyoruz. Bu nedenle geçmişte epeyce hırpalanmıştık. Geçen yıl bu seyahatlerden birinde, New York'ta bir Alman menkul kıymet şirketinde bir Türk mali kurumu adına Türkiye ekonomisi presentasyonu yapacaktım. Karşıma 2 metre boyunda, sarı saçlı, mavi gözlü tam bir aryan Alman çıktı. Benim Almanca bildiğimi bilmiyordu. Üstelik kendisi de ekonomi doktorasını yeni bitirdiğinden beni hırpalamaya gülücükler içnide hazırdı. Karşısına oturduğumda terslik yapacağını anlamıştım. Nitekim öyle yaptı.
Elindeki, kendisine verdiğim dokümanlara küçümseyerek baktı ve sonra bana İngilizce 'Siz Türkler neden üç beş yılda bir kriz çıkartıyorsunuz?' diyerek açılış yaptı! Yirmi yıla yakın bu tür şeylere muhatap olduğum için oldukça antrenmanlı idim. Gülerek: 'Beceriksizlikten!' dedim, 'Biz 25 yılda bir Dünya Savaşı çıkartacak gücümüz olmadığı için beş yılda bir sadece kendi ülkemizde ekonomik kriz çıkartabiliyoruz!' Tabii bu cümleleri kasten Almanca söyledim ki, anlasın kolay pes etmeyecek ve onun kültürüne aşina biri ile konuştuğunu! Bu küçük diyalog sonrasında yelkenleri indirdi ve efendice Türkiye ekonomisini konuştuk! Ama ben de ona hissettirmesem de eziktim, ezik!
Bugün işler değişti. Avrupa, Avrupa'nın ekonomik gücünü yarıya indiren ve ABD'nin altına düşüren iki savaşın millet devletler arasındaki çıkar kavgalarından kaynaklandığını anladığı zaman 1955 yıl haziran ayında İtalya'da deniz kenarında bir Sicilya sahil kasabası olan Messina'da Ortak Pazar'ın yani ekonomik birleşmenin temellerini atmış, millet devlet kaynaklı sorunları ortadan kaldırmaya çalışmıştı.
Bugün artık çoğunluğu o iki savaşı yaşamamış ve o savaşlar dönemindeki ekonomik çöküşü bilmeyen gençler, oyları ile AB olgusunu zor duruma sokmaktalar.
Financial Times baş ekonomi yazarı Martin Wolf dün köşesinde Fransa oylamasından sonra durumun İngiltere açısından da değişik bir sonuç vereceğini vurgulamıştı. Oylama öncesindeki düşüncelere göre eğer Fransa anayasayı
reddederse, AB sorun yaşayabilirdi. Ama eğer İngiltere anayasa reddi olayını başlatan taraf olsa idi, İngiltere kapıdan geri geri çıkmak, birlikten ayrılmak zorunda kalacak taraf olacaktı. Ama artık İngiltere, AB'nin daha fazla entegrasyonunun önündeki engel statüsünden çıkacak. Fransa bu statüye geldi.
M.Wolf'un bildirdiğine göre ünlü İngiliz iktisatçısı, Patrick Minford ve diğerleri, IIE adlı think thank kurumu kanalıyla 2005 başında bir kitap yayınlamışlar. Kitaba göre üyeliğin İngiltere'ye maliyeti tarım politikası nedeni ile GSYİH oranı olarak yüzde 0.5, imalat sanayi ürünlerinin korunması maliyeti olarak gene SYİH oranı şeklinde yüzde 0.3-3.0 civarında, Euro sistemine girişin maliyeti ise gene GSYİH oranı olarak yüzde 6-25 arasında tahmin ediliyor. Tabii batık AB sosyalgüvenlik kuruluşlarının kurtarılması için GSYİH oranı olarak yüzde 2-9 arasında da ek bir maliyet gelecek şeklinde hesaplar da bu kitapta mevcut imiş. Bu nedenle yakında İngiltere'den de AB konusunda iyice çatlak sesler gelmesi olasıdır diye düşünmek gerek!
Ben 2004 yılında, 2005-2008 arasında IMF ile anlaşmanın son derece gerekli olduğunu düşündüğümü bu sütunda açıkça deklare etmiştim. Şimdi AB ile yakınlaşma, AB içindeki kaos, yani onların kendi içindeki gelişmeler nedeni ile düşündüğümüz desteği veremeyecekse, IMF anlaşması boşluğu dolduracak diye düşünüyorum.
IMF ile anlaşmakla iyi etmişiz.
|
|
|
|
|
|
 |