06 Haziran 2005 Pazartesi       




 

Ahmet Tulgar


 
ahmet.tulgar@aksam.com.tr

Trende

   
 
Tren zaten başlı başına bir imge. Bütün taşıtlardan daha fazla bir imge. Başından sonuna kadar. İçinden geçtiği bütün modernizasyon, otomatizasyon sürecine rağmen tren, hala, 'kara tren'. Başından sonuna kadar imgelerle dolu. Ama başı boş bırakırsan bu imgeyi, bu imgeleri, bir yere de varamazsın. Git gidebildiğin yere kadar onun için bu imge ile, bu imgelerle.

Ben de tahmin etmemiştim bu kadar çok imge ile karşılaşacağımı, bu kadar derin duyumsayacağımı bu tren yolculuğunu birkaç gün önceden biletimi alır, ertesi gün de hatırlayıp, tekrar Güney Garı'na (Südbahnhof) koşup sigara içilebilen vagonda yerimi ayırtana ve Südbahnhof'a artık üçüncü gidişimde, yani cumartesi günü, trene binene kadar. Viyana'dan Berlin'e gitmek için.

Yol ucuza gelsin diye hem nakit hem vakit açısından Çek Cumhuriyeti üzerinden giden rotayı seçmişim. Neyse hareket ettik işte. Tıngır mıngır önce kıpırdandık. Çuf çuf sonra, yol almaya başladık.

Fakat daha tren garı terk ederken aldı mı beni bir romantizm, bir duygulanım. Bıraksam kendimi ağlayacağım. Ya da peşini bırakacağım beni çağıran imgelerin. Anıların. Özel anılarımın ve anıların, ortak tarihimizden gelen, Avrupa'nın yakın tarihinden gelen.

Anılar öyle hemen unutulacak, imgeler öyle hemen sönecek gibi değil tabii şimdi Birleşik Avrupa rüyaları görülüyor diye politik düzlemde ve serbest piyasada. Duygulara, korkutulmuş belleklere yansımıyor hemen paranın pulun pembe ışığı, yeşil ışığı.

Eminim şu trendeki çoğu yolcu benzer anılarla meşguldür, benzeş imgelerle karşılaşıyordur baktığı yerde ama bizimki biraz daha farklı tabii. Biz arama noktalarından daha yakın zamanlara kadar, bizzat kendimiz de geçtik. Cezaevi nakil araçlarına bizzat kendimiz uğurlandık. Bir bilinmeze doğru. Daha yakınlarda. Bu trendeki birçok yolcuya göre.

Ama önünde sonunda bir tren bir şehirden çıkarken böyle tarihi, siyasi orijinli, nedensellikli bir veda duygusu üretiyor insanda.

Ulan, yuh be, biraz kirli paslı bir kilometre taşı, elektrik direği gördüm mü, acaba İkinci Dünya Savaşı sırasında da bu burada mıydı diye düşünür oldum iki dakikada. Elimdeki kitabını kapadım Thomas Bernhard'ın, ipod'umu açmadım bile. Bakıp hüzünleniyorum, hatırlıyorum kitaplardan sayfalar, filmlerden enstantaneler.

Yollarda telef olanlar, toplama kamplarında inenler, sabotajcı direnişçiler bir köprüyü geçerken Tuna üzerinden. Hemen arkamdan, sigara içilmeyen vagondan sesi gelen Japon kadını da katıyorum bizim vagondaki herkesin, hepimizin ortak kaderine. Tren tarihin içinden geçiyor artık. Ve hepimizinki ne acı.

Tamam öyle Avrupa Birliği, global köy filan olayları oldu ama Avrupa demiryolu sistemi daha ne sürprizler hazırlamış yolumuza meğer. Daha ne imge zulalarını patlatacak. Sınırda yakalanacaklarını anlayınca siyanür haplarını patlatıp intihar edenleri bile hatırlayacağım. Daha çok acıyacak içim.

Avusturya'nın Çek Cumhuriyeti sınırındaki köylerinden birinde önce Avusturyalı jandarmalar teşrif ediyorlar trene. Ve pasaport kontrolü başlıyor. Onların derdi belli ki uyuşturucu; o yüzden birkaç artık 'freak' mi desem, 'grunge' mı, böyle deyimler kullanılıyor ya bizim kısaca 'uçuk' dediğimiz ya da 60'lı yılların 'hippi'leri ile karıştırdığımız gençleri isimlendirirken, işte o gençlerden bir grubun pasaport kayıtlarını bilgisayara giriyor, çantalarını açtırıyorlar. Kül tablasını karıştırıyorlar tıbbi müdahale eldivenleri takıp. Bu bile sinirleri iyice bozuyor, manzarayı iyice imgeselleştiriyor. Sınıra yaklaşırken.

Ve tabii asıl Çek sınır polisi ve asıl benim başıma gelenler.

Avusturya jandarmasının niye bu kadar az kalıp Viyana'da, hemen Berlin'e gittiğimi neredeyse hüzünlü bir kibarlıkla sorup, pasaportuma çıkış mührünü vurmasının ardından bu kez Çek sınır polisi arzı endam ediyor vagonda. Pasaportları kontrole o başlıyor şimdi de. Ya, hani serbestti dolaşım Avrupa'da artık, çok rahattı, böyle formaliteler pek kalmamıştı? AB üyesi Çek Cumhuriyeti'nin polisini benim Avusturya Başkonsolosluğu'nca tanzim edilmiş çok girişli, her seferinde istersem 90 gün kalışlı bir senelik 'Schengen' vizem kesmiyor. 'Nerede Çek vizen?' deyip duruyor. Bu kadar bile laf etmiyor, sadece 'Çek viza' diye neredeyse sayıklıyor sanki çok uzun zamandır süren bir uykunun içinde. Sahiden bilmiyordum Çek Cumhuriyeti içinden geçmek için biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vize gerektiğini. 40 Euro az vereyim, bir de Berlin'deki arkadaşlarımın şovuna yetişeyim diye bir sınır ihlaline kalkışmışım meğer.

Aldı Avrupalılaştıramadığımız Çek polisi benim pasaportu, oturdu, başladı bir form doldurmaya. Abartmıyorum, 15 dakika sürdü formu doldurması. Karşı koltukta oturan Avusturyalı yolcu da onun benim için bir geçici vize formu filan doldurduğundan, sınırda bu formla bana kısa süreli bir vizenin verileceğinden emin. Ben ona göre daha temkinliyim ama ben de aynı kanaatteyim. Ama hayır.

Çekler indirdi beni trenden tam Avusturya sınırında bir kasabada elime bu formu tutuşturup. Ben nasıl koşturuyorum o artık bana melek gibi görünen Avusturyalı jandarmaların peşinden peronda. Avusturya çıkış damgasını iptal ettiriyorum damgayı vurana. Sonra gidiyor onlar ve ben kalıyorum istasyonda. Bir ben bir de tren bileti alınan otomat. Ama bu kez de bozuk para bulamıyorum ceplerimde. Beni Viyana'ya geri götürecek tren de geldi gelecek. Para bozduracağım kimse de yok etrafta. İyice sinematografikleşiyor ortalık artık. İmge mi istiyordun, al işte imgelerden imge beğen. Bütün kapılarını zorluyorum istasyonun. Biri açılıyor. İçerideki memurlara paramı bozdurtuyorum ve bavulumu, çantalarımı sürüye sürüye ikinci perona çıkıyor, güneşin altında beklemeye başlıyorum. Şu ana kadar zarar 110 Euro. Bilet yandı, yeni tren bileti alındı.

Bu kadarla mı kalacak sandınız mali zarar? Kafaya koydum bir kere, bu akşam Berlin'deki arkadaşlarımın şovuna yetişeceğim.

Öğle öncesinin tren yolu imgelerinin yerine havaalanı güncelliğini koyuyorum öğleden sonra. Ve Avusturya Havayolları ile Berlin'e doğru havalanıyorum saat 16.45'te. Viyana, Schwechat Havalimanı'nda da, Berlin Tegel Havalimanı'nda da kimse ilgilenmiyor, bakmıyor pasaportuma. Sormuyorlar bile. Yürüyüp gidiyorum Berlin'in içine.


 

 

Diğer YAZARLAR

 



 
 

 

Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
| Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir