 |
|
|
|
Eh be Tarkan
|
|
|
Tarkan gene Amerika'dan döndü. Gene İngilizce albümünün hazırlıklarını tamamlamış. Gene yorgunluk atmak üzere ülkesine gelmiş.
Eh be Tarkan. Eh yani!
Sordum öğrendim, Ahmet San 1995'te Tarkan'ı Amerika'ya götürüp Atlantic Records'la anlaşma imzalatmış.
Yani bir değil, beş değil, tamı tamına on senedir bu 'gene' geyiği dönüyor.
Muhtemelen havaalanı muhabirleri artık Tarkan'ı gördüklerinde sadece göz kırpıp, 'Gene mi?' diyorlar, o da tebessüm ederek, 'Gene' cevabını veriyor ve biz de ertesi gün gazetelerde bu tek kelimelik diyologdan hareketle yazılan haberleri okuyoruz.
'İngilizce albümünün hazırlıklarını tamamlayan ünlü popçu Tarkan Amerika'dan döndü. Türkiye'de bir süre dinleneceğini belirten sanatçı, albümünün sonbahar başında çıkacağını söyledi.'
Yahu nasıl bir albüm bu? CD'ye değil de DVD'ye mi basılacak? İçinde 700 şarkı mı olacak? Biri tutmazsa öbürü tutsun diye mi böyle yapılacak?
İçimden geldi, Edip Cansever'e bir selam çakayım, Tarkan için bir şiir yazayım dedim. Buyrun okuyun.
Albüm de albümmüş ha!
Bana mısın demedi bu kadar şarkıya,
Bir iki sallandı durdu,
Tarkan ha babam söylüyordu!
Blog tantanası
Komplocu bir kişilik olsam, 'Birileri düğmeye bastı' diyeceğim. Ne hikmetse memlekette birden blog muhabbeti dönmeye başladı.
Blog dedikleri bir nevi günlük. İsteyen her dünya vatandaşı, internet üzerinde bir günlük tutup bunu (teorik olarak) 6 milyar kişi ile paylaşıyor.
İtirazım, bunun gazetelere bir alternatif olarak görülmesi ve sunulması.
Her gün 15-20 tane blog'u takip eden biri olarak söyleyeyim: Yok öyle bir şey!
Bunların büyük büyük bölümü 'geçimini' haberlerden sağlıyor.
Yani gazetelerin, haber sitelerinin haberlerine birkaç kırıntı yorum yapıyorlar ve ilgili yere link veriyorlar.
Blog hadisesi şu bakımdan iyi bir şey:
Diyelim ki 'televizyon reklamcılığı' ile ilgileniyorsunuz.
Google'a, 'TV advertising blog' yazdığınız vakit önünüze konuyla ilgili sürü sepet adres geliyor.
Siz de bu sayede ilgi alanınıza dair gelişmeleri tek bir yerden takip edebiliyorsunuz.
Hepsi bu! Yani öyle alternatif olma durumu filan yok.
Sakın inanmayınız, lütfen aldanmayınız kıymetli okurlar.
Bir bilen olarak sizi temin ederim.
Ebru Çapa'yı kızdırdım
Hürriyet Pazar'ın muhabiri Şermin Sarıbaş, kadınların ayakta çiş yapmasına imkan veren 'sihirli koniyi' Ebru Çapa ile birlikte deneyip izlenimlerini yazmıştı. Ben de geyiğini çevirmiştim.
Ebru aradı. Çok kızmış.
Dedim ki, 'Yahu bu geyik! Sizin yaptığınız da geyik, benimki de! Sen de anlamadıysam ben öleyim.'
Yok. O öyle algılamamış. 'İki meslektaşını kırdın. Onu bil' lafıyla beni ezdi bitirdi.
Güzel iki meslektaşım, ben sizi kıracağıma kolumu kırarım. (Mecazi anlamda tabii.)
Bakın meseleyi kamuya da mal ettim. Demek ki iyiniyetten yana derdim yok.
Artık ölsem sihirli koninize de laf etmem, deneyenlere de ve tabii size de.
Anlaştık mı? Hadi barışalım.
|
|
|
|
|
|
 |