 |
|
|
|
Karadan kara bir öykü
|
|
|
Denizlerin çocuğu, denizlerin insanı olmak demek, deniz dünyasının o kendine has yaşam sistemiyle uyumlanmış sabır, azim, uyum, kararlılık, cesaret, barış ve tutkulu sevginin kopmaz vefasını anlatan bir dünya anlayışına sahip olmak demek. Deniz çocuğu denizle büyüttüğü böylesi karakter özelliklerini karada da yaşar, yaşatır... Ruhu bedenle ne yöne gitse, her gittiği yerde denizden yeni çocuklar yaratır...
İzmir kara anasının bütünleştiği denizi var. Bir doğa parçasının ilk doğumundan bugüne birbiri ile yoğrulmuş bütün bir ruhu var. Ne kara denize, ne deniz karaya sırtını dönebilir.Kara ne büyütürse denizle büyütmüştür. Deniz de büyütebileceklerini karadan uzanan ellerle yaşatabilir ancak. Böylesi birbirinden kopmaz doğanın iki güzel varlığı... Kimdir peki denize sırtını dönenler? Elbette kara ile denizin asırlardır birbirini yaşatan yekpare vücut olduğunu bilemeyenler. Dünyayı sadece kara parçası olarak algılayıp, kara kara düşünenler. Derya derya düşünmek de varken ! Karada, havada, suda, bir toplumun kalp atışlarının heyecanı kadar bu kent bizimdir diyebiliriz, toprağın denizle sevdasını yaşatabildiğimiz kadar bizi anlatan bir yaşam örneğidir kent...
Denizimiz, istersek derya diyelim ona, bir koca derya bugün özünün sade temizliğini koruyabilmesi insanoğlunun elinde oldukça, her gün acımasızca kirletildikçe kendini korumak adına insanoğluna verdiği cevaplarda o denli sancılı olacaktır, insanoğluna... Deniz çoğu insan için ekmek teknesidir, besleyen anadır neredeyse. İnsanoğlunun, ekmek yediği teknenin içine, tükettiğinden geri kalan tüm pislik,artık ve çöpünü geri boca etmesiyle o tekneden temiz ekmek nasıl beklenir? Denizden ekmeği kazananın denize attığı her pislik, yediği ekmeğin sayısını azaltır, ve attığı pislik ve çöp gene atanın midesine iner... Etki-tepki yasası. Ne ekersen onu biçersin! Denizi kirletmek, deniz ahlakında yoktur. Kirletmenin iyi ahlakla, iyi ahlak sahibi olmakla da yakından uzaktan ilişkisi yoktur...
İzmir körfezini çevreleyen kıyı alandan açık denize ulaşan her alanda, ekmek teknesi üzerinde seyir yapanların, atık ve pisliklerini nasıl, ne biçimde, kaç ton yükünde boşalttıkları konusunda sıkı denettim şarttır. Özellikle kuvvetli esen rüzgarla, kıyıya vuran pislik kütlesi; deniz üzerinde,yanında, yakınında yaşayan insanoğlunun denizin o yüce ruhundan bir nebze koklamadığının göstergesidir. Gelen Turistler de kıyı denize vuran pisliği kütlesiyle seyrediyor. Ya biz, bizler! Yıllardır o pislik kütlesini gördükçe kan beynimize sıçrıyor? Bu kadar pislik ve çöplük yaratma faaliyeti içinde olanları ah bir görebilsek!
Ya derya olunuz, ruhunuz, düşünceniz büyüsün, mideniz, keseniz dolsun, yediğiniz içtiğiniz de temiz olsun, ya da dilerseniz o derya dünyasından bir haber olunuz, mideler neden guruldar, neden açlık çekiliyor sorusuyla bir ömür harcayıp hala kara kara düşününüz ! Pisletilen,kirletilen deniz kadar açtır oysa mideler! Denizin asla yutamayacağı kadar atık, pislik,çöp, kirlilik yaratan ne varsa o kadar aç kalır insanoğlu...Ama şunu bilelim, deniz asla yutmaz bunları...O da karada yaşayanlara yutturur bir gün, yuttuklarını... Deniz yasası bu, kara kara düşünenlerin hiç anlayamadıkları...Denizden bakış manzaranın vahim durumunu gayet net anlatıyor! Ya denizin kıymetini bilmeyenler ne anlatıyor ? Karnını hala niye doyuramadığının sırrını çözemeyenlerin Kara Hikayesini!
|
|
|
|
|
|
 |