 |
|
|
|
Perşembe günlerini dört gözle bekliyorum. Büyükadalı olan eşimden dinledim
|
|
|
Kapalı ve yağmurlu bir cumartesi sabahına uyardık. İçimden bir ses 'Çek yorganı kafana ve saatlerce uyu' diyor. Bu sesi dinleyip eve kapanmak da var, havaya haddini bildirmek de... Biz ikincisini yaptık
Yaşlı Rum balıkçılar İstanbul'da havanın perşembe günleri değiştiğine inanırlar, buna ilahi bir anlam yüklerlermiş.
Onlara göre hava perşembeleri dönermiş; ya güneşli ya da puslu, yağışlı günler başlarmış. Ben de kapılmışım ki bu anlayışa, geçen perşembe günü hava yüzünü asınca hemen 'Hafta sonu tatsız geçecek' deyiverdim.
Yorucu bir haftanın sonunu iple çeken birisi olarak bu karşılamadan pek de mutlu olmadım doğrusu.
Kapalı ve yağmurlu bir cumartesi sabahına uyandık sanki, içimden bir ses 'Çek yorganı kafana ve saatlerce uyu' diyor. Bu sesi dinleyip mayısın ortalarında ki bu iki günü eve kapanıp geçirmekte var, havaya haddini bildirmek de.
Eğer ikincisini yaparsak ömrümüzde daha kaç kez yaşayacağımızı kestiremeyeceğimiz iki güzel mayıs günü bizi bekliyor olacak.
Birinci seçenekse belki de geri kalan ömrümüzden miskin miskin yitirilmiş iki gün olarak geçecek kayıtlara.
Eşim hafta sonu çalışmak zorunda.
O 'Hiçbiri' seçeneğini işaretliyor.
'Çalışmak' seçeneği dışında bir seçim yapma ihtimali yok.
Diğer günlerden farklı olarak omlet ilaveli bir kahvaltının ardından onu gazeteye uğurluyoruz.
Hava giderek daha da kararıyor. Pencereden bakıyorum bulutlar sanki üzerime üzerime geliyor. Aklım yağmurla yorgan arasında gidip geliyor.
Annem ve kızım ben ne karar verirsem ona uyacaklar. Yağmur altında kaybolmuş iki gün, ya da...
Onbeş dakika sonra üç kuşak bir arada Şile yolundayız. Kızım her zamanki gibi maestroluk yapıyor. Güncel müziklerle zenginleştirilmiş üç metrekarelik dar alanda anneanne torun arasındaki 60 yıllık mesafe de kapanıyor ister istemez...
Kendimizi uzun bir yolculuğa çıkmış havasına kaptırıp yolda bir de yemek molası veriyoruz. Şile yolunda ki 'Bizim Ev' adlı restaurant'ın olağanüstü güzellikteki tatlılarıyla kapanışı yaptıktan sonra yoldaki ufak tefek alışverişlerin ardından bir saatlik seyahatimizi üç saatte tamamlayarak Karadeniz kıyısına ulaşıyoruz. Yağmurun hızı giderek artıyor.
Ne gam!
Üç nesil bir arada Balkanlar'dan gelen ya da nereden geldiği belli olmayan havayla dalga geçiyoruz.
'Zaman hırsızı' olduk biz!
Akıp giden hayatımızdan 32 saat çalmak için geldik buraya.
Sitenin girişinde bayram, kına ve mobiçi karşılıyor bizi.
Sitenin köpekleri onlar. Islanmış kuyruklarını sallayarak gelişimizden memnun olduklarını gösteriyorlar bize.
Site yağmura terk edilmiş bir kale gibi sessizliğin ortasında boynu bükük duruyor.
Biz üç hanım teslim alıyoruz kaleyi... Bayram, kına ve mobiçi gibi çiçekler de yalnızlıktan kurtuluyor bizim gelişimizle.
Ortancalar, sakız sardunyalar, begonyalar, gardenyalar, yeni gineler, açelyalar fısıldaşıyorlar kendi aralarında..
Öyle güzeller ki....
Sadece onları görmek için bile buraya gelmeye değer.
Arka bahçenin mahsunluğunu gidermek için kendimi oraya atıyorum.
Domates fideleri çiçek açmış. Patlıcan, biber fideleri çok canlı görünüyorlar.
Osmanlı çileği meyve verdi verecek...
Kiraz ağacımız olanca heybetiyle kol kanat germiş bizim yokluğumuzda diğerlerine...
Havanın serinliğine aldırmadan verandada çayımızı yudumluyoruz annemle.
Hırsızlığa geldik ya buraya havadan da çalıyoruz, sudan da...
Şömineye atılan odunların çokluğu üşüdüğümüzden değil aslında, gözümüz de doysun istiyoruz.
Eurovision Şarkı Yarışması'nı beklentisiz izliyoruz, fazla heyecan duymadan.
Yağmur hızını iyice artırıyor gecenin ilerleyen saatlerinde.
Olsun...
Biz zaten orada değiliz o anda.
Kızım ve ben zaman tüneline giriyoruz.
Annem 73 yıllık yaşamından anılar aktarıyor bize..
Benim bile birçoğunu ilk kez duyduğum acılarının, sevinçlerinin, hayal kırıklıklarının, pişmanlıklarının tozunu silkeliyor.
Geçmiş zamandan da çalıyoruz böylece.
Gece uzasın diye şöminenin ateşini sürekli destekliyoruz.
Ertesi gün güneşin kendini gösterdiği her dakikayı bahçede geçiriyoruz. Güneş hırsızlığı annemin ağrıyan kemiklerine iyi geliyor.
Akşam üzeri kendi ellerimle yaktığım mangalda, pişirdiğim köfte ve közlenmiş biberleri ikram ediyorum onlara.
32 saatin sonunda, boşalttığımız market poşetlerinin içine annemin tozlu anılarını, kızımın anneannesinden edindiği dersleri, çiçeklerimize bakarak doyurduğumuz ruhumuzu, zamandan çaldığımız dakikaların dayanılmaz zaferini, Eurovision'daki hayal kırıklığımızı, bahçemizden topladığımız soğanımızı da doldurarak yola koyuluyoruz.
Durduramadığımız zamana küçücük bir dokunuşla çalım attığımız bir hafta sonunu daha geride bırakıyoruz böylece.
Siz de yapabilirsiniz.
Öne geçmek için bir hamle yeter.
Hem de şu an yapın bunu..
Tutun zamanın iplerinden ve onu istediğiniz yöne çevirin.
İyi pazarlar efendim...
|
|
|
|
|
|
 |