 |
|
|
|
Anne değil bela sanki
|
|
|
İlginç bir konuşmaya ister istemez kulak misafiri oldum.Mekanı önemli değil, ancak; tüylerim diken diken kabardı işittiklerim karşısında...
Yaşları 20-25, iki delikanlı dertleşiyorlar. Kah kız arkadaşlarını, kah kaldıkları yurt ortamını derken sıra annelerine geliyor ve gür sesli esmer delikanlı derin bir iç geçirdikten sonra, yanındaki kumral delikanlıya anlatmaya başlıyor
- Allah kahretsin, Anne değil bela sanki. Sabahın seherinde başlıyor zırlatmaya telefonu. Açsam bir türlü açmasam öbür türlü. Açıyorum, 'Oğlum nasılsın yavrum. Akşam aradım yoktun. Ay çok merak ettim..' Merak edilecek bir şey yok anne, arkadaşlarla sinemaya gittik. 'Ama olur mu yavrum, bir haber verseydin...'
Kumral delikanlı, dinliyor ve ardından o daha acıklı bir içten sonra, seninkisi de bir şey değilmiş, benimkisi diyerek devam ediyorlar sohbete:
- Her Pazar sanki görevi benim uykumun içine etmekmiş gibi, arar. 'Oğlum hayatta mısın?..'Ha ana ölmedim uyuyorum. 'Yemeğini yedin mi?...' Aaa anneeee uyuyorum. 'Uyu aman istirahat et. Ben daha sonra ararım.' Der ve abartısız sekiz, dokuz, on..bir daha arar. Sıkılıyorum, ama ayıp olacak anamdır kırılmasın diyerek tutuyorum kendimi. Onun yüzünden kaç kız kaçtı... Düşünsene tam güzel bir şeyler paylaşmaya başlıyorsun, arıyor annen oğlum niye aramadın?.. Cep kapalı olsa, karşı komşuyu arayıp, ya size zahmet bir bakıver bizim oğlan açmıyor cebini gibisinden kurmuş tezgahı..
Düşündüm, ya acaba babaları yok mu bu delikanlıların?.. Derken esmer babasından söz etmeye başladı.
- Adam düşmüş bir belaya... Ayrılmak istiyor babam, annem canıma kıyarım... Babam vazgeçiyor, alem yaparken yakalanıyor. Dırdırları hiç bitmiyor, ne annem mutlu ne babam. Ama dışarıda mutlu bir aile tablosu çiziyoruz.
Kumral delikanlı, 'Benzeri bizimkilerde de yaşanıyor' diyerek, bu kez anne-baba hikayelerine dalıyor...
Oysa ki hayat, insanların ne canına kıymasını ne de istemedikleri hayatları tüketmek adına hiçbir zorlama getirmezken... Pek çok hayat bu ve benzeri çekilmezlerle tükenip gidiyor. Tükenip gitmesine hayıflanmıyorum, herkes dilediği gibi yaşar. Ancak, genç kızlar-delikanlılar hayattan korkuyor. İster istemez hayata soğuk bakıyor, ya da ebeveynsiz ortamlarımda da paylaştıkları mevzular bunlar vb, yani sorun-sorun-sorun yine aynı sorunlar oluyor...
Annelerden çok şikayet var, gençlik bunalıyor... Babalardan çok şikayet var, gençlik bunalıyor... Anne haklı olsa, baba haksız. Baba haklı olsa, anne haksız.
Kişilik yeterse
Gençler bu ikilemden zaman içersinde kurtuluyor kurtulmasına da, zaman eriyip gidiyor o tükenişin içersinde.
Kumral delikanlı, babasıyla çok iyi anlaştığını dile getirip, annesini de onunla birlikte idare edebildiğini söylerken...
Esmer delikanlı, ne annesini ne babasını, ne de birlikte olduğu kızlardan hoşnut. Yaşamda bir parazit olduğunu düşünüyor ve üstüne basa basa söylüyor: 'Anasını satayım ben ne hayat gördüm ki, hayat vereyim bir başka canlıya.Yaşarım hayatı dibine kadar, kızlarla geçerim dalgamı. Onlar da benimle eğlenir, sonra basar giderler..' Evet... Kendilerini yetiştiren annelere sitem yağıyor. Çünkü onların derdi annelerinin babalarının hayatları değil, ya da günde kaç kez hatırlarını sordukları değil. Onlar, yani gençler, yalnızca huzur istiyor ve yalnızca hayatlarının sahibi olmak istiyorlar. Elbette sevecekler anneyi de babayı da ama dünyaya getirdiler diyerek tapmıyacaklar öyle değil mi? İşte, eriyip giden zaman kimine göre üç beş yıl, kimine göre daha uzun, ve nihayetinde o süreç içersinde oturan kişilik, yetebiliyor özgür bir yaşamı insanca yaşayabilmek adına...
Ya yetmezse...
Düşünelim, esmer delikanlı hangi kızı ne kadar mutlu edebilir?
Düşünelim o kızında öyle bir ortamda nefes aldığını... Ne yaşayacaklar onlar? Esmer delikanlı yok olan kişiliğini kanıtlamak isterken, annesinin o zorlu baskısını aşmak isterken... Kız da aynı şeyleri yapmak isterken... Ben düşünemiyorum bile, havada uçan tencereler tavalar, mangalda kızışan hakaretler, senin anan senin baban, hayatımı mahvettin...
Hadi ayrılalım? Olmaz, ne der elalem? Nasıl büyür bu çocuklar anasız-babasız?
O zaman devam... Yıllar, sanki yaşanmamış gibi ihtiyarlarken...
Zaman bir mum gibi erirken...
Esmer delikanlı yaşlanırken, genç kız da yaşlanır. Genelde baba daha vakitli gider ya, anne kalır dul. Haydi bakalım, yeni bir senaryo. Onlardan dünyaya gelen evlatlar, artık kocası sayılır annenin. Yedi lafın biri, oğlum-kızım ben dul başıma nasıl yaparım, ne der elalem bir annelerine sahip çıkmadılar? Hooooppp şimdi ne oldu, esmer delikanlı- hayat dolu genç kız bir vakitler annelerini-babalarını çekiştirirken, onlardan isyan dolularken... İşte bakın benzediler onlara ve gördüklerini yaşadılar-yaşattılar.
Nasihat
Bir anne ya da bir baba iseniz, oturup bir saat düşünün ve evlatlarınıza verdiklerinizi tartınız. Onların hayatlarını mı satın almak, yoksa onların hayatlarına bir renk mi katmak daha güzel? Karar sizin, ama ben bir baba, biricik Duransel'im bir anne olarak; yavrularımızın arkasında ve onların istedikleri 'bir renk kadar' varız.
İYİ Kİ DOĞDUN İLKE
İYİ Kİ DOĞDUN NAZLI
İYİ Kİ DOĞDUN DORUK
ÖZGÜN DE ARANIZDA, GÜLÜMSÜYOR. MUTLU YILLAR HEPİNİZE. TÜKETMEYİN ENERJİNİZİ
Ve unutmayın, anneler-babalar hep yukardakiler gibi değil! Güzel hayatlar, güzel birliktelikler, güzel günler var, yeter ki hak edin mutlu olmayı. Ben ve Duransel'im, arkanızdayız. Telefon, e-mail, vs... Gerekmez bize, cepten cebe işleyip, e-mail ile 'nasılsınız?' diyecek kadar çökmedi yüreğimiz, hayattasınız ve yaşıyorsunuz... Ne güzel, yetmez mi? Bir anne, bir baba 'yaşadığı hayat' ile yavrularına mutluluğunun tohumunu bırakabiliyorsa... Ne gerek var, 'Alooo...' Zaten her birinin istediği renk kadar yanlarında değil miyiz, kalbimizde değil mi onlar?
Anneler gebe, babalar gebe, evlatlar gebe, gebeler gebe olup da hayatlar gebe kalmasın, hep aynı hüzünler yaşanmasın. Her hayatın acısı, tatlısı, dengesi var. Değmez hayatı tüketip, kahretmeye, mahvetmeye. Her hayat varlarıyla mutlu olmasını bilmeli, aksi alde istekler hiç bitmez. Hiç kimse hiç kimseye bir dilek ağacı olamaz. O halde, insanca yaşamak var iken, mallar tapulu, yaşamlar tapulu, olur mu? O-L-M-A-Z...
Yetsin artık bu kadar nasihat, güzel pazarlar, güzel günler...
|
|
|
|
|
|
 |