 |
|
|
|
Her köşesinde meramınızı Türkçe anlatabileceğiniz bir ada: RODOS
|
|
|
Önce biraz tarih... Rodos, Fatih Sultan Mehmet'in hayallerini süsleyen bir adaydı ama adayı Rodos Ş övalyelerinden Kanuni alabildi. Mimar Sinan tarafından çizimi yapılan Süleymaniye Camii, Papandreu'nun dışişleri bakanlığı sırasında verdiği söz sonrasında onarılan minaresiyle Rodos'ta Türk, Yunan ve İtalyan mimarisinin ortak eserlerinin en mükemmeli olarak kentin zirvesini süslüyor. Tarih boyunca en kanlı savaşlara sahne olan Rodos şimdi barışın en önemli simgesi turizmden pay alıyor. 1400 km2'lik yüzölçümü ile oniki adanın en büyüğü olan Rodos, Anadolu kıyılarına çok yakın. Rodos'tan başka büyük şehri olmayan adanın 3 limanı da merkezde. Antikçağ'ın 7 harikasından biri olan Rodos Heykeli de Mandrake Limanı'nda bulunuyordu. Bu heykelin ayaklarının bulunduğu yerde şimdi biri dişi biri erkek iki karaca bulunuyor. Bu karacalar Oniki Ada'nın günümüzdeki simgesi. Rodoslular neredeyse 40 yıldır turizmle geçiniyor. Bunu başarırken de başta Türkiye'deki komşuları olmak üzere herkese ders veriyorlar. Rodos, şu anda Atina'dan sonra Yunanistan'ın ikinci büyük turizm merkezi unvanını taşıyor. Turizmin İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra gösterdiği gelişmelerden faydalanan Yunanistan, son 25 yıl içerisinde özellikle Rodos'ta sistemli bir şekilde geniş yatırımlara girişerek uluslararası standartlarda turizm tesisleri kurmuştur. Adada yaklaşık 180 adedi 3 ve 5 yıldızlı olmak üzere, 65.000 yatak kapasiteli 222 turistik otel bulunuyor. Ancak, bu otelleri yaparken kentin tarihsel kimliğini korumaya da özen göstermişler. Her gün binlerce turistin günübirlik gezmeye geldiği Rodos'ta, başta 10'dan fazla caminin bulunduğu Türk mahallesi olmak üzere tüm tarihi eserler koruma altına alınmış durumda. Rodos'tan, Atina'nın Pire Limanı'na ve Oniki Ada'nın diğer adalarıyla düzenli deniz ulaşımı bulunuyor. Bu düzenlilik Rodos'u hava taşımacılığı için de öne çıkarmış durumda.
Eğlence merkezi falikari
Falikari, dört ve beş yıldızlı otellerin arasında kurulmuş, içinde lunaparkların, devasa eğlence yerlerinin bulunduğu, son zamanlarda Rus hayat kadınlarının da dadanmasıyla biraz eski havasını yitirmiş bir eğlence merkezi. Burada İngiliz ve Alman turistlerin geceyarısından başlayarak sabahlara kadar süren çılgın eğlencelerini izlemek çok keyifli... Geleneksel Rodos eğlencesini ise sık sık düzenlenen yerel panayırlarda bulabilirsiniz.
Lindos'u görmeden dönmeyin
Rodos'un antik yerleşiminin adı Lindos. Osmanlı döneminde de korunmuş bir bölge. Bir zamanlar 'kaplan kelebekleri' ile ünlü olan Kelebekler Vadisi'ne Afrika'dan süs olsun diye getirilen papağanlar, kelebeklerin çoğunu yediğinden dolayı sayıları azalmış durumda. Kelebekler Vadisi artık tarihe karışmak üzere ama Lindos Akropolisi hala en çok ilgi çeken yerler arasında. İçinde bir caminin de bulunduğu Lindos Köyü'nde Rodos'tan farklı bir mimari tarz görebilmek mümkün. Assos'taki Athena tapınağının çok benzeri bir mimari eser aynı adla anılıyor. Bu yüksek kente çıkmak için önerimiz şu; katırla çıkın ve yaya olarak geri dönün ki tadı çıksın.
Nerede ne yenir?
Rodos mutfağı, Türk-Yunan-İtalyan karışımı bir mutfak. Nuri Dimrilli'in yönetici olarak çalıştığı Archipelagos, eski şehrin tam göbeğinde, meydanda bulunan bir restoran. Ahtapot, kalamar ve et çeşitlerinin yanısıra İtalyan mutfağının etkisini gösteren makarna ve pizzaları bulabilirsiniz.
Rodos Çarşısı içinde bulunan Ali'nin Kahvesi ise, Kanlıca yoğurdu tadında yoğurtları meyve reçelleri ile birlikte yiyebileceğiniz, geleneksel telveli kahveyi içebileceğiniz bir yer. Müzikli bir akşam yemeği için Meyhane Boğazı'ndaki Romeo'yu öneririz. Türk misafirler geldi mi 'çiftetelli' çalıyor.
Nasıl gidilir. nerede kalınır?
Rodos, en kolay ulaşılan Yunan adalarından biri. Marmaris'ten her sabah ve her akşam düzenli kataraman gemiler kalkıyor. Bazı Avrupalı turizm şirketleri 15 günlük turlarda, 7 gün Marmaris ve7 gün Rodos veya Simi Adası sattıkları için Dalaman Havalimanı ile Marmaris Limanı arasında düzenli seferler yapılıyor. Gemiler yaz aylarında çok sıkışık olduklarından dolayı yer ayırtmakta yarar var. (Merkez Acente: 0 252 4126486) Ayrıca Mavi Yolculuk tekneleriyle de Rodos'a gitmek mümkün ama Yunanistan vizesi almayı unutmayın sakın. Yüzlerce otelin bulunduğu Rodos'ta kale içindeki küçük otellerde tarih soluyabilirsiniz.
LEZZETLERİ BİLİNÇLE KORUMAK
Bizim neden bir mutfak akademimiz yok?... Bu soruyu sormamızın nedeni geçen hafta İzmir'de açılan 'İtalyan Mutfağının 50 Yılı' adlı sergi. Sergiyi İtalyan Kültür Merkezi ve İzmir Konsolosluğu Türk iye'ye getirdi ve son derece de yararlı bir iş yapmış oldu. Sergi daha sonra Ankara'ya taşındı ve halen Ankara'da izlenebiliyor. Önce gerçek duygumuzu dile getirelim: Bu sergiyi gezerken tanıma olanağı bulduğum 'Accademia İtaliana Della Cucina' yani İtalyan Mutfak Akademisi'ni çok ama çok kıskandım.
Önce bilgi verelim: İtalyan Mutfak Akademisi, bu antolojik sergiyle lezzet ve sofra kültürü gelişiminin son elli yılda geçirdiği evrelerin bir portresini ortaya çıkarmaya çalışıyor. Akademi Başkanı Giuseppe Dell'Osso görevlerini şöyle tanımlıyor: 'İtalyan Yemek Akademisi, zaruri ihtiyaçlar, teknolojik ilerleme, refah, geleneklerinin gelişiminin yanısıra reklam, sanayi ve pazarın toplum ve tüketici üzerinde gerçekleştirdiği değişimlerden yıllar boyunca etkilenen yeme tarzımıza bağlı davranışları ve özellikle de olayları resmederek, bu sergiyle son elli yıldaki sofra ve yemek zevki gelişiminin kat ettiği yolu ortaya koymak amacındadır. Çıkarılan bu portre, gerçekleri, karakterleri, davranışları ve aynı zamanda, toplumumuzun hayati ihtiyaçlarını, gelişimini, memnuniyetini ve yüksek kültür seviyesine bağlı olarak değişen yemek tarzımıza ilişkin olayları biçimlendirmektedir. Savaş sonrasından günümüze varan zaman dilimi içerisinde İtalyan mutfağının gelişimi ele alındığında, sürekli bir devinim halinde olan aşçılık tekniği, beslenme alışkanlıklarını değiştiren lezzet gelişimi, geleneklerin farklı yorumları ve dokunun derin değişimi gibi yapısal farklılıklar ortaya çıkmaktadır.'
Bölgesel farklılıklar
İtalyan Mutfak Akademisi, 1953'te kurulmuş, İtalyan mutfağı geleneklerini koruma ve İtalya veya diğer ülkelerde, özellikle gelenek, medeniyet, kültür ve bilim açısından değerlenmesini sağlamak gibi bir misyon yüklenmiş. İtalya'da resmi dil olan İtalyanca'nın yanı sıra yerel diller de konuşuluyor. İtalya bir lehçe ülkesi. 20'den fazla bölgenin kendine has lehçesi var. Kimisi standart İtalyanca'nın kolay anlaşılabilir türünü (Roma, Bologna, Toscana) kimileri de hiç de kolay anlaşılmayan bir türü temsil ediyor (Bergamo, Sicilya). Sergiyi düzenleyenler, 'İtalya'da halen bölgesel dillerle konuşulmaya devam edildiği düşünüldüğünde bir İtalyan mutfağı hakkında biraz tedbirli konuşmak gerekiyor; bugün iç göçlerin (Güney'den Kuzey'e ya da Kuzey'den Güney'e) ve dış göçlerin sonucunda bölgesellik daha farklı ve daha çok tanınıyor. Gerçekten de bulunduğu coğrafyaya ve halkına sıkı sıkıya bağlı olan yöresel ve bölgesel mutfaklardan oluşan zengin bir mozaik bulunuyor. Aslında temel ürünleri sağlayan toprak olsa da hayal gücü ve tutku ortaya bir ürün çıkarıyor. Bir çelişki olarak görülmesin ama bunu aynı zamanda hep yeni ve eşsiz bir şeye dönüştürebilen de insanın ta kendisi' diyorlar.
Burada İtalyan mutfağı mı daha zengin yoksa Anadolu mutfağı mı tartışmasına girmek istemiyorum. Anadolu mutfağı için sık sık söylediğimizi bir kez daha yineleleyim: Biz üzerinden 70'den fazla uygarlığın geçtiği bu toprakların sonsuza kadar sahibi olan laik-demokratik bir cumhuriyetin bireyleri olarak Türk mutfağının benzersiz olduğunu ve korunması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye'nin de bir mutfak akademisine ihtiyacı var.
Anadolu'nun zengin mutfağı da sosyal dokudaki köklü değişimlere paralel bir halde değişiyor. Değişimin motorları ise pişirme tekniklerinde, teknolojilerindeki değişim, zevklerdeki değişim ve bunların getirdiği beslenme seçenekleri olarak görülüyor. Kitle iletişim araçlarında, zaman zaman bu köşede biz de bu değişime katkı yapıyoruz. Bu süreç yenilikçi bir süreç ama tüm dönüşümler gibi bir şeyleri de değiştirmektedir. Hızla küreselleşen dünyada Türk mutfağının geleceğinin ne olacağı sorusunun yanıtı da belki de Anadolu Mutfak Akademisi'nde verilecektir. Belki de Anadolu Mutfağı Rönesansı da bu akademide gerçekleşebilecektir. Bu köşede hep söylemiyor muyuz: 'Mutfak tarihi zaten toplumların uygarlığını ve tarihini yansıtmaz mı?'
İtalyan mutfağı sergisinde de altı çizildiği gibi, mutfak sanatının, beslenme alışkanlıklarının, zevkin, geleneklerin ve bölgesel yemeklerin, bakış açılarının sonuçlarını çıkarmak gerekir. Bugün aşçıların, restoran işletmecilerinin, tüketicilerin ve kurumların bilinci, sofranın sunduğu keyifleri ve sohbetleri paylaşmanın yanı sıra bir tadın, kokunun, el değmeden yapılmış bir ürünün zevkini keşfetmenin ne kadar önemli olduğu bilinci olmalı.
Akdeniz Buketi
Bugün size İtalyan mutfağının yeni örneklerinden bir yemeği, İtalya'dan elimize geçen bir mönü ile birlikte sunuyorum.
Malzeme: 2 çorba kaşığı tereyağı, 2 çorba kaşığı zeytinyağı, 4 diş sarımsak, 2 adet kuru soğan, 4 adet yeşil biber, 2 adet domates, 400 gram börülce, 1 tatlı kaşığı beyaz toz biber, 1 su bardağı beyaz şarap, 10-12 tane siyah midye, 5-6 tane kum midyesi veya kidonya, 300 gram karides, 200 gram midye içi.
Hazırlanışı: Tereyağını tencerede eritip ince doğranmış kuru soğanı ve dövülmüş sarmısağı ilave edip kavurun. Küçük doğranmış yeşil biberi, kuşbaşı doğranmış domatesi ve iki parçaya ayrılmış börülceleri ilave edin. Beyaz şarabı üzerine dökün. Suyunu çekene kadar pişirin. Hazırladığınız harcın yarısını tencerenin dibine yayın. Üzerine, doğranmış karidesleri ve kabuğu çıkarılmamış midyeleri yerleştirin. Kalan harcı üzerine serin. Pişmesine yakın zeytinyağını üzerinde gezdirin.
|
|
|
|
|
|
 |