 |
|
|
|
Çin'in kaderi ne?
|
|
|
Üç gündür Çin'in gelecekteki durumunun ne olacağı, Sovyetler Birliği'nin yükselme ve düşüşü benzeri, çok hızlı bir büyüme sürecinden sonra durgunluğa girip girmeyeceği konusuna uzun vadeli bir yaklaşım getirmeye çalışıyoruz.
Ekonomide büyüme ya emek ve sermaye gibi girdilerin harekete getirilmesi ile sağlanıyor, ya da teknolojik değişme, prodüktivite artışı veya verimlilik, yani gridi başına çıktı artışı ile sağlanabiliyor. Tarih kalıcı, durgunluğa girmeyecek büyümenin, ancak bilgiye dayanan teknolojik değişme yani prodüktivite artışı ile sağlanabildiğini gösteriyor. Sovyetler Birliği veya Asya Kaplanları gibi geçmişte çok hızlı büyüme yaşamış ülkelerde yapılan incelemeler bu ülkelerin girdileri mobilize etmekte başarılı olduklarını ama teknolojik değişim sağlayamadıkları için, girdileri yığmalarına ve yatırım yapmalarına rağmen kriz yaşadıklarını gösteriyor. Tabii küçük Singapur veya Kore ile Japonya veya Çin pek karşılaştırılabilir değil.
Japonya'nın 1960 ve 1970'li yıllarda yaşadığı hızlı büyüme yapılan araştırmalarda hem girdilerin mobilizasyonuna hem de teknolojik değişime ve verimlilik ve etkinlik artışına bağlı görülüyor. Yani Sovyet deneyiminden farklı. Ünlü Nobel ödüllü iktisatçı Amartya K.Sen, Japonya'nın hızlı büyüme sürecinde, bu ülkedeki eğitim düzeyi nedeni ile teknolojik değişme hamlesinin yapılabildiğine dikkat çekiyor. A.K. Sen 19'uncu yüzyıldaki Meiji restorasyon döneminden önce bile, yani Japonya sanayileşme ve modern ekonomik kalkınma hamlesine girişmeden evvel, Japonya'nın eğitim düzeyinin Avrupa'dan çok çok yüksek olduğunu vurguluyor. Bu faktörün sonucu Japonya'nın Batı'yı teknolojik düzey olarak yakalamayı diğer ülkelerden çok daha kolay gerçekleştirebildiğini ortaya koyuyor. Ancak, gene ünlü iktisatçı Paul Krugman, Japonya'da son yıllarda prodüktivite artışının durmuş olduğunu, insan kaynağının yaşlanması olgusunun büyümede durgunluğa neden olduğunu, böylece Japonya'nın geçmişte ümit edilen şekilde ABD'yi yakalama olgusunun artık zorlaştığını gündeme getiriyor.
Çin ise farklı. Çin bugün bile hala çok fakir bir ülke. 1978 yılında başlayan ekonomik yaklaşım reformu hareketinin Çin'in kaderini kalıcı şekilde değiştireceği kesin. Çin 1.3 milyar kişi ile o kadar büyük bir nüfusa sahip ki Batı'nın prodüktivite artışı ve teknoloji düzeyinin çok küçük bir kısmını bile gerçekleştirebilse, derhal büyük bir ekonomik güç haline gelecek durumda işe başladı. Bu gerçek ise dünyanın ağırlık merkezinin değişmesine neden olacak gibi gözüküyor.
Ancak Çin ileride sorunlar yaşayacak gibi. 2005 yılı içinde ülkemize gelen Nicholas Lardy adlı Çin uzmanının Çin'in büyüme süreci hakkında değerlemesi şu şekilde. Çin'in ekonomik büyüme atılımının, büyük çapta, hızla sermaye birikimi yani girdi mobilizasyonuna dayandığı görülüyor. Burada hızlı sermaye yatırımında, çok yüksek iç tasarruf oranı ile yabancı sermaye girişinin bir arada etkili olduğunun altı çizilmek zorunda.
Ancak Çin deneyiminde dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var. Bu Türkiye açısından önemli ışık tutacak bir nokta. Çin çok büyük ve verimsiz bir tarım sektörüne sahip. Aynen bizim gibi. Biz de nüfusun yüzde 35 kadarının üretimin yüzde 13 kadarını yaptığı bir tarım sektöründen, mesela AB üyesi olma sürecinde, tarım insanlarını sanayi ve hizmet sektörlerine aktarmak zorundayız. Çin çok büyük sayıda insanı verimsiz tarımdan imalat sanayiine aktarırken, tarımdaki emek fazlası azalırken, azalan verim kanunu da devreye girecek.
Dikkat etmek zorundayız ki, Çin'in ekonomik büyümesi tek tek sektörlerde prodüktivite artışı sağlamak yerine, prodüktivitesi düşük sektörlerden prodüktivitesi yüksek sektörlere insan kaynağı aktarmak ve sermaye yığmak ile sağlanıyor. Yani her sektörde o sektörün kendi prodüktivite düzeyini artırmak ile değil. Bu nedenle Çin hızlı büyümeye bir yere kadar devam edebilecek gibi gözüküyor. Bu nedenle, tek tek sektörlerdeki verimlilik artışını sağlayacak reformlar yapılmadığı takdirde (mesela aynen bizdekine benzer kamu şirketleri reforme edilmediği ve prodüktivite düzeyleri artırılmadığı takdirde) tarımdaki emek fazlası yavaş yavaş ortadan kalkarken, Çin'in büyümesi de yavaşlamak zorunda.
Biz buna benzer bir şeyi kendi ihracat hamlemizde yaşamış bulunuyoruz. Türkiye'de tekstilde ihracat hamlesi yapılırken ucuz emeği tarımdan tekstil ve hazır giyime aktardık, sermaye ile birleştirerek imalat sanayii sektöründe istihdam ettik, üretimi de ihraç etmeye başladık. Ama bugün ücret düzeyi ile verimlilik düzeyi bir arada düşünüldüğünde, ücret düzeyi çok düşük olan Çin ile, tekstil ve hazır giyimde, Çin'in düşük verimlilik, teknoloji ve üretim kalitesi sorununa rağmen, rekabet edemez duruma geldik. Bizim emek verimliliğimiz daha yüksek bir düzeyde ama, ücret ve verimlilik bir arada göz önüne alınınca her alanda rekabet edemiyoruz.
|
|
|
|
|
|
 |