 |
|
|
|
Demokratik intifada
|
|
|
Avrupa Birliği'nde son yaşanan gelişmeleri yorumlayan bir Fransız yorumcu, kendi ülkesinde ve Hollanda'daki oylama sonuçlarını bir tür 'Demokratik intifada'ya benzetiyor. Gerçekten de bu mükemmel bir yorum ve birçok düşünür bu gelişmeye sürprizmiş gibi yaklaşıyorlar nedense. Halbuki fazla okuyup araştırmaya gerek de yok, sadece birkaç Avrupa ülkesine, örneğin Almanya ve Fransa gibi ülkelere son yıllarda turistik seyahat de yapsanız Avrupa Birliği'nin içten içe çürümeye başladığını, birliğin de çöktüğünü görebilirdiniz. Benim gördüğüm, hissettiğim, sıradan insanların gündelik yaşamlarında son derece mutsuz ve gelecekten korkar halde oldukları ve de yaşanan bütün olumsuzlukların sebebi olarak Euro'nun görülmekte olduğuydu. Euro, insanların yaşamakta oldukları sıkıntıların nedeni olarak sembolize edilmişti. Hele Almanya gibi daha önce güçlü bir para birimi olan ülkelerde, halk hemen her anını, mark günlerini hatırlayarak ve üzülerek geçirmekte. Yani anlayacağınız son sosyal/siyasal depremlerin kaçınılmaz olarak geleceği, çok önceden sadece basit gözlemleme yoluyla anlaşılabilirdi.
Ortak para birimi sistemine geçildikten sonra birlik ülkelerinde ekonomik krizler derinleşti. Bir başka yorumcu 'Ülkeleri birer restorant olarak düşünebilirsiniz ancak ortak para birimli Avrupa ülkelerinin hepsini bir McDonald's şubesine dönüştürdü ve her ülkeye de aynı muameleyi yaptı' diyor. Globalleşmenin Avrupa ayağı her ülkeye farklılıklarını göz önüne almadan standart muamele etti, bu da oluşan kriz ortamının derinleşmesine yol açtı. Bu gelinen noktada Avrupa'nın geleceğe yürüyebilmesi çok güç gözüküyor. Birçok uzman, ulusal para birimlerinin geri döneceğini söylemeye bile başladılar. Bilin ki o adım da atılırsa, Avrupa Birliği tamamen çözüldü diyebilirsiniz.
Olan bitene mizahçı gözüyle bakıp, 'Avrupa Birliği, Türkiye'yi üye olarak arasına almak yerine intiharı seçti' diye de yorumlayabilirsiniz. Türkiye'nin ve Türklerin sanki ana sorunmuş gibi ortaya sürülmeleri de şaşırtıcı değil; çünkü yine sadece yüzeysel bir gözlemle Avrupa'da sorunlu ülkelerin hemen hepsinde 'Ezildikleri' söylenen Türklerin bulundukları ülkeyi içten içe yavaştan ele geçirmeye başladıklarını görebilirsiniz. Avrupa'da yaşananların bundan sonraki aşaması, bağımsız para birimlerine dönüş yaşandığı takdirde ondan sonra da globalleşme sonrasında tepkisel milliyetçiliği keşfedecek ülkelerin hızla faşistleşmeleri olacaktır. Hem de bu kez faşizmin görünürdeki hedefleri Türkler olacaktır. Almanya için tarih tekerrür edebilir; çünkü hem en büyük kriz hem de geçmişe en büyük özlem de orada yaşanmaktadır ve o ülkede faşizme hazır bir siyasi iklim ne yazık ki yine vardır. Avrupa'da Türkleri büyük bir tehlikenin bekleyebileceğini söylemek zorundayım.
Globalleşmenin Gurusu Thomas Friedman'ın da tespit ettiği gibi, globalleşmeye tepkilerin yükseleceği ulusalcı hareketlerin dönemi açılmıştır. Ben uzun zaman önce eğilimleri sezinlediğimden, bu ülkede milliyetçiliğin, muhafazakarlığın tartışılması gerektiğini ve bu iki kavramı da modernleştirmediğimiz takdirde özellikle Avrupa'yı etkileyecek faşistleşme sürecinin çok kolaylıkla Türkiye'yi de içine alabileceğini söylemiştim. Modern muhafazakarlık ve modern milliyetçilik, globalleşmenin ekonomik boyutunu reddetmeyen ve hatta ekonomik globalleşmeye aktif biçimde dahil olan ülkelerde gelenekleri kuralları korumacı bir muhafazakarlığın ve da vatan sevgisi anlamında milliyetçiliğin mümkün olabileceğini savunan, bunun koşullarını araştıran, düşünen bakış açısıdır. Avrupa'nın da kurtuluşu bu yönde olabilir, bunun alternatifi ise içine kapanmaya başlayan faşist ülkelerden oluşan bir dünyadır ve bunun sonu da maalesef yeni bir dünya savaşıdır.
|
|
|
|
|
|
 |