29 Mayıs 2005 Pazar       




 

Barış Bardakçı


 
baris.bardakci@aksam.com.tr

Saddam'ın donu, Hagi'nin beşliği, milliyetçi sahiller!

   
 
Pele...Ardiles...Keagan...Bizim çocukluğumuz sinemada gördü onları. Michael Caine ile yan yana hem de...

Slyvester Stallone 'Rocky' olmadan önce kaleciydi!

Bir Nazi hapishanesi kaçkınıydı çocukluğumuz! At yarışında sonuç önceden bellidir, bizi seçe saça yerleştirdiler. Sıra gelmedi test kitaplarından zamanında Simon Kuper okumaya... Futbol sadece futbol değildi ya, henüz Türkçe'ye de çevrilmemişti! 'Zafere Kaçış'tı filmin adı. Mahkumlarla gardiyanlar arasında alınan bir futbol maçı... Başlama düdüğü çalacak, top yuvarlanacak, o sırada mahkumlar kaçacak. Zaferle onur arasında korkunç bir seçime doğru ilerleyerek...

İlk orda gördüm ben Ardiles'i. Kevin Keagan'ı... Daha nasıl anlatsam, Anelka'nın transfer olduğu Manchester City takımının o kovulan beyaz uzun saçlı adamı bir dönem büyük futbolcuydu! Biz sadece bir iki numara öğrendik onlardan. Zaman o kadarına izin verdi... 'Zafere Kaçış'ın yönetmeni John Houston öleli çok oldu. Pele, bir reklam spotundan öte bir anlam taşımıyor pek çok kişi için, Ardiles'e ne oldu bilmem! Slyvester Stallone, Amerikalı'nın Vietnam'a yollayıp dönüşünde yüklendiği ve bunu bütün dünyaya bir güzel yedirip faşist diktatörleri bile ağlattığı (Ronald Reagan'ın en sevdiği film) 'Rambo' filmlerinden bir yenisini daha çekiyordur Allah'ın Irak'ında, Afganistan'ında... Ne yani yeni bölüme isim mi? Sly, Saddam'ın donuna karşı! İngiliz medyasının katkılarıyla!

Silahla kutlamak

Bizim filmimiz aslında çekilecek en Cannes'lık film! Oyun alanını terk eden topu tribünlerden almaya çalışan Ergün Penbe'ye maçı izleyen o zavallının yaptığı orta parmak-yumruk hareketi! George Hagi denen futbolu büyük, insanlığı küçük adamın eliyle 30 bin kişiyi sahada, milyonları evinde tahrik eden el hareketleri, akşam TV'de birbirlerine kına hediye eden koskoca adamlar, sözde futbol analistleri... Sayın Vali kendine güveniyor, ama pek film izlemiyor anlaşılan. Vahşet, kan, taciz, cinayet, hepsi bu sinemada! Yıllardır izliyoruz bu filmi. On-yirmi yıl önce o zamanın iki muhabiri Fenerbahçe-Galatasaray maçına saç sakal bahsine tutuşmuştu. O zaman medyayı yozlaştırmada tuzu bulunan iki muhabir bugün iki güzide TV kanalının üst düzey yöneticisi!

Onun için Ercan Taner'in çığlıkları bile medyatik kalıyor bu sinemada... Ümraniye'de bir çocuğun kutlamalar sırasında silahla göğsünden vurulduğu söyleniyormuş. Haber kesin de değil, osuruktan teyyare de olabilir ama siz siz olun silahlı kutlamayın sayın seyirciler! Silah bu milletin en boktan değeriydi, işte maçları kazanıp kazanıp adam öldükçe bir müddet sabrettik sayın seyirciler! Zamanında Tanju Çolak Monaco'ya çakınca ölen birkaç bebe o kadar da koymuyor muydu yoksa! Bu ülkede düğünlerde silah atılmaya futbol maçlarındaki başarımızla aynı anda başlamadı ya! Siz siz olsun geleneklerinizden birkaçını kıçınıza sokun deseydiniz ya o zamanlar!

Tahriğe kapılmamak

Son günlerde, futbol maçları öncesi topyekun ve kakofonik haykırılan İstiklal Marşı tartışması medyada süredursun... Tony Schumacher'in dokuz köyden kovulmasına neden olan kitapta ulusal marşlar hakkında bir anektodu hiç unutmadım. Alman kaleci, ulusal marşlar sırasında gözlerini kapatırmış. Herkes, 'Vay, büyük kaleci, vatanını seven adam' diye milliyetçi duygularını kabartırmış. Oysa Toni tek şey düşünürmüş, uzun bir kumsalda karısı ve çocuğuyla sonsuz gibi sürecek bir gün... Ulus, Tanrı, militarizm üçgenine sıkıştık çoktandır... Uzun bir kumsala ihtiyacımız var...

Not: Ercan Taner'in iyi niyetli uyarısı bir yana, Star TV, Çarşamba gecesi Şampiyonlar Ligi Finali'nde beni tam dehşete düşürdü. Maçı anlatan spiker, gecenin çok güzel geçtiğini, İngilizlerin kupayı hakettiğini, ancak gecenin sonunda tahriklere kapılmamamız gerektiğini söyledi. Tahriklere kapılmamak! Daha baştan birilerinin bizi tahrik edeceğini kabullenmek... Yani o birilerini baştan suçlu görmek... Bu tip anonsların etkili olmak bir yana kaş yaparken göz çıkardığı konusunda uzun uzun düşündürmesi gerek...




ORAL İLE OLİVER

  • Sizi bilmem ama, ben bir süredir Oray Eğin'i zevkle okumaktayım. Üzerine oturmayan gazete ilaveleri yöneticiliğinden kurtulmuş, gerçek yazar kimliğini bulmuş! Leyleği havada görüp Paris, New York demiyor, gidip izlenimlerini anlatıyor. Bu sıralar dünyanın diğer ucunda neler olduğunu merak edenler için dünyayı ufaltıyor.

    19 Mayıs tarihinde yazdığı yazının başlangıcı daha çok ilgimi çekti. New York'un ünlü dedikodu yazarı Cindy Adams'ın köşesini okumuş Oray. Birkaç ay önce ülkemize gelen yönetmen Oliver Stone'un Türklerden özür dilediği yolunda haberi yalanlayıp özür filan dilemediğini söylemiş Cindy Adams'a...

    Biz bunu, Oray'ın da başında bulunduğu 'Pencere' ilavesinde defalarca yazdık. Bunu görmek için ne New York'a taşınmaya ne de Cindy Adams okumaya gerek var. Ortalama her Türk vatandaşı, Midnight Express'in senaristi Stone'un buraya geldiğinde yayınladığı basın bültenini dikkatli okusa özür falan dilenmediğini anlayacaktı. Ancak, olayları istediği gibi göstermekte üstüne olmayan medyamız kötü yönetmen, başarılı illüzyonist kurgucu Stone'un ziyaretinden 'özür' çıkardı. Bu ülkenin yazarları magazin cehenneminde suya yazmaya devam etsin! New York'un dedikodu yazarları yazdığına göre gerçeği görüp hepimiz rahatlarız artık!




    SENEYE ALİ KIRCA KATILSIN! TEBRİKLER ATV HABER!

  • Hani kimsenin önemsemediği ucuz bir yarışmaydı? İki sene üst üste kendi dilimizle bile ifade edemediğimiz iki parçayla başarı kazandık, ayranımız kabardı. O ayranı kabartanlar da, içmeye ayranı olmadığından toprağını terk edip gurbet ellere emeğini satmaya gitmiş insanımızdı. Telefonla oy kullanma gibi ciddiyetten uzak bir yarışma sonrası iki yıl başarılı sayıldık, ne oldu? Sertab yabancı dilde albüm, Athena Gökhan yerli filmlerde jönlük yapsın diye mi? Ne kazandırdı bize, Türk'ün, Türkiye'nin imajı mı değişti? Gülseren birinci olsa ne geçim sıkıntısı kalacaktı, ne işsizlik, ondan mı yükleniyorsunuz kıza? Şarkının seçiminde bir suiistimal varsa, ki o 7 berbat parçadan hangisi katılsa en azından bu telefonla oy kullanma sisteminde sonuç değişmeyecekti, bulun çıkarın görelim araştırmacı gazeteciliğinizi! Hayır, kız havaalanına inmiş, seneye de katılır mısın diye sorup dayayacaksın mikrofonu. Papa'nın genelev fıkrası gibi, ne yanıt verirsin ki? Yok gitmedim, çok utanıyorum, ülkemi rezil ettim deyip tuvalete kaçıracaklarını düşünüyor olmalılar! Sonra da ekrana bindir o alaycı yazıyı: 'Seneye de Gülseren'le katılalım'. Yok yahu, bundan iyisi seneye Ali Kırca ile katılalım! Böyle acımasız habercilik olmaz olsun... Hem Sayın Kırca'nın sesi de çok güzel!


     

  •  

     
     

     

    Bu site AKŞAM INTERNET SERVİSİ tarafından hazırlanmıştır.
    | Web Editörü | Her Hakkı Saklıdır. ® Site içeriği izinsiz kopyalanamaz.
    Bu site en iyi 1024x768 çözünürlüğünde IE5.0 ve üzeri tarayıcılarda görüntülenebilir