 |
|
|
|
'Evet', 'Hayır' ve Piyasalar
|
|
|
Sadece Türkiye'nin değil, bütün dünyanın gözü Fransa'da. Çok çelişkili haberler geliyor. Bir yandan AB'den bir zat 'Türkiye'ye müzakere tarihi verilmiştir, geri dönüş olmaz' derken AB dönem başkanı Lüksemburg Başbakanı Junker isimli bir zat çıkıp 'Türkiye ile müzakerelere soğuk bakmıyorum, sıcak da bakmıyorum' diyor. Bakın daha neler söylüyor;
'Türkiye, tarih kitaplarımızda bize her zaman bir tehdit olarak tanıtıldı. Sanıyorum bu duygu çok yerleşmiş durumda. Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerinin 3 Ekimde başlatılmasını kararlaştırdık. Son derece uzun ve ucu açık müzakereler söz konusu olacaktır. Bu sürecin sonunda ya Türkiye'nin tam üyeliğine karar vereceğiz ya da basit bir ortaklıktan daha fazla, tam üyelikten daha az işbirliği öngören bir formül bulacağız.'
Bu görüş ve tartışma karmaşası içinde piyasalar kendine yön belirlemeye çalışıyor. Yatırımcının kafası karışık ve pazartesi günü piyasalar açıldığında ne olacağını tahmin etmeye çalışıyor.
Halbuki bu tür durumlarda tahmin yapmanın ve ne olacağını kestirmeye çalışmanın bir anlamı yoktur. Ortada bir risk vardır ve bu riskten etkilenmemenin en basit yolu, bu riskin etkileyebileceği parametrelerden uzak durmak ve eğer bir fırtına olursa bu fırtınadan en az zararla çıkmaktır.
Hafta sonunda yapılacak referandumdan her iki sonucun çıkması olasılığı neredeyse aynıdır ve bu sonucu kimsenin bilmesine imkan yok. Fakat pazartesi günü piyasalar açıldığında doların, faizin ve borsanın çok kısa vadeli yönünü bu sonuç belirleyecektir. Yatırımcı her halükarda pişmanlık duygusunu yaşayacaktır. Eğer 'hayır' çıkarsa hisselerini satmadığı için pişman olacak, 'evet' çıkarsa hisselerini sattığı ya da daha fazla hisse almadığı için pişman olacaktır.
Geçmişe yönelik istatistiksel analizlerim ve tecrübelerimi birleştirdiğimde bu hafta sonuna riskleri azaltarak girmenin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Neden?
Varsayalım ki 'evet' çıktı. Bu durum 3 Ekim'de müzakerelerin başlayacağının garantisi midir? Elbette ki hayır. Sadece üzerimizdeki baskıyı azaltır. 3 Ekim'de müzakerelerin başlamasının önündeki en önemli engel, Ankara Anlaşması'nı genişleten ve AB'ye gönderdiğimiz mektubu AB Komisyonu'nun 25 ülkesinin kabul etmesidir. Bu bağlamda Kıbrıs Rum kesimi sürekli ayak bağı olacaktır. Referandumdan 'evet' çıkması sadece bir tane engeli bize atlatacaktır. Ardından Kıbrıs Rum kesimi engeli ve bunun da ardından Almanya'da sonbaharda yapılması beklenen seçimler vardır. Schröder'in yenilgisi AB sürecimize yeni bir parametre daha eklemiştir. Muhalefet partisi lideri Mervel açıkça Türkiye'nin müzakerelere başlamasını engellemek için elinden geleni yapacağını söylemiştir.
Dolayısıyla 'evet' çıkması geçici bir iyileşme yaratacak ve pazartesi sabahı fiyatlara anında yansıyacaktır. Herkes satış fiyatını borsada en az beş kademe yukarı yazacaktır. Fakat uzun soluklu, sağlıklı bir çıkışı başlatmayacaktır. Çünkü 'evet' çıkması müzakere sorunumuzu kökten çözmüyor.
'Hayır' çıkarsa, piyasa sanki müzakere tarihi almamışız gibi bir duruma göre fiyatlama yapacaktır. Yani olumsuz etkisi daha sert olacaktır. Fakat unutmayınız ki, 'hayır' çıkması, izleyen günlerde özellikle borsada inanılmaz ucuz fiyatları da beraberinde getirerek orta vadeli düşünenlere çok iyi alım fırsatları sunabilir. Ama ister 'evet' ister 'hayır' olsun, pazartesi günü yaşanacak büyük dalgada yüzmeye kalkışmamak gerekir. Pazartesi günü işlem yapmaya kalkışan amatör yatırımcının zarar etmesi neredeyse kesindir.
|
|
|
|
|
|
 |